Van’daki konteynır kentte bir büyük pankart:
“7.2 DEPREM MAĞDURLARI.”
Başlığın altında daha küçük puntolarla şöyle devam ediyor:
“KARANLIKTAYIZ. İNSANCA BARINACAK AYDINLIK BİR YUVA İSTİYORUZ. BU NEDENDEN DOLAYI AÇLIK GREVİNDEYİZ.”
Son iki kelime yine büyük puntolarla ve vurgulu şekilde yazılmış.
Camlara yapıştırılmış karton afişler göze çarpıyor. Bir tanesi atasözüyle dile getirmiş tepkisini: “Alma mazlumun ahını; çıkar aheste aheste.”
Hâlbuki birkaç hafta önce, 26 Ekim günü Van’da Başbakan’ın da katılımıyla görkemli bir açılış töreni gerçekleştirilmiş, Başbakan TOKİ’nin vaat ettiğinden bile fazla sayıda konut inşa ettiğini iftiharla dile getirmişti.
TOKİ konutlarını satın alacak gücü olanlar bir yerlere yerleşti. Bir kısmı başka yerlere göç etti. Belki en kötüsü, bir kısmı da TOKİ konutlarında oturmanın ek maliyetlerini göze alamadığı için hasarlı evini tamir edip içinde oturmaya başladı.
Görkemli açılış töreninden sonra hiçbir sorun kalmamış gibi bir hava estirildi.
Oysa aynı açılış günü, hâlâ mağduriyeti devam eden pek çok insan Van’da Başbakan’ın görüş açısına dahi girmekten alıkonulmuşlar, bu amaçla ziyaret boyunca konteynır mahallelere hapsedilmişlerdi.
Böylece hükümet açısından olumsuz bir “halkla ilişkiler” görüntüsü önlenirken, her şeyin güllük gülistanlık olduğu yanılsaması oluşturulmaya çalışıldı. (Zaman zaman kameralar önünde Başbakan’a ulaşıp derdini anlatmasına izin verilen vatandaşlar, maliyeti düşük, PR getirisi büyük vakalar olduğu için mi bu şansa sahip olur )
***
Van’dan gelen açlık grevi haberleri, oluşturulmak istenen mutluluk ve memnuniyet tablosunu bozdu.
Bu sayede, konteynırlarda yaşamaya mahkûm yoksul aileler için TOKİ konutlarından sonra yeni bir çileli sürecin başladığını öğrendik: Konteynırları ne pahasına olursa olsun terk etmeleri isteniyordu. Bu durumdayken bile 21 metrekarelik alanlara hapsolmuş, ısınmadan çocuklarının eğitimine kadar ciddi sorunlarla boğuşuyorken, şimdi sokağa atılma tehlikesiyle karşı karşıyaydılar.
Şu an itibariyle Erciş hariç Van merkezdeki Anadolu konteynır kentte 65 aile, Tahir Paşa’da 35 ve Kaya Çelebi’de 13 aile bu durumdadır. Bu insanları konteynırları terk etmeye zorlamak için üç ay önce elektrikleri kesilmiştir.
Mazlumder Van Şube Başkanı Yakup Aslan birkaç gün önce son durumu şöyle anlatmıştı:
“Valilikten bir çözüm üretilmiyor. Başbakan geldiği zaman ona ulaşmamızı engelleyen zihniyet yanlış bilgi aktardı. Beşir Atalay’ın konuşmasından bunu anlıyoruz. Depremzedeleri konteynırlardan çıkarmaya kararlılar. Yoğun kar yağışını ve soğuktan kaçmak zorunda kalmalarını bekliyorlar. Belediye katalitik, çamaşırhane, banyo ve yiyecek yardımı yapma konusunda karar aldı. İstanbul’da bir jeneratör alındığı haber verildi.
İki zatüre olayı yaşandı. Bir kişinin anjiyo olması gerekiyor, soğuktan olamıyor. Fazla sayıda hasta var, bunların çoğu soğuktan kaynaklanıyor. Aylardan beri karanlıktalar. Van’da üç konteynıra ilaveten Erciş’te de bir-iki konteyner kent olduğu söylendi.
(…) Bir iki gün içerisinde Van’daki bazı STK’lar olarak bir günlük açlık greviyle onlara destek vermeye çalışacağız. Dünyadan ve Türkiye’den sürekli manevi destek geliyor. Olayın özeti bu.”
***
Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, Eylül ayında bir gazeteye mülakat vermişti. 3. havalimanı projesi nedeniyle 2009 tarihli İstanbul Çevre Düzeni Planı’na aykırı olarak şehrin kuzeye doğru genişlemesi hususundaki bir soruya cevap verirken şöyle demişti:
“Elbette vatandaş yatırım için yer alacak, rant oluşacak. Rant oluşmazsa, özel sektör para kazanmazsa ülke kalkınamaz. Bak televizyonlara CNN veya BBC haber verirken arkasında hep o görkemi gösteriyor, rantı gösteriyor, gücü gösteriyor. Biz de güçleneceğiz.”
Merak ediyoruz, acaba bu rantın yoksullara getirdiği bedel hesaplanıyor mu (Van’da inşa edilen konutlar, maliyetinin birkaç katına satılmaktadır, şeklindeki iddia doğruysa bu bedel daha da önem arz eder.)
Van’da veya memleketin bir başka köşesinde “rant”, “güçlenme” ve “kalkınma” ihtiyacı, insanoğlunun en temel haklarından olan barınma ve insanca yaşama hakkının önüne geçebilir mi Veya ne kadar geçerse, bu, sosyal devlet ilkeleriyle, “muhafazakâr demokrat” değerleriyle bağdaşmaz hale gelir