Hükümetin, son zamanlarda üç değişik olayda sergilediği tutum incelendiğinde, ortaya endişe verici bir tablo çıkmaktadır. Bunlar:
1- Irak, Telafer de Türkmenlere yapılan katliamlara karşı hükümetin sessiz ve tepkisiz kalması ve insani yardım götüren Türk Kızılay ına layık görülen muamele ve sonuçları gerektiği gibi tepki ile karşılamama durumudur.
2- Kıbrıs için Ankara Ek Protokolü nün gizlice imzalanması ve TBMM ye getirilmemesi affedilemez bir hatadır. Diğer taraftan da halka karşı sürekli "oyalama ve uyutma" taktikleri kullanılmaktadır.
3- Mayıs tan bu yana ısrarla yapılmaya çalışılan ve sonunda da inatla gerçekleştirilen, "Sözde Ermeni Soykırımı Konferansı"nın gerçekleştirilmesi ve hükümetin bu konuda verdiği desteğin anlaşılması oldukkça zor bir durum arzetmektedir.
Telefer olayında, Türkiye den gönderilen insani yardımlara Amerikan askerleri el koyarak kendi istedikleri gruplara dağıtmışlardır. Kızılay yetkilileri de adeta oradan kovulmuşlardır. Geri döndüklerinde de, yetkililerce Telafer de gördükleri hakkında konuşmaktan men edilmişlerdir. Telafer de, Türkmenler e göz göre göre insafsız bir soykırım ve zorunlu göç uygulanmaktadır. Türkmenler, telef edilmektedirler. Hedef, bu bölgenin Kuzey Irak Kürtlerine bırakılmasını sağlamaktır.
Bu durum, güçlü olduğunu ve büyük, Süper Güç ün"stratejik ortağı" olduğunu iddia eden Türkiye Cumhuriyeti nin hükümeti için yüz kızartıcı bir durumdur. Kısacası, bu durum, AKP hükümetinin "ürkek politikaları"nın bir sonucu ve zehirli meyvesidir.
Kıbrıs la ilgili Ankara Ek Protokolü ise; gizlice ve sessizce, Brüksel deki elçimize verilen bir emirle gerçekleştirilmiştir. Bu çok önemli olay, halk tatildeyken, meclis kapalıyken ve herkes başka işlerle meşgulken sessiz-sedasız yapılmıştır. AB ülkelerinin haksız ve tarafgir baskılarına dayanamayan ve herşeyini AB ile müzakere sürecine bağlamış olan AKP hükümetinin, AB karşısındaki ürkek tutumu ve çekingen davranışı işte bu felaket sonucu doğurmuştur. Bunu bile halktan gizlemektedirler.
Ermeni Konferansı na gelince, bu konuda ise izahı güç bir tutum sergileyen hükümet, adeta resmi devlet tezine hiç önem vermemekte ve başka izah yolları arayışına girmiş gibi görünmektedir. 85 yıldır ifade edilen resmi görüşün hiç bir şekilde temsil edilmediği bu toplantının yapılmasını desteklemiş ve buna karşı çıkanlara da, "vatana kötülük yapan, toleransı olmayan insanlar" demiştir. Yine en büyük endişe, bu konferans yapılmazsa "acaba AB devletleri ne derler " diye bin bir özür dileyecek hallere girmeleridir. Gösterdikleri telaş ve ürkeklik, milletin tahammül sınırlarını da aşmıştır.
Olayların Hatırlattıkları:
Bu tutumları ile adeta Osmanlı İmparatorluğu nun son günlerinde, sırf İngilizleri ve Fransızları memnun etmek uğruna, onların istekleri doğrultusunda hareket eden bazı devlet erkanını hatırlatıyorlar. Bundan 90 yıl önce de sırf Ermeni şikayet ve iftiraları ile dava edilen bir vatan evladı, Yüzbaşı Kamil beyin, Avrupa devletlerinin ve Ermenilerin bastırması üzerine ve onları kızdırmamak gayesi ile idam edilişini hatırlatmaktadır. Zamanın hükümetinin verdiği "Tehcir yani başka yere yerleştirme" emrine uyan ve bunu uygulayan yüzbaşı Kamil beyin "yeterince tedbir almayarak, yola çıkanların ölümlerine sebep olduğu gerekçesi ile" gibi uydurma bir iddiayla idamına karar veren ve bunu gerçekleştiren zavallı- korkak devlet erkanı sonsuza kadar herkeste nefret uyandıracaktır.
Bugünün Ermeni Konferansı sırasında sergilenen tutumlar ve söylemler, insana bu "Yüzbaşı Kamil Olayını" hatırlatmaktadır. Yüzbaşı Kamil beyi idam ettiren o korkak- işbirlikçi bakanlar, "adalet" adına tam bir adaletsizlik ve "acz" sergilemişlerdir. Kısa bir sürede de kendileri tarihten silinmişlerdir. Bu olayı herkesin hatırlamasında yarar vardır. Neyin nerede ve nasıl savunulacağı doğru bilinmeli, doğru uygulanmalıdır.
