Bismillâhirrahmânirrahîm;

DİYANET İşleri Başkanımız Ali Erbaş, tüm Diyanet personeline videolu kaset gönderdi. 4.3 dakika süren videolu bilgiler bana 28.12.2020’de ulaştı. Başkan, konuşmasında din görevlilerinin topluma karşı sorumluluğunu anlatıyor ve görevlerini hakkıyla yapmalarını vurgulayarak, “Bıkmadan, usanmadan davete devam edeceğiz” diyordu.

Muhterem Erbaş, “Şükrederseniz artırırım” (İbrahim, 7) ayetini okuyor; “Şükrümüzü gayretimizle ve çalışmalarımızla gösterelim” diyerek ekliyordu: “Bu vazifenin hakkını vermezsek hem dünyada, hem âhirette hesabı ve azabı ağır olur.”

Başkan, Allah Resulü’nün (s.a.v.) Kur’an ve sünneti “emanet” olarak bıraktığını hatırlatıyor; bu iki temel kaynağın rehberliğinde, “İyiliği emrederek, kötülüğü men ederek hakka çağıralım” ifadesiyle, sorumluluğunu üslendikleri kimselere karşı görevlerin yerine getirilmesini istiyordu.

Sayın Erbaş, bu konuda Allah Resulü’nün (s.a.v.) Veda Hutbesi’nde ifade ettiği sorumluluk anlayışına sahabenin cevabını hatırlatıyor; “Allah, muhatap kitlemize, ‘Görevini yaptı mı?’ diye sorduğu zaman, onlardan, ‘Vazifeni hakkıyla yerine getirdin, şehadet ederiz hocam!’ cevabını alabilelim” diyordu

Diyanet İşleri Başkanımızın videoya yansıyan bu sorumluluğu hayran olunacak türden. Başta hocalarımız olmak üzere, toplumun her kesiminde böylesine bir sorumluluk anlayışını özlüyorduk. Bu anlayışın uygulamaya geçmesi Türkiye’nin manevi çehresini değiştirmeye yeterdi. Sosyal ve ahlâkî problemlerin pek çoğu, böyle bir sorumluluk anlayışındaki insanların eliyle kısa sürede çözülebilirdi. Ülkemizde duyarlı insanların çokluğu ne kadar da büyük bir güzellik olurdu!

DİYANET ÖZERK OLMALI

SAYIN Erbaş’ın sözlerinin Diyanet camiasına yansımasını izlemeye çalıştım. Bazı il ve ilçe müftüleriyle, hocalarımızla görüştüm. Başkan’ın videolu mesajından haberdar olmayanlar da vardı. Haberdar olanların da genellikle ciddi bir çalışma yapmadıklarını gördüm.

Büyük bir ilin, bir merkez ilçe müftüsü, “Bu bir şuur işi. Candan sarılma yok. Konuşuluyor, ama pek bir şey yapılmıyor. Siyasiler, yöneticilerimiz üzerinde etkili oluyor. İşin takibini yapmak ayrı bir beceri gerektiriyor” ifadesini kullandı.

“Bu yapar” diye düşündüğüm, doğu şehirlerinden bir il müftüsünü aradım. Diyanet İşleri Başkanımızın video mesajının uygulanması konusunda neler yaptığını sordum. Dedi ki: “İlimde 210 cami var. Müftülüğümüzde de 3 eğitim uzmanı mevcut. Onlara, ‘Siz, başka bir şey yapmayın. Ay boyunca 70’er caminin hocasına bu çalışmayı yapmaları konusunda rehberlik edin’ diyerek görevlendirdim. Başkanımızın talimatının hedefine ulaşması için çalışıyoruz.” Teşekkür ettim.

Görev sorumluluğunu idrak eden bütün hocalarımıza minnettarım. Onlar bu ülkenin maneviyat doktorları. Asıl büyük mükâfatı Yüce Rabbimizden alacaklar!

İslâmî hizmetlerin lâyıkıyla yürütülebilmesi için Diyanet İşleri Başkanlığı özerk olmalı. Bu kurum, görev alanının gerektirdiği titizlikle çalışmalı. İnsanlığın her dönemde ilâhi mesaja ihtiyacı var. İlâhi mesaja insan müdahalesi olmamalı. Ali Erbaş hocamızın konuşmasının gereğinin yapılmasını sağlayacak bir yapılanmaya; bu amaçları gerçekleştirebilecek donanımla yetişmiş hocalarımıza ihtiyaç var. Görevin kutsiyetiyle uyumlu bir “hoca yetiştirme projesi” oluşturulmalı.

SARIK LEKE GÖTÜRMEZ

DİB, personelini uyumlu ve ulvi değerlere adanmış kadrolar olarak hazırlamalı. Kırık dökük eğitimler yeterli olmuyor. İslâm’dan, camiden soğutacak kişilere, diploması ne olursa olsun, en küçük camide bile görev verilmemeli. Diyanet’teki dedikodulara, artan soruşturmalara engel olacak bir yöntem geliştirilmeli. Toplum hocaların arızalarını değil; İslâm’ı konuşur duruma gelmeli.

Diyanet’in özerkleşmesi şart! Yaşadığım şehre 3.000 kişi alabilen bir cami yapıldı. Cuma’lara şehrin ileri gelenleri de katılıyor. Evime yürüme (15-20 dakika) mesafesinde. Bir kere Cuma’ya gittim. Ondan sonra bazı vakit namazları dışında Cuma’ya gitmekten korkuyorum.

Cuma’ya gittiğimde, sevdiğim bir kardeşim sinevizyon görselliğiyle Yeşilay haftasını konuşuyordu. Camiye 10-15 dakika erken gitmiştim. İl müftüsü ve merkez ilçe kaymakamı da oradaydı. Bu süre içinde hoca, 3 kere il müftüsüne, 2 kere kaymakama, 1 kere de cumhurbaşkanına atıf yaptı. Hocanın bu tavrı yadırgandı. Bu tavırlar bazılarında, kendi sevdikleri insanların da camilerde anılmasını istemelerine yol açıyor. Orası insanların yüceltildiği bir yer olmamalı.

Bu üslûp, milletvekili Berhan Şimşek’in, “Diyanet’in hutbeleri AKP Genel Merkezi’nde hazırlanıyor” (27.01.2021) demesine kapı araladı. AKP kurucularından Kemal Albayrak’ın, “Camiler bile AK Parti’nin propaganda merkezi oldu” (Yeniçağ, 11.01.2021) demesine yol açtı. Bu tür kişilere niçin “malzeme” veriliyor?

Hutbe ve vaazlarda Efendimizin (s.a.v.) üslûbu korunmalı; görevin “kutsal bir emanet” olduğu unutulmamalı.