Yazımızın bu başlığı, ilk bakışta aşırı ve abartılı gibi görülebilir.
Fakat böyle konuşup böyle yazmak, şu günlerde yaşadığımız, vahşetinde ötesine taşmış olan olaylar bütün insaf ve vicdan sahipleri tarafından nefretle karşılanmıştır.
İstiklal savaşında karşı, karşıya kalmış olduğumuz büyük vahşet ve haksızlıklar karşısında, Mehmet Akif rahmetliye, Batı medeniyeti için "Tek dişi kalmış canavar" sözünü söyleten de, bilindiği gibi vahşi batının gerçek olan, vahşi yüzü idi.
Bir İsrail askeri kaçırıldı diye, İsrail savunmasız Filistin halkına yapmadığını bırakmadı...
Yeni İsrail Başbakanı Olmert. Şaron un, Sabra Şatilla da, yaptıkları zulümlere, kaldığı yerden başladı. Bu saldırıları durdurması için, Erdoğan ın yaptığı başvuruyu Bush; "Siz problemli bir bölgede bulunuyorsunuz, girişimlerinizi anlıyorum," meâlinde, alaylı bir üslubla cevab veriyor. Ama sonra kalkıp, Birleşmiş Milletler teşkilatına, saldırıların durdurulması için yapılan teklifi veto ediyor.
Türk diplomasisi artık uykudan uyanmalıdır. İsrail, Bush tan izin almadan kılını bile kıpırdatamaz. Fitnenin başı, Evangelist-Siyonist ittifakının temsilcileridir. Politikamızı Türkiye olarak gerçekler üzerine bina etmez isek bunun faturasını çok pahalıya ödetirler bize.
Evet keyfinin istediği kadar sivil asker demeden, Müslüman kanı akıtma hakkına İsrail e tanıyan, yine Bush ve Bush un kafasında olan ABD şâhinleridir. Bush un Şahinleri değil midir terörist arıyoruz diye hem Afganistan ı hem Irak ı cehenneme çevirenler.
Türkiye silkinmelidir, susmamalıdır. Çünkü susarsak sıra bize de gelecektir. Dış politikamızı baştan aşağı değiştirmeli gerçeklere dayalı yeni bir politika tespit etmeliyiz.
Vahşi Batının diğer sahte bir yüzü de AB dir. Kıbrıs ın Yunanistan a maledilmesi için, AB ülkeleri, sahte ve hileli girişimlerle, Türk diplomasisini aldatmayı başarmışlardır. Ecevit zamanında AB yi temsil eden Finlandiya Başbakanı, Ecevit e bir mektup göndererek, verilen tavizin Kuzey Kıbrıs ı tanımak anlamına gelmeyeceği hakkında teminat vermişti. AKP iktidarı da bu aldatmaca, zemin üzerinde, Kıbrıs konusunda AB ye taviz vermeye devâm etti. Katma protokolü ilkin kabul etti, sonra bu işlem kabul etmek demek değildir, tezine sarıldı. Ama görüldüğü gibi, vahşi Batı, Hak ve hukuk ve adalet tanımamayı, kendisine değişmez prensip ittihaz etmiş, Türkiye yi aldatmakta AB, ABD den geri kalmadı.
Türkiye yi AB ye almamayı akıllarına koydukları halde, müzâkereleri bir otomatik taviz koparma makinesi gibi kullanmaya başladılar.
Türkiye alınsaymış bile, Türklere, serbest dolaşma hakkı verilmeyecekmiş. Serbest iş edinme imkânı tanınmayacakmış, yeni üye olan ülkelere ödenen krediler bize verilmeyecekmiş.
Görülüyor ki, ne insan hakları uygulamasında samimiler, ne verdikleri sözlerde duruyorlar. Üstelik Dicle Fırat havzalarını ülkemizden koparmak gibi, İsrail lehine tâvizler vermemizi istiyorlar. İsrail in avukatlığını yapıyorlar.
İnsanlık bu değildir. Medeniyetin tarifi böyle tarif edilemez. Kuvvetlinin zayıfı ezmesi, haklarını elinden alması, medeniyet değildir. Ellerinden gelse bize açıkça Sevri kabul ettirecekler. Medeniyet teknik üstünlük de değildir. Vahşi bir hayvanın çevreye verdiği zarar, kısıtlı ve ölçülüdür. Ama görüldüğü gibi nükleer teknik silahlarla mücehhez İsrail in ve ABD nin İslâm alemine verdiği zarar haddi hududu olmayan bir boyuta erişiyor.
Evet silkinip kendimize gelmeliyiz. Yeni ve şahsiyetli bir dış politika planlaması yaparak, bütün insanlığa medeniyetin ne olduğunu anlatmayı, öğretmeyi çalışmalıyız. Batılıların kaypak siyasileri görüşlerimizi kabul etmese bile, batıdaki geniş halk kitleleri bizi anlayacaktır, sesimizi duyacaktır. Yeter ki biz tarihi coğrafi, manevi ve millî kimliğimize dönmesini ve kendimizi saydırmasını bilelim.