Okulların 16 Mart’ta tatil edilmesinin ardından bir hafta sonra çocukların derslerinden kopmamaları için uzaktan eğitim başlatıldı. İlk başlarda uzaktan eğitimin Mayıs başında sona ereceği beklentisi gündeme geldi. Ancak, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk dün uzaktan eğitimin Mayıs sonuna kadar uzatıldığını açıkladı. Yapılan açıklamada Mayıs sonunda yani Haziran başında okulların açılıp açılmayacağı, yani uzaktan eğitimin son bulup bulmayacağı sorularının cevabı ise salgının durumuna bağlı olduğu şeklinde ifade edildi. Böylece telafi eğitiminin bu yaz aylarında yapılıp yapılmayacağı sorusu da cevapsız kaldı. Her ihtimale karşı alternatif uygulamaların gündemde olduğu belirtildi ama tüm bunlar belirsizliği gidermeye yetmedi. En azından bana göre böyle bir sonuç ortaya çıktı. Aslında salgın dünya gibi bizi de gafil avladı. Alınan kararlar geçmişte yaşanmış bazı uygulamalara göre alınmadı. Bu bakımdan uzaktan eğitim ilk gündeme geldiğinde eğitimin öğrenci, okul, öğretmen ve aileden oluşan dört ayak üzerine oturduğunu belirterek yüz yüze eğitimde olduğu gibi uzaktan eğitimden de aynı derecede sonuç alınamayacağını bir tahmin olarak dile getirmiştim. Sayın Bakan’ın açıklamaları sırasında söz konusu uzaktan eğitimden nasıl bir sonuç alındığını uygulamaya göre ifade etmesini bekledim ama sadece 12. sınıf öğrencilerinin gösterdiği ilgiden söz etti. Her ne ise, bunu söylerken uzaktan eğitimin hiçbir faydası olmadığını söylüyor değilim. Bundan faydalanan pek çok öğrencinin olduğunu, ancak yüz yüze eğitimin sonuçlarına ulaşılmış olduğunu sanmıyorum. Bu arada Sayın Bakan’ın yaptığı açıklamada birinci karne notlarının aynı zamanda ikinci karne notları olacağını, ilk karnesinde bir öğrencinin zayıfları da olsa bir üst sınıfa sorumlu olarak geçeceğini açıklamış olması, uzaktan eğitime ilginin bundan sonra daha da azalacağı düşüncesini gündeme getirdi.

Telafi eğitimin ise salgının durumuna göre belirleneceği yapılan açıklamadan anlaşıldığına göre birkaç zayıf not ile bir üst sınıfa geçecek olan öğrencilerin önümüzdeki ders yılında nasıl bir durum ile karşılaşacağı da soru işareti olarak ortaya çıkıyor. Hemen belirteyim ki öğrencilerimizin sağlığı ve hayatı her şeyin üstündedir. Ancak, okullar da bir gerçek. Yanlış hatırlamıyorsam lise yıllarımda borçlu sınıf geçmek vardı. Ancak, bu durum öğrencileri bunaltırdı. Bu uygulama daha sonraları kaldırıldı. Borçlu sınıf geçmenin de bir sınırı vardı. Bu uygulama da yanlış bulunmuş olacak ki kaldırıldı. Yerine adeta sınıfta kalmayı çok zorlaştıran bir sınıf geçme uygulaması söz konusu oldu. Şimdi bu uygulama da kaldırılarak sınıfta kalmanın yeniden uygulamaya konulacağı gündemde iken salgın sebebiyle geçici olarak sınıfta kalma kaldırılmış durumda. Böyle bir uygulama yanlış da değildir. Ancak, birinci karne döneminde fazla zayıfı olan bir öğrenci ikinci dönem bu durumunu düzeltme imkânına sahipti. Şimdi ise zayıflarını düzeltemeden bir üst sınıfa geçecek. Bu bakımdan ortaya geçmişte uygulaması olmayan bir durum çıkmış durumda. Bu bakımdan meselenin öğrencilerin bir üst sınıfa geçmelerinin sağlanması ile sorunun giderildiğini düşünmek yanlış olacaktır. Önümüzdeki ders yılı bakımından öğrencileri de, öğretmenleri de hatta velileri de ciddi olarak sıkıntıya sokacaktır. Elbette bu arada bazı öğrenciler nasıl olsa sınıfı geçtik rehavetine kapılabilecekler, uzaktan eğitimi de, telafi eğitimini de ciddiye almayabileceklerdir. Hepimiz öğrencilik yaptık. Bu psikolojinin bilinmeyen bir yanı yoktur.

Bu bakımdan bugünün sorununu çözerken önümüzdeki yıl çıkabilecek sorunların çarelerinin de düşünülmesi gerekiyor.