Türkiye tıkanmıştır! Ahlaken tıkanmıştır, ekonomide tıkanmıştır, dış politikada
tıkanmıştır. Çünkü siyaseten tıkanmıştır, kısır kavgaların, içi boş
polemiklerin, seviyesiz tartışmaların esiri edilmiştir. Türkiye nin yeni bir
sese, yeni bir söze, yeni bir siyasete ihtiyacı vardır. Ve bu siyasetin,
makamın ve servetin değil, hakkın ve hakikatin peşinden gitmekten başka çare
olmadığını vurgulamasının vakti gelmiştir. Ancak, bu ülkenin insanına tuzak
kurulmadan bu siyaset nasıl gerçekleşecek
Bu tuzağa düşmemek için, yola çıktığı insanları yarı
yolda bırakmayan, batının ve egemen güçlerin maşası olmayan, gizli ve kapaklı
işler çevirmeyen, milleti kamplaştırmayanlar adeta cımbızla seçilmelidir.
Kimseye halel getirmeden ve vatanımıza asla bir bedel ödetmeden bunun
başarılabileceğine inananlar tercih edilmelidir. Seçmenimiz, vereceği her bir
oyla Türkiye nin hem yolunu hem yönünü belirleyeceğini görmelidir. Aksi
takdirde yine tuzaklara kurban gidecek, ortada oynanan güç gösterilerine
kanacaktır.
Şimdi bu gösteriyi boşa çıkaracak sorulara ihtiyaç
duyuluyor Türkiye, Batı ya mı uydu kalacak, yoksa İslam ülkelerinin öncüsü mü
olacak İslam birliğini mi kuracak yoksa Avrupa Birliğinin kapısında mı
duracak Mazlumlara umut mu olacak, küresel beylere taşeron mu olacak
Milletimizin alın teri, kazancı bir avuç faizciye gitmişse, on yıldan fazla
sürdüğü iddia edilen istikrar bir göz boyama değil midir Yanı başımızda
yüzyılın en büyük dramı yaşanıyorsa, ateş kapımıza dayanmış değil midir Bu
soruların cevap bulması, asıl istiklal mücadelesi değil midir
Seçmenin idrak meselesi, Türkiye üzerinde küresel
güçlerin operasyonlarıyla baltalanmaktadır. Her seçim yeni bir bahane
üretilmektedir. Halbuki üretilen bahaneler de kendi iktidarları döneminin bir
eseridir. Ne oldu da şimdi dış güçlerden, küresel ve paralel yapılardan şikâyet
ediyorlar Dün, Erbakan la olmuyor diyenler eğer samimiyse, bugün İslam
Birliği ni kurmaktan bahsetsinler. Görüyoruz ki, son on yılın acizliği
mağduriyet edebiyatıyla örtülemez. Zihniyeti, hedefi ve modeli tamamen ayrı
olanlar, geçmişleri ortak diye yapılan günahlara alet edilemez. Hele hele
kumpastan hiç bahsedilemez. Çünkü şu anda kumpastan bahsedenlere, son 50 yılın
en büyük kumpasını Milli Görüş ü bölerek kurduklarını hatırlatmak boynumuzun
borcudur.
Ülkemizin dengelerini sarsanları, seçmen de seçimlerde
sarsmalıdır. Yolsuzluğun, usulsüzlüğün, rüşvetin, talanın, haksızlığın
önlenmeden saadetin gelmeyeceği görülmüştür. Sorunun kaynağında zihniyet
yatmaktadır. Temelinde aşk olmayan, barış ve kardeşlik olmayan bir zihniyet
çözüm üretemez. Bir zamanlar irtica diye yaftalanan hakkı üstün tutma
mücadelesi bizim için iftihar vesilesidir ve olmaya devam edecektir. Şimdilerde
neden irtica yaygarasının olmadığı idrak edildiğinde bütün partilerin bir
tarafa, Saadet in bir tarafa konması en tabii hak olacaktır. Çünkü, saadet bu
mazlum coğrafyanın kurtuluşu için bir tercih değil bir mecburiyettir.
Seçmen, kimin gözlerinde azim ve kararlılık, kimin
gözlerinde makam sevgisi olduğunu görüyor. Kimin milletine hizmetkâr, kimin
menfaatinin peşinde olduğunu biliyor. Böyle giderse sadece mazlumların
sayısının artacağını ve mazlumlar ayağa kalkmadıkça zalimlerin diz
çökmeyeceğini idrak ediyor. Bu idrak sayesinde, kalplerin huzur bulacak, iyi
insanlar için iyiler kazanacak! Bu ülkenin geleceğinde kendini sorumlu görenler
aynaya yeniden bakmalıdır. Aynaya bakınca hayat iman ve cihattır diyen
Erbakan ı görüyor, o adanmışlıktan, o inanmışlıktan tek bir kare dahi kendinde
buluyorsan, yarın güzel olacak!