Yavuz Sultan Selim israftan ve gösterişten uzak sade ve
mütevazı bir hayat yaşamayı tercih ederdi. Hayatı boyunca da bu tercihine sadık
kalmıştır. Bir gün Sirkeci ile Sarayburnu arasında sahile yakın bir yerde bir
köşk yaptırmak ister ve bunun yapımıyla da Hazine Defterdarı Abdüsselâm Bey
adında birini görevlendirir. Abdüsselâm Bey zamanın ünlü zenginlerindendi. Çok
da hayır yaptığı için Ebü l-Hayrat adıyla şöhret bulmuştur. Köşk biter.
Bakmaya giden Yavuz karşısında çok ihtişamlı bir köşk görünce son derece
hiddetli bir şekilde; Ben sana bu kadar para sarfına ruhsat vermemiştim; basit
bir gölgelik yapmanı istemiştim. dedi. Abdüsselâm Bey çok müşkül bir durumda
kalmıştı. Vaziyeti kurtarmak için de köşkü kendi parasıyla yaptığını söyledi ve
hediye olarak kabulünü istirham etti. Daha sonraları padişah da onun bu
hediyesine mukabil Abdüsselâm Bey in kurduğu vakıflarına yardımcı olmak
maksadıyla ona İzmit taraflarında bazı yerleri mülk olarak ona hediye etti.
Abdüsselâm Bey in Yavuz için yaptırdığı bu ihtişamlı köşk Yalıköşkü adıyla
bilinir. Padişahların, sefere çıkan donanmayı seyredip, Kaptan-ı Deryaları
burada kabul ettikleri bu köşk, Sultan Abdülaziz döneminde demiryolu inşaatı
sırasında yıktırılmıştır.
Münâcât
Ey turâ perde-i izzet ilm-i yektâyî
Kes ne hemtâyî tu
der mülket-i bî hemtâyî
(Ey yücelik perdesi, birliğinin bayrağı olan Allah! Eşsiz
mülkünde kimse Senin eşin olamaz.)
Hemçu der âb-ı deret bende-i hezâran-ı Hüsrev
Ey tu dârende u
zîbende tera dârayî
(Dârâ gibi binlerce Hüsrev binlerce padişah kapında
kölendir. Sen mülkiyet âleminde Dârâ dan çok daha yüce, daha muhteşem bir
Malik ül-Mülk sün.)
Cilve-i hüsn-i tu zâhir zırh-ı her zîbâ
İyn çi hüsn-i vech
zuhurest bediyn zîbâyî
(Her güzelin yanağından Senin güzelliğin tecelli ediyor.
Bu ne güzellik ve zuhurdur, görünüştür ki bu kadar güzel tecelli ediyor!)
***
Hîç bi emr-i tu ez
bende ne yamed emri
Men bi emr-i tu
konem her çi tumi fermâyi
(Senin emrin olmadan hiçbir insanoğlu hiçbir işi yapamaz.
Sen bana ne emrettin, ferman buyurdun ise ben onu Senin
emrinle, Senin fermanınla yapıyorum.)
***
Misl-i Mûsâ beşer
Tûr-i tera sad âşık
Ber zebân lane-i bihiş şode der elâyi
(Ey Allah ım, Tur dağındaki Musa gibi dili tutulmuş ve
kendinden geçmiş yüzlerce âşıkın vardır)
Çun dihed kahr-ı
tu pervâz be şahin-i kaza
Pişe der külâh-ı Nemrud kined ankayi
(Kahrın kaza şahinini bir uçurursa, sinek Nemrud un
kafasında Anka gibi hüküm sürer. )
Yek geda buved
Süleyman be asa ve zenbîli
Yaft ez lütf-i
tevan haşmet-i mülk arâyi
(Elinde asâ ve zenbil olan Süleyman Peygamber, bir
dilenciden başka bir şey değildi. Senin lûtfun sayesinde o kadar muhteşem bir
hükümdar oldu.)
Puser-i Nuh-i benî
ra gazbed rüsfa kerd
Ve rükni emr koned Ermeni-i İsayî
(Nuh Peygamber in oğlunu, Senin gazabın rezil ve rüsvay
etti. Ve yine Sen emredersen bir Ermeni İsa Peygamber olur.)
Rüstem-i Zâl ziyek
pîr zenî kem budi
Ger ne ez puşti tumî yaft çunan ber nayî
(Zaloğlu Rüstem bir kocakarıdan daha aciz idi. Senin
yardımınla, bu derece kuvvetli bir delikanlı oldu.)
