Bir cami derneğinin ısrarlı daveti üzerine Mart ayında dönmek şartıyla 26-8-2014 tarihinde Fransa’ya gittim. Paris’e yakın, fakat Orleans’a bağlı Montargis/Chalette Fatih Camii’nde altı ay görev yaptım: Camide her gün tefsir dersi verdim. İki ayda bir yapılan sömestre tatillerinde Kur’an okuma dersleri ve Temel Dini Bilgiler de verdim. Ancak öğrencilerin hiçbiri Türkçeyi iyi bilmiyor. Baba veya annesinin telefon numarasını veremeyecek durumda. Temel Bilgiler kitabını da okumakta zorlanıyorlar. Bu zorluğa rağmen Türkçeyi öğrenmeleri için kitaptan okumalarında ısrar ettim. Ben de dersi takrir etmek yerine kelime kelime takib etmeleri şartıyla kitaptan okuyarak Türkçelerini geliştirmeye çalıştım. Bunların hepsi okul öğrencisi. Türkiye’den giden öğretmenlerin Türk çocuklarıyla gereği gibi ilgilenmediği veya ilgilenemediği anlaşılıyor. Fransız okullarında görevli Türk öğretmenleri dışında Türkler tarafından açılmış bir dershane de bulunmasına rağmen on yaş civarındaki öğrencilerin Türkçesinin çok zayıf olması bir tehlikeye işaret etmektedir. Buna bir çare bulmalı.

Fatih Camii Derneği’nin tertip ettiği ev sohbetleri sonunda Cami Kütüphanesinde mevcut kitaplardan uygun bulduklarımı ev sahibi olanlar ve sohbete katılanlara birer tane verirken bile “Türkçemiz yeterli değil rahat okuyamıyoruz” itirazlarıyla karşılaştım. Bunun üzerine “zorlanarak da olsa okur, hem bilgi sahibi olur ve hem de Türkçenizi geliştirmiş olursunuz” diyerek belli bir süreliğine emanet verdim. Tüm cami derneklerinin ev sohbetleri düzenleyerek ve ayrıca gerek direkt olarak camiden kitapların emanete verilmesi ve gerekse sohbet yapılan evlerde emanete bırakılması oradaki Türkiyeli tüm dindaşlarımızın kültürlerini ve Türkçelerini geliştireceği kanaatindeyim. Bu konuda Türkiye Dışişleri ve Milli Eğitim Bakanlığı’na büyük bir görev düştüğü açıkça görülmektedir.

Cuma vaazları dışında her gün yaptığım tefsir, fıkıh dersleri, namaz dua ve surelerin doğru okunmalarını sağlamak ve bunların mana ve mesajlarını öğrenmeleri için yaptığım çalışmalarda bir problem yaşanmadı ama Cuma vaazlarının sonunda iç ezanın da içerde okunması vaazlarımı kesmemi gerektiriyordu. Vaaza devam etmek istesen ezan ile çatışma dolayısıyla verimli olamıyordum. Zaten işçiler camiye erken gelemiyor, vaazın başına yetişemiyor. Hutbeleri de maalesef Türkiye’de olduğu gibi kısa kesmek zorunda kalıyordum. İlk ezanın terk edilmesini teklif ettimse de diğer tüm camilerde okunurken bizim terk etmemizin yanlış anlaşılacağı düşüncesiyle bunu gerçekleştiremedik.

Bu çıkmazı Diyanet İşleri Başkanlığı ortadan kaldırabilir. İlk ezan çevredeki Müslümanlara Cuma vaktinin geldiğini duyurmak için okunur. Orada ülke hükümetinin izin vermemesi dolayısıyla dışarıda ezan okunamıyor. Öyleyse içerde Hutbeden önce okunan ezan ile yetinip ilk ezanın terk edilmeli ve bunun yerine 3-5 dakika daha vaaz verilebilmelidir.