Konuya direkt girmek lazım. Dolaylı her anlatım söylenecek şeyin maksadını değiştirip yörüngesini şaşırtır.
Ama, lakin, fakat gibi şerhler sözün gücünden bir şeyler koparmak hevesi taşırlar hep. “Çok kötü adamdır, ama mertliğine diyecek yok”, “kahpelik yapsa da yerine göre cömertlikte benzeri yoktur” gibi cümleler ancak iyi-kötü sentezine malzeme olabilirler.
İyi kötü yaşayıp gidenler, iyi kötü geçinenler hep bana içlerinde başka bir niyeti saklıyorlar gibi gelmiştir.
Hâlbuki iyi ile kötünün yan yana gelmemesi lazımdır.
İyi ayakta durmak için kötüyü kendine koltuk değneği olarak kullanmamalıdır.
Kötü de kendini meşru kılmak için iyinin olumlu imaj ve itibarından istifade yolunu seçmemesi gerekir.
Yalan doğru ile ittifak yaptığında ortaya doğru değil doğrulanmış bir yalan çıkar.
Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanında roman kahramanı hasta gencin (yazarın kendisidir) âşık olduğu kızın (Nüzhet) kendisine yalan söylemesi karşısında içinden geçenler oldukça tesirli ve de derinlikli cümlelerdir:
“Yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hatta yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır…”
Yalan görmezlikten gelinip geçtiği yerlere taşlar döşenmeye çalışılırsa örgütlenip sistemleşir, doğrunun yerleştiği alana yerleşmek ister. Yalan en iyi ittifakını yanlışla kurar.
Yanlış bir yanılıştan sonra gelendir ve bünyesinde her şeye rağmen bir masumiyeti saklar.
Fakat yalan organize ve emek mahsulü bir yalanı ikame etme çabasının sonucudur.
Her söylenen yalan hakikati incitir. Her yapılan yanlış doğru olanı ve de istikamet üzere yaşayanı çeldirme hevesi taşır.
Kavramlara biraz da mefhum-u muhalifinden baksak hiç fena olmayacak sanki.
Şaire, “Bütün bir insanlık yalana teslim” dizesini yazdıran hakikat kubbesinin akıp, mihrabına yığınaklar yapılıp barikatlar kurulmasından başka ne olabilir ki?
“KULLAR CİDARI” DİYE BİR ÖYKÜ KİTABI VAR; İLLA Kİ OKUMALISINIZ
Derya Atsan’ın 2019’un sonlarında çıkan öykü kitabı: Kullar Cidarı. Uzun soluklu 10 öyküden oluşan bir ilk kitap. Başka zamanlardan yola çıkarak bugüne gelmeye çalışan öyküler mi yazıyor Derya Atsan? Diye kendi kendime sormadım desem yalan olur. Öyküde halk kültürü ve hurafeler anlatıya yukarıda sözünü ettiğim “başka”lık katmış. Ecinniler taifesinden öyküye dâhil olan karakterler de var desem sanırım daha iyi anlatmış olurum “Kullar Cidarı” öykülerini. Sakız Adası’nın muhassılı Giritli Aziz Efendi bu öykülerde ne arıyor diyebilirsiniz. Hayal ve gerçek arasında birlikte yaşayan insanların renkli hikâyeleri içerisin de o da resmi işlerini bırakıp tabiatın buyruğuna boyun eğiyor. Kitaba ismini veren “Kullar Cidarı” sadece kitabın değil mevcut hikâye kitapları içerisinde de en özgün hikâye olarak anılmayı hak ediyor. Şu cümleyi de Derya Atsan’ın kaleminden okuduktan sonra öyle kolay kolay arkaya yaslanamayacaksınız: “Anlayacaksın ki gerçekler en az masallar kadar inanılmaz.” Tabiat gerçekliğe masal tadı katıyor zahir. “Susmuş”a yazılan mektubun şu satırlarını da herkes kendi aynasında kendisini görsün diye, bütün iddialı cümlelere şerh olsun için paylaşıyorum: “İnsanın kendisini sevmesi, ötekini sevmesinden zor. Ötekini sevmenin zorluğundan hesap et işte. Hadi gel itiraf edelim, çoğu zaman bize onu sevmek yakıştığı için sevmez miyiz birini.” (S.108) Sevgili okur, yaram muskacıda iyileşir, kuvvetli soluklar üfürür de geçer demeyesin sakın, “Kullar Cidarı”nı oku, bak göreceksin, nasıl delecektir sahteliği hakikatin oku!
(Kullar Cidarı-Derya Atsan-Şule Yayınları)