Başlığı belki, medenileşiyoruz diye çıktığımız yolda zaman geçtikçe vahşileşiyor muyuz diye düşünmek ve toplumumuzda adeta cinnet halini andıran cinayet ve çatışmaların gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi, nerede yanlış yaptığımızın araştırılması gerekmiyor mu? Ülkemizde işlenen cinayetlerin sadece gazete ve televizyonlara yansıyanları bile insana acı veriyor. Elbette işlenen her cinayet bir canın bu dünyadan kopartılması demektir. Ancak, bu dünyadan kopartılanlar arasında kadınlarımız çoğunluğu oluşturuyor. Medyaya yansıyanlar böyle bir görüntü veriyor. Her cinayet toplumda tepkiye yol açıyor ama bir süre sonra acı unutuluyor ve tepki de kaybolup gidiyor. Onun yerine cinayet işleyen sanığın taktığı kravat sebebiyle aldığı cezanın düşürülmesi gündemde kalıyor. İyi halin cinayetin arkasından iş yargıya geldiğinde değil, hayatın her safhasında insanımızın aklında ve uygulamasında olması gerekirken adeta kural tanımaz, kendi hayatlarını bile önemsemez bir davranış biçimi sergileniyor.

Öncelikli olarak uygulanmakta olan kanunlarımız hazırlanırken Batı’nın örnek alındığını unutmamak gerekiyor. Hâlbuki Batı’nın değer yargıları bizden çok farklı. Çünkü toplumların değer yargılarını öncelikli olarak inançları, örf ve adetleri belirler. Böyle olunca Batı’nın kendi inanç, örf ve adetlerine göre belirleyip uygulamaya koyduğu yasaların ülkemizde kopya edilmesi daha işin başında yanlıştan başlandığını göstermez mi?

Bir de Batı öyle yapıyor ve bizden de öyle yapmamızı istiyor diye idam cezasının kaldırılmış olması, o da yetmiyormuş gibi verilen cezaların hafifletilmesi için bir takım bahaneler icat edilmesi ile birlikte ülkemizdeki uygulama sonucu ölen ölüyor ama caniler hayatlarını sürdürmeye devam ediyorlar sonucu çıkmaz mı? Bir bakıma ülkemizde canilerin can güvenliği sağlanırken, masumlara bu hak çok görülüyor denemez mi? Eğer bir de caniler bir takım ruhsal sorunlar yaşıyorlarsa onlar için her şey serbest denebilecek bir uygulama ortaya çıkıyor. Ruh sağlığında bir takım çarpıklıklar varsa bunların ömür boyu hastanelerde tedavi edilmeleri gerekirken böyle bir uygulama ne kadar hayata geçiyor, şimdiye kadar kaç cani ömrünü bir hastane odasında tedavi olarak geçirdi sorusunun cevabının toplum ile paylaşılması gerekir.

Geldiğimiz noktada idam cezasının kaldırılmasının cinayetlerin artışına ne kadar etki etmiştir sorusunun cevabının araştırılıp bulunması ve bunun toplum ile paylaşılması gerekir. Bir diğer ifadeyle idam cezasının kaldırılması ülkemizde cinayetlerin azalmasına mı yoksa artmasına mı sebep olmuştur, vereceğimiz cevaba göre yeni yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. Kaldı ki, bir ülkede düzenin sadece yasalarla sağlanması mümkün değildir. Topluma hâkim olan inanç, genel kabul görmüş hareket tarzları esas itibariyle toplumda barışın sağlanmasında en az yasalar kadar etkilidir. Eğer bir de canilerin ödüllendirilmesi anlamına gelebilecek idam cezasının kaldırılması söz konusu ise çok geç kalmadan başımızı iki elimizin arasına alıp, insanımız niçin böylesine canileşti diye düşünmemiz gerekiyor.

Bu arada bugün yaşadığımız toplumsal psikolojik salgının ortaya çıkmasında medenileşmek adına Batı’ya benzeme yolunda gösterdiğimiz gayretin payı nedir? Çünkü her toplumu kendi inanç v e değer yargıları şekillendirir. Bir başka toplumda barışa sebep olan inançlar, örf ve adetler bir diğer ülkede aynı sonucu vermeyebilir. Demek istediğim o ki, işlenen her cinayetin arkasından üzüntülerimizi dile getirmek, gözyaşı dökmek işlenen cinayetlere son vermiyor. O zaman işin köküne inmek ve ona göre yeniden düzenlemeler yapmak gerekebilir. Özellikle de idam cezasının kaldırılmasının canilerin hayatını korurken,  masumların ölümüne sebep olup olmadığını ciddi olarak araştırmak gerekiyor.