Ölüm insanın bu dünya ile bağının kesilmesi ve sessiz

göçüdür. Bir kervandır ölüm, vakti geldiğinde yolcularını tek tek alır ve

götürür. Geride kalanlar ise bir yandan kendi göçlerini düşünür diğer yandan

gidenin yasını tutarlar. Bu kaçınılmaz bir sondur ve insanoğlu ölümün gerçek

mahiyetini kavrayamadığında ruhsal rahatsızlıkların ve elem korkuların içine

düşer. Çünkü insan bilmediği anlam veremediği şeyden korkmaktadır.

Ölüm duygusu her insanda bir sarsıntıya neden olur. İnsan

korkularından kurtulabilmek için başkalarının ölümünü düşünür ve ölümü bir

türlü kendisine yakıştıramaz. Bu hepimiz de biraz vardır. Alışmışızdır

başkalarının ölümünü seyretmeye... Bir yerden bir yere gitmek, bir yakınımızı

uğurlamak kadar sıradanlaşır başkasının ölümü. İnanırız öleceğimize, ama onu

hep uzaklarda hissederiz. Yaşımız kaç olursa olsun, sağlığımız, hayat

şartlarımız nasıl seyrederse etsin biz hep yaşayacağımızı sanırız...

Bedüizzaman ölümün mümin için bir terhis olduğunu söyler

ve müslümanın ölüm algısını bu ifadeleri ile tarif eder. Yapılan araştırmalar,

müslüman halkların, ölüm korkusu ve buna bağlı depresyon, hayattan elini

eteğini çekme, yanlış alışkanlıklara yönelme gibi eğilimlerin daha az olduğunu

göstermektedir. Çünkü onlar ölüm duygusundan kaçmak yerine ölümü düşünmeye ve

gelecek hayatları için hazırlık yapmaya gayret ederler. Onlar için ölüm bir

vuslat anıdır ve o an er geç gelecektir.

Yüce Yaratıcıya hakkıyla inanan ve ona tevekkül edenlerin

korku ve endişeleri Allah ın rızasını kaybetmeye yöneliktir ki, bu onların

imanlarını arttırır ve sorumluluklarının farkına varmalarını sağlar. İnsan,

sorumluluklarının farkında olduğu nispette, duyarlığı bilinci artar ve

korkuları endişeleri azalır.

İnsan, fıtri olarak sonsuzluğa özlem duyuyor ve bir

şekilde varoluşunu sürdürmek istiyor. Ölümle birlikte yok olacağını inanan

ateist bir kişi ise bu düşüncesini vurgulasa da, sonum ne olacak endişesi ile

aslında sonlu olmadığını ortaya koyuyor. Birkaç yıllık dünya hayatı onların

ebedilik isteğini karşılayacak kapasiteye sahip olmadığından kendilerini hep

boşlukta hissediyorlar. Ateist kimselerde bu çoğu zaman geride bir eser bırakma

isteği şeklinde tezahür ediyor. Çünkü bu kimseler sonsuz olan ruhları ile

çarpık inançları arasında yoğun bir uzlaşmazlık yaşıyor ve bu çelişki ile başa

çıkamıyorlar. İnsanın ebedilik duygusunu ve bu alandaki ihtiyaçlarını

karşılayacak ve ona istikrarlı bir yol üzere kılacak tek unsur ise imandır.

Nihayetinde ölüm er ya da geç hepimiz için kaçınılmaz bir

son olacak. Burada üzerinde durulması gereken nokta ise kişinin dünya hayatında

nasıl bir ömür tükettiği ve giderken yanında neler götürdüğüdür. Yoksa iyiler

için ölüm bir kavuşmadır ve bu kavuşma onlar için korku değil ümide dönüşür.