Hastanın yaşı değil, hastalığın yaşı önemlidir. Ülkemizin yaş ortalaması otuz olduğu halde yaşadığı hastalıklı sürecin yaşı on beştir. Hastalığı örterek gelinen noktada vücudu kaybetmek üzereyiz. Bu noktada her seçim kampanyasında pek çok yöntem kullanarak seçmene seslenmenin yolunu bulan iktidar, söylemleriyle eylemleri arasındaki zıtlıklarla cumhuriyet tarihinin rekorunu kırmıştır. Seçim kampanyalarında verdiği mesajlar, vaat ve söylemlerinde tercih ettiği dil sadece “imaj” olup, toplumun beklenti, talep ve ihtiyaçları ile ülkenin geçirdiği dönüşüme cevap vermediği ortaya çıkmıştır. Ve “amacını yitiren siyaset, istikbalini de yitir”miştir!

3 Kasım 2002 tarihinden itibaren “yol” ve “yürüme” ile ifade edilen “Her şey Türkiye için” metaforu sona ermiştir. Seçim öncesi kardeşliğe atfen kullanılan “aynı yoldan geçmişiz biz, aynı sudan içmişiz biz” sözlerinin, seçim sonrası icraatlarıyla milleti kutuplaştırması artık affedilemez boyutlardadır. Duygulara hitabeden bir dille sadece birlik-beraberlik vurgusu yapmanın kimseye faydasının olmadığı açıktır.

“Büyük Düşün” mesajı eşliğinde, bugün gelinen noktanın “İsrail’le normalleşme” olması, taşınan zihniyetin ne kadar küçük olduğunun göstergesidir. “Oneminute” ve “Mavi Marmara” hadiseleri olduğu halde İsrail ile normalleşmenin “Hayaldi, Gerçek Oldu” noktasına varması, “İstikrar Sürsün Türkiye Büyüsün” ifadesinin de bir masal olduğunu ispat etmiştir. Eğer her şey yolunda ise, neden anormal olan “İsrail ile normalleşme”ye mecbur kalınıyor! “İhanete Geçit Yok” diyerek “paralel yapı”yla mücadeleden dem vuranlar, bu anlaşma ile yeni bir ihanete kapı aralamış olmuyor mu?

Ele alınan tüm konuların elde kaldığı, hatta sorunların derinleştiğini acı bir şekilde müşahede ediyoruz. “İleri Demokrasi” beklentisi, demokratikleşmeyi sağlamak bir tarafa, siyaset kurumunun asaleti düşürülerek boşa çıkarılmıştır. “Büyük Ekonomi” söylemi ile küresel gelişmelere adaptasyon yerine, sınırlarına hapsolan ve yanlış politikalar sebebiyle yalnızlaşan bir ülke adı “Yeni Türkiye” olamaz! Eğitim, sağlık, aile, kadın, vakıflar, sosyal güvenlik, sosyal devlet gibi en temel konularda “imaj”a oynayan, derinlik isteyen meseleleri sürekli öteleyenlerin elbette ki, “yaşanabilir çevre ve marka şehir” uygulamaları da iddiasız kalacaktır. Bu gerçekler ortaya çıkmasın diye  “İşimiz Hizmet Gücümüz Millet” gibi ifadelerle, duygusal mesajlar yoluyla sürekli seçmeni ayartmaya çalışmak da, ne işsizliği ne de sıcak paraya olan mahkûmiyeti önlemeye yetmemiştir.

Eğer “Biz Birlikte Türkiye” isek önce “lafa değil, icraata bak”malıyız.  Aksi takdirde bu kafayla 2023’de Lozan, Sevr’in yerini alacak, “Millet Eğilmez, Türkiye Yenilmez” mesajı müzelik bir değer ifade edecektir. Bu sembolik değere, sembolik çalışmalarıyla destek olmaya çalışan muhalefet için de müzede yer hazırdır. “Türkiye Hazır Hedef 2023” sloganı ile aslında bu zihniyet “şecaat arz ederken sirkatin söyle”miştir.

Bu zihniyetin “fabrika ayarları”nın ABD projesine göre belirlendiği gün gibi ortadadır. Her seçimde birinci olsa da yaşanan bu gerçekler, bu zihniyetin “Türkiye’nin Seçimi” olmaktan çıktığını göstermektedir. Artık alternatif yok denilerek bu süreç sürdürülemez. “Haydi Bismillah” diyerek yola çıkılsa da, adına “kutlu yürüyüş” dense de, gelinen nokta kutsalın çürüyüşü olmuştur. Bugüne kadar “daima ileri” diyenlerin gafleti, dalaleti, hatta ihaneti ile yanılgı yanılgı büyüyen bu yenilgiyi durdurmak, helal süt emmiş her insanın görevidir.