İktidardan her fırsatta yapılan açıklamalarda ekonominin çok iyi olduğu, sıkıntıların kısa zamanda son bulacağı belirtiliyor olsa da nedense ekonominin düzeleceğine dair verilen tarihler gelip geçmesine rağmen ekonomide ciddi bir düzelme görülmüyor. İktidar da işin kolayını bulmuş; pek fazla olmasa da olumlu gelişmelere sahip çıkarken tüm olumsuz gelişmelerin sorumluluğunu muhalefete yıkıyor. Bunun da ötesinde Türkiye’nin yaşadığı olumsuzlukları gizlemek için olsa gerek, “Muhalefet ülkenin geçmişi, biz ise geleceğiyiz” diyerek, 20 yıllık yönetimin ortaya çıkardığı olumsuzlukların sorumluluğunu üzerinden atıveriyor. Hâlbuki 20 yıllık bir iktidar, yakın geçmişin sorumluluğunu da muhalefete atamamalı. Çünkü her türlü olumsuzluğun sorumlusu muhalefet olacaksa iktidar koltuğu boş kalmış olmaz mı?
Bunları söylerken ekonomiyi düze çıkarmak için hiçbir şey yapılmıyor diyor değilim. Ancak yaptıkları iyi sonuçlar vermiyor. Hatta diyebiliriz ki, ekonomi düze çıkacak diye topluma müjdeler verilirken iyi yöndeki gelişmelerden toplumun çok küçük bir kısmı faydalanıyor. Toplumun büyük bölümü yardıma muhtaç hale gelmiş vaziyette. Bir bakıma her gün ekonomik olarak büyüdüğümüz açıklamaları ülke olarak fakirleşerek büyüdüğümüzü gösteriyor. Çünkü toplumun büyük kesiminin asgari ücretin altında bir gelire sahip olduğu düşünülürse buna büyümekten çok fakirleşmek demek daha doğru olur. Bu arada elbette bu işin uzmanları bir ülkenin fakirleşerek nasıl büyüyebildiğini araştırmalıdır. Çünkü fakirleşmek büyümek değil, küçülmek anlamına gelir.
Bu durum ister istemez iktidarın iktidarını korumak adına fakirleşerek büyümeyi bir strateji olarak belirlemiş olduğu anlamına da gelebilir. Elbette fakirleşen kitlelere iktidarın el uzatması, onları çeşitli yollarla desteklemesi gerekir. Özellikle sosyal devlet olmanın ilk şartı da insanları yokluk karşısında yalnız bırakmamaktır. Gerçi bu metoda birtakım sıfatlar yüklenmiş olsa da şahsen “yoksullaşarak büyüme” yolunun sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Çünkü bu tür uygulamalar bir süre belki toplumları idare edebilir ama süreklilik kazandığı takdirde toplumsal patlamaları engellemek mümkün olmaz.
Sağlıklı toplumlarda kazançları ile insanların kimseye muhtaç olmadan hayatlarını sürdürebilmeleri sağlanmalıdır. Yoksul milyonlarca insanın her ay başı bir sosyal yardım kurumunun önünde kuyruk oluşturması ya da devletin aydan aya vereceği birkaç yüz liraya muhtaç hale gelmesi insanları rencide eder. Hemen belirteyim ki, ülkelerde zaman zaman ortaya çıkan birtakım salgınlar, tabii afetler insanları yardıma muhtaç hale getirebilir ve devletlerin görevi de toplumların bu felaketlerden mümkün olduğunca az etkilenerek çıkmalarını sağlamaktır. Yoksa vatandaşlarını insanca yaşayacağı bir gelir seviyesine ulaştırmak yerine birkaç yüz lira yardım ile onların gönlünü almak istenen bir durum olmamalı. Zaten bu durum olağanüstü şartların sonucu ortaya çıkar.
Hemen belirteyim ki; derdim ekonomik bakımdan ülkenin iflas noktasında olduğunu dile getirmek değil. Derdim, ülkeyi yönetmek durumunda olanların işin gerçeğini topuma anlatmak ve bu durumdan çıkabilmek için atılacak gerçekçi adımların toplum ile paylaşılması gerektiğine dikkat çekmeye çalışıyorum. Çünkü gerçekçi olmayan birtakım atılan adımlar ve alınan kararların açıklanmasının üzerinden çok fazla zaman geçmeden sonuç vermediği, sorunun çözümü bir yana daha da koyulaşmasına yol açıyor. Söz gelimi geçtiğimiz günlerde iktidar yanlısı bir gazetede, “Kazalı araç kaskosu 20 bin lirayı buluyor. Hasarı cepten yaptıran poliçeyi ucuza getiriyor” başlığı altında yer alan haber acı gerçeği gizlemek için yapılmış görüntü veriyordu. Haberde sigorta poliçelerinin çok yükseldiğine dikkat çekilerek hasarsızlık indiriminden yararlanabilmek için hasarı sigorta yerine cepten yaptırmanın avantajlı olduğu belirtiliyordu. İster istemez insanın aklına hemen, “Arabadaki hasarı sigortadan değil cepten karşılayacaksam, niçin sigorta yaptırmalı?” sorusu geliyor. Bunun da ötesinde yıllardan beri kasko yaptırırken şimdi kasko bedelini ödeyemeyecek bir noktaya gelinmiş isen bunun sorumlusu 20 yıllık iktidar değil mi? Bu durum bile ekonominin çıkmazda olduğunu göstermeye yetmez mi?