Padişahî be Selimî
ki geda-i der test.
Daniş bahş ki efzûn buved ez danâyî
(Ey Padişah! Kapında bir kul olan Selimî ye ilimden daha
yüksek bir irfan ihsan et.)
Be dihi şah-i ez
saltanat-ı dehr bera
Şahî an est ki raheş sû-i hod be numayi
(Ona dünya saltanatı ile alakası olmayan bir şahlık ihsan
et. Asıl şah odur ki lütfedip ona, Sana vasıl olan yolu gösteresin.) [(Yavuz
Sultan Selim, Divan-ı Yavuz Sultan Selim Selim I., s.s. 5-6, Tercüme ve
transkripsiyon: Cemal Toksoy)]
Dağ gibi padişah dağa Adı verilen padişah
Yavuz Sultan Selim in daha şehzade iken adı almış
yürümüştür Osmanlı topraklarında. Gürcistan taraflarına yaptığı kuvvetli
akınlarda elde ettiği başarılar halk nazarında geniş yankı bulmuştur. Bu
seferlerin sonucu, fethettiği yerlerde bulunan bütün Gürcülerin hidayetine
vesile olmuştur. Sefere giderken konakladığı bir de dağ vardır. Hopa nın
kuzeydoğusunda, 1441 metre yükseklikte bulunan bu dağa da, o zamandan beri halk
arasında Sultanselim Dağı denilmektedir. Denizle yeşilin buluştuğu bu dağda
günümüzde kuş gözetleme gezileri ve jeep safari etkinlikleri yapılmaktadır.
Ayrıca halk, şehzadenin başarılarından ötürü Yürü bre Sultan Selim devran
senindir diye türküler yakmıştır adına. Türküler söylemişlerdir Sultan Selim
diye İstanbul daki Ok Meydanı nda bulunan nişan taşları gibi, Trabzon da
bulunan Kavak Meydanı nda da Şehzâde Selim in ok talimi yaparken diktirdiği
nişan taşları vardır. O taraflara yolunuz düşerse bunlara bakmadan ve Yavuz
Sultan Selim Han ın ruhuna bir Fâtiha okumadan geçmeyin derim.
Yavuz Sultan Selim in vasiyeti
Yavuz Sultan Selim âlimlere ve hocalarına kıymet verirdi.
Saygıda kusur etmezdi. Onlara son derece büyük bir hürmet gösterirdi. Çünkü
çevresindekiler hem âlim hem tasavvuf ehliydi. Saygıda kusur etmediklerinden
biri de Kemalpaşazâde dir. Mısır seferi sonrasında Kahire-Şam yürüyüşü
yapmaktadır, yanında at başı giden de Kemâlpaşazâde dir. Sohbet ede ede yol
alırlarken, çamurlu bir araziye rast geldiler. Kemalpaşazâde nin atı sürçer,
atın ayaklarından sıçrayan çamurlar da Yavuz un kaftanına kadar çıktı. Kaftan
baştan aşağı çamura boyanır. Bu durum karşısında Kemalpaşazâde nin derin bir
mahcubiyete düştü ve ziyadesiyle üzüldü. Telaştan özür bile dileyemedi. Onun bu
halini gören Yavuz Sultan Selim Han, onun yüzüne bakarak tebessümle şöyle dedi:
Ulemanın atının ayağından sıçrayıp, elbisemizi kirleten çamur, çok mübarektir
ve bizim için büyük bir şereftir. Vasiyet ediyorum, ben ölünce bu çamurlu
kaftanı sandukamın üzerime örtsünler!
Osman Nuri Topbaş Hocaefendi Altınoluk Dergisi ndeki
Yavuz isimli makalesinde şöyle demektedir, Kemalpaşazâde ile alakalı:
İstanbul İmam Hatip Mektebi nde talebelik yıllarımda İstanbul un geniş yolları
açılıyordu. İbn-i Kemal Paşanın mezarının üzerinden mecburi yol geçme durumu
vardı. Şahid olduk ki mezarı bir türlü kaldıramadılar. Yol makineleri devamlı
arıza yaptı. Onları kullananlar sakatlandı, felç oldu. Bu hal mühendislere
büyük bir ürküntü verdi ve yolu kabrin etrafından dolaştırdılar. Şahit olduk ki
Hakk Teâlâ gerçek zahir ve batın âlimlerinin mezarlarına bile izzet
bahşediyor. Kemalpaşazâde nin türbesi bugün Eyüp te, Edirnekapı dışında,
Münzevi Caddesi üzerindeki Emir Buhari Camii civarındadır.