Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar. Ne diyeceksiniz Risale-timi tebliğ ettim mi İlahi vazifemi yaptım mı Bütün Ashab-ı Kiram:

- Evet, yemin ederiz, ALLAH Teâlâ’nın risaletini tebliğ ettin, vazifeni yaptın. Bize vasiyyet ve nasihatte bulundun. Böylece şehadette bulunuruz, dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz mübarek şehadet parmağını göğe kaldırarak, sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek:

“Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab!” buyurdu.

İşte veda hutbesi... Kemâl ifadesi... Son Resûlün genel anlamda son nefesi... Alıcı bulunursa, Arafat semasında saklıdır O’nun sesi... Veda hutbesi... Son Peygamberin tüm insanlığa, son tavsiyesi... Dünyayı değiştiren sesi… İslâm’ın bir başka şeref abidesi... İnsan hakları beyannamesi…

Muhterem okuyucu!

Gel! Beraber çözelim, Veda Hutbesinin son cümlesini:

“Tebliğ ettim mi ”

“Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab!”

Bu sözler; Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin, Peygamberlik hesabını verişiydi. Çünkü O da sorumlu bir kişiydi.

“Andolsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız!”  

ALLAH Teâlâ’dan başka herkes için değişmeyen son.  Sorumluluk!.. Sorumlulukta yüz aklığı, ne mutluluk!.. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, yüz binlerin “evet tebliğ ettin!” şehadetiyle gitti Rabbisine... Ya biz Müslümanlar, ya bizler nasıl çıkacağız ALLAH Teâlâ katına Düşünceler düşüncesi, bu muammayı çözmesi! Haydi Müslümanlar! İşte meseleler meselesi! Bence bu noktada düğümlenir ve çözülür Veda Hutbesi...

Veda hutbesinin okunduğu gün, İslâmiyet’in bütün kudretiyle, bütün ihtişamıyla, bütün dünyaya ilan edildiği ve cahiliyet devrinin bütün hurafelerinin kaldırıldığı gündür. Esasen, İslâmiyet’in şirki temizlemek hususundaki kat’î kararı karşısında bütün Arap kabileleri, Müslüman oldular. İslâmiyet’in nuru her tarafa yayıldı. Din kemâle erdi. İslâm talimatının esaslarını, İslâm ahlâkının temellerini, umumi bir kongre huzurunda bir büyük cemaate, İslâm ülkelerinin her tarafından gelen delegelere ilân ederek, cihanı tenvir etmek icab ediyordu. Bunun için de, Hacdan daha münasip bir zaman ve mekân olamazdı. Zaten Haccın en büyük hikmeti de bu idi. Burada hiçbir zaman heva ve hevesinden bir şey söylemeyen, insanlığın en son ve en büyük önderi, cahiliyetle ilgili her şeyi çiğniyorum, demişti.

Bu tarihî hutbe, insanoğlunun beşer hukuku konusunda 20. asırda ancak ulaşabildiği seviyenin de üstünde bir insan hakları anlayışı, sosyal ve ekonomik bazı esaslar koymuştur. Bilindiği gibi, insanlığın yükselmesine karşı duran en çetin engelden biri, insan topluluklarının birbirinden ayrı, birbirinden mümtaz sınıflara ayrılmış olmasıdır.

Asırlarca sonra ilan edilen “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”nden çok önce ‘Ey insanlar!” hitabıyla bütün beşeriyete hitabeden, bütün ins ve cinnin Peygamberi Veda Hutbesiyle karanlık devrin kapanmış, köhneleşmiş ve yıkılmış olduğunu haber vermiştir. Bu, büyük bir inkılâptır.

Gerçekten hutbe muhteva olarak çok ehemmiyetlidir. Zira ciddi meselelere temas etmekte, o güne kadar ele alınmamış olan birçok câhili tatbikata son verilmektedir. Kan dâvasının, faizin kesinlikle kaldırılması, karı-koca arasındaki hukukun  açıklanması,  nesî takvimi’nin kaldırılması, hac menâsikinin tesbiti vs. hepsine bu hutbede yer verilir.