Koronavirüs belası, tüm Türkiye’yi esir aldı. Herkes evinde kendisini izole etmiş durumda. Çalışmak zorunda olanlar dışında hiç kimse dışarıya çıkmıyor. Sağlık Bakanlığı ve hükümet yetkilileri, virüsün yayılmasını durdurabilmek adına paket üzerine paket açıklıyor. Koronavirüsün ekonomik açıdan piyasalara vereceği hasarın ne olabileceği noktasında şimdiden ileriye tezler sürebilmek çok zor. Ama görünen tablo bu virüsün ekonomik bağlamdaki vurucu etkisinin tüm sektörleri yıkıp geçeceğini söylemek için “ekonomist” olmaya da pek gerek yok sanırız.
Hükümet, en düşük emekli maaşını bin 500 liraya çıkardı. Aman ne güzel, ne güzel! Bin 500 lirayla vatandaş, koronavirüs için tüm erzak stoklarını yapar, üstüne de parasını artırır, yan gelip yatar… Bu arada Ramazan Bayramı'nda ödenecek ikramiyeler de öne çekildi. Bankalar kredi borçlarını ertelediler ama faiziyle tahsil edecekler. 100 milyar liralık bir ekonomik paketten söz ediliyor ama bunun kime ve hangi kesimlere aktarılacağı hâlâ meçhuliyetini koruyor. Paket açıklandı açıklanmasına ama, virüsün ekonomik sancılarını bütün haşmetiyle omuzlarında hisseden vatandaşlarımız tarafından tatminkâr bulunmadı, herhangi bir heyecana yol açmadı. “Evde kalın, evde kalın”. İyi de gönüllü olarak evlerine hapsolan milyonlarca vatandaş, aybaşında gelecek kira, elektrik, su, doğalgaz, internet faturalarını ödeme noktasında ne yapacak? Evde kaldıkça şişen bu faturalarının ertelenmesi konusunda hükümet neden bir adım atmadı? Hükümet özel sektöre de esnek çalışma modelini önerdi… Ortada özel sektör diye bir şey mi kaldı ki, esnek çalışma olsun? Birçok işletme çalışanlarını ücretsiz izne ayırdı. AVM’lerde faaliyet gösteren mağazaların tezgâhtarları, otel çalışanları, lokantalardaki garsonlar, kapatılan hizmet sektörüne ait işyerlerinde çalışanların tamamı ücretsiz izne gönderildi. Kuaförler kapalı, kahvehaneler kapalı, kafeler kapalı... Buralarda çalışan kesim, önümüzdeki süreçte maişetlerini nasıl temin edecek? Evine bir ekmeği götürebilmek için kimden medet umacak?
Hükümet, “istihdamın korunması” noktasında ne yaptı? Küçük işletmelerin per perişan durumuna yönelik hangi “istihdam korunması” adımı atıldı? Piyasada çarklar durdu, harç bitti, yapı paydos! Ücretli öğretmenlerin durumunun ne olacağı konusunda bir açıklama yapılmadı. Eğitim fiziki olarak durdu… Özel eğitim kurumlarında çocukları için “çuvalla para” ödeyen velilerin durumu belirsiz. Hakeza özel üniversitelerdeki “öğrenci ücretlerinin” ne olduğu da! Açıklanan paketteki en komik madde ise “konut kredilerinde sağlanan kolaylık”… Can derdine düşmüş millet, sanki ev almak için sıraya girmiş de, hükümet onlara lütufta bulunuyor. Kredi kartları şişmiş, kredi ödemeleri gelmiş, ama ücretsiz izne ayrıldıkları için para kazanamayan, bu sebeple ödeme yapması mümkün görünmeyen kesimin bankalarla olan çetrefilli durumunun nasıl çözüme kavuşturulacağını hiç kimse bilmiyor. Sokakları boşaltmak, “Evlere kapanın, izole olun” diye vatandaşı uyarmak elbette önemli. Ama, “gam ve tasa” dolu evlerde yaşayan milyonlarca vatandaşımızın geçim derdini ortadan kaldıracak bir adımı herkes beklemekte. Sosyal devlet, vatandaşını her halükarda aç ve açıkta bırakmayan, en zor şartlarda bile onlara yardım elini uzatan devlettir. “Evde kal, aç kal” yaklaşımı sosyal devletle bağdaşmaz. Koronavirüsün piyasalarda yaptığı yıkıcı etkiyi ortadan kaldırmak, kepenk indiren binlerce esnafın yaşadığı çaresizliği gidermek için acilen başka tedbirler almak gerekiyor. Devlet, sosyal devlet olmanın yükümlülüğünü yerine getirmeli, toplumun alt kesimlerine ve zayıf halkalarına sirayet edecek çareler üretmeli. Pansuman tedbir değil, çözüm getiren tedbir! Bu arada sosyal devlet “Biz bize yeteriz” sloganıyla vatandaşından para isteyip, tekrar vatandaşına aktaran devlet değildir. Sosyal devlet, kendi kaynaklarını kullanarak zorda kalan vatandaşının derdine merhem olan devlettir.