Doğu Akdeniz bölgesinin en stratejik muhkem noktasında

yer alan Kıbrıs, Akdeniz in enerji sevkıyatının en önemli güvenlik çemberini

oluştururken, yeri ve de en önemlisi, Suriye, İsrail, Lübnan, Mısır, Türkiye

gibi kuşak ülkelere nazır, eril bir konuma sahip oluşuyla da bir  deniz feneri konumundadır.

Kıbrıs, hidrokarbon, doğalgaz ve petrol yataklarıyla

emperyal güçlerin gözüyle bir anda daha da kasvetli bir adaya dönüştü. Daha

önce, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve KKTC (Türk Kesimi) arasında kırk yıldan beri

süregelen ve ucu açık müzakere trafiğinde hiçbir sonuç ortaya çıkmazken,

bugün Birleşmiş Milletler teşkilatı tarafından çözüme yönelik dayatılmaya

çalışılan yeni planlar kaotik bir oluşumu beraberinde getirecektir.

Taraflar arasındaki ayrılıkları çözmeye yönelik BM nin

İyi Niyet (Good Offices) görevlileri de, peşin hükümlü ve yanlı yaklaşımlarla

Kıbrıs Türkleri için adeta Hans Holbein in Ölüm Dansı nı (The Dance of Death)

çağrıştıran katı bir tutum içerisindedirler.

11 Şubat 1959 Zürih ve 19 Şubat 1959 Londra Anlaşması

akabinde Türkiye, İngiltere ve Yunanistan arasında imzalanan Garanti

anlaşmasından sonra, Yunanistan Başbakanı Konstantine Karamanlis e göre

Türkiye; koumparos , bestman (en iyi ) olarak onurlandırılırken, şimdi ise

Rumlar tarafından işgalci olarak gösterilmeye çalışılmaktadır.

Burada dikkat çekici bir ayrıntı söz konusudur. Zürih

Anlaşması na Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile birlikte Kıbrıs adına imza

vaz eden Rum lideri Makarios, aslında yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti ni

oluşturan Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin temsilcisi konumunda idi.

Başka bir deyişle, Zürih ve Londra da salt Rumları temsil etmiyordu.

Şimdi ise Birleşmiş Milletler gözetiminde yürütülmekte

olan müzakerelerde Rum tarafı, sürekli olarak Türkiye yi esas muhatap olarak

kabul ettiklerini dile getirerek adeta Kıbrıs Türk ünü meşru görmemeye

çalışmaktadır. Burada dikkat çekici bir başka husus Türkiye açısından önem arz

etmektedir.

Şöyle ki, Kıbrıs Rum Kesimi, ısrarla çapraz görüşmeler

fikrini ön plana çıkararak bu tezini kuvvetlendirmeye çalışmaktadır. Şubat

ayında Türkiye yi ziyaret eden Rum Kesimi nin Müzakerecisi Andreas

Mavroyannis in ziyareti de bu noktada önem taşımaktadır. Çapraz görüşme

dayatması yapan Rum tarafının asıl amacı Türkiye yi ana muhatap konumuna

getirmektir.

Burada görüşmeler sırasında Dışişleri Bakanı Müsteşarı

Feridun Sinirlioğlu nun tarihe not düşülecek çok vahim açıklaması; Çözüm

herkesin çıkarına, fırsat penceresini kaçırmayalım. Görüşmelerde ayak sürten

taraf bedelini öder şeklindeki mesajının çok iyi okunması gerektiği kanaatindeyiz.

Nedenine gelince; görüşmelerde ayak sürten taraf

elbette ki KKTC tarafıdır. Çünkü Kıbrıs Türk ünü taviz vermeye zorlayan Rum

Kesimi, taviz vermek istemeyen ve haklı olarak bu konuda ayak sürten de

Kıbrıs Türk üdür.

Enosis peşinde koşan ve 1955 te EOKA teşkilatını kuran

Yunan General Grivas karşısında Kıbrıs Türk ü mukavemet göstererek adadaki

varlığını korumaya ve sürdürmeye çalışıyordu. Çünkü biliyordu ki arkasında

Türkiye Cumhuriyeti vardır. 15 Temmuz 1975 te, Nicos Sampson da benzer şekilde

Kıbrıs ta darbe yapıp, Kıbrıslı Türkleri katlederken, elbette ki imdatlarına

koşacak yegâne güç Türkiye olacaktı. Nitekim o dönemde Milli Görüş ün iktidarda

olması Kıbrıs için büyük bir fırsat olmuştur.

Şimdi ise, Kıbrıs ta hidrokarbon ve doğalgaz yataklarının

bulunmasından sonra, devreye giren Amerika, İngiltere, İsrail, Rusya, Avrupa

Birliği, Yunanistan gibi ülkelerin dayatmasıyla ve AK Parti nin zorlamasıyla,

Kıbrıs Türk ünün kazanılmış haklarından geri adım atmaya zorlanmaya

çalışılmaktadır.

Gelin Kıbrıs ta metfun Hz. Ümmü Hiram (Hala Sultan)`ın

kemiklerini daha fazla sızlatmayalım ve adayı olası bir Girit beklentisi olarak

hedef tahtasına yerleştirmeyelim.

TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) Lideri Denktaş, EOKA ya

karşı mücadele verdiği sırada Kıbrıs a gizli olarak çıkarken, Rum makamlarınca

yakalanarak tutuklandığında, Motor kaptanı pusula kullanmasını bilmiyordu,

yanlış yere bıraktı ifadesini kullanıyordu. Şimdi ise, Kıbrıs ta durum daha

vahim bir sürece girmek üzere. Bu nedenle, 1974 te ortaya çıkan yol haritasının

pusulasını yerinden kaydırmamak gerekir kanaatini taşıyoruz.