Ülkemizde "garip" olaylar peşpeşe cereyan etmeye başlamıştır. Mesela, el üstünde tutulan bir yazar, Orhan Pamuk hiç bir araştırma yapmadan, delil ve dökümana dayanmadan ve ispat etmeden, "Evet, Türkiye de bir milyonun üstünde Ermeni ve otuz bin Kürt öldürülmüştür" şeklinde yazılar yazmıştır. Bunun arkasındaki sebebi anlamak oldukça güçtür. Acaba, böyle bir davranış, sırf Avrupa ve Batı dan bazı ödüller almak için mi ileri sürülmüştür Yoksa, böylece sansasyon yaratıp, daha çok sürüm yapmak için mi yapılmıştır İlgi odağı olmak, sözde "tarihle yüzleşmek için mi " bu metod kullanılmıştır Yoksa sırf onun bildiği bazı gerçekler mi var O halde mutlaka bunları açıklamalı ki toplum olarak tam doğruların ne olduğunu hepimiz bilelim. Ama kendisi de bu konuda birşey söylemiyor. Bu son derece küstahça ve keyfi yazılar karşısında mahkemeye verilince de (hangi ülkede olsa aynı şey olurdu, kimse ispatsız, delilsiz iftirayı kabul etmezdi.) AB devletleri ve Avrupa Parlamentosu üyeleri Orhan Pamuk un gönüllü müdafaasına soyundular ve bu konuda hükümeti suçladılar, hatta tehdit ima edecek kadar ileri gittiler.
Ermeni Soykırımı Konferansı:
Tam bu sırada, bir grup kişi,bambaşka iddialar ileri sürerek bir konferans düzenlemeye kalkıştı. Akademik ve ilmi olmaktan uzak olan bu konferans, ilk defa Adalet Bakanı nın müdahalesi ile ertelendi ve sonra da ikinci defa İstanbul Hukukçular Derneği başkanı bir avukatın girişimi ile idari mahkemece durdurma kararı alındı. Bu konferans için neden bu kadar ısrarlı olunduğunu anlamak da oldukça güç. Konferansta kullanılan objektif ve çok taraflı kaynak ve ispat yok. Tek yanlı. Sadece "Ermeni Katliamının olduğunu ispata yönelik çabaları" var. Diğer taraftan, Türklerin ve Müslümanların Ermenilerce katliamı yeterince anlatılmıyor, konuşulmuyor. Sanki olmamış gibi Resmi devlet tezine tek bir konuşmacı ile bile yer verilmemiş.
Acayip ve alışılmamış bir konferans: Dinleyiciye bile kısıtlama getiriyor. Mesela, Türk Tarih Kurumu Başkanı dinlemek için salona giremiyor. Emekli Subaylar dinleyici olamıyor, Sivil Toplum Kuruluşları ndan bazılarına dinleyici olarak izleme imkanı verilmiyor. Garip! Çok garip bir ilmi (!) toplantı. Kimin maddi ve manevi destek sağladığı da karmaşık bir konu. Mahkeme bu kaynağı onlardan sorunca, "böyle bir soru hukuken hatalıdır" diye feryadı basıyorlar. Bunca taraflı tutumuna ragmen hala, "tarafsız" olduğu iddia edilen bu konferans, AKP hükümetinin büyük desteği ile gerçekleştirildi. Hükümet asıl buna karşı olanlara kızgın. Bu zehir saçıcı konferansın yapılmasını istemeyenleri, "devlete düşmanlıkla"suçluyor. Ne kadar garip bir ülkede yaşıyoruz.
Hükümetin her yaptığının arkasında," Acaba AB devletleri ne der " korkusu yatıyor. Bu husus, hükümet mensupları için herşeyden önce geliyor. Milli çıkardan da, milli gururdan da, tarihi adalet duygusundan da önde geliyor. Aynen Yüzbaşı Kamil olayında olduğu gibi.
Bu sebeple, mahkeme kararlarına itiraz ediliyor ve kızılıyor. Başka konularda mahkemeleri hep haklı bulan hükümet nedense burada tam aksine bir tutum sergiliyor. İlle de konferansı yapacağız diyen tarafa da dışişleri bakanı tarafından yurtdışından "akıl veriliyor" ve konferans sonunda Bilgi Üniversitesi nde yapılıyor. Burada kazanım ne oldu Kimler memnun edilmiştir Buna karşı kimler, neler kazanmıştır İşte asıl bunlara bakılmalıdır.
Sonuçlara katlanacak mıyız:
Bugün Türkiye de yaşananlar; bizde geçerli olan garip seçim sistemi yüzünden Meclis te çoğunluğu ele geçirenlerin diktası ve despotluğa varan davranışlarının bir sonucudur. Bu hükümetin hiç bir milli konuda, kimseyi dinleyip, kaale aldıkları yok. Adalet diyorlar, en adil olmayan işlerin altına imzalarını atıyorlar. Her konuda çifte standard uyguluyorlar.
Aşırı ürkeklikleri, onları dış güçlere karşı korkak ve pısırık hale getirmiş durumda. Birkaç örnek vermek yeter: İşte Irak taki kırmızı çizgilerimizin durumu, işte PKK ile ilgili taleplerimizin sonuçları ve ABD ile Yeni Irak Geçici Hükümetinin Türk hükümetine karşı olan tutum ve tavırları İşte Süleymaniye deki "Türk askerlerinin başına çuval geçirme olayı", işte Telafer deki katliam ve oraya Türkiye den gönderilen Kızılay yardımının düştüğü durum. İşte Kıbrıs ı yok etmeye yönelik Ek Protokol ün imzalanması, hem de gizlice. Hem de tüm kesimler buna "hayır" derken.
"Aman Avrupalılar ve Amerikalıları kızdırmayalım", "aman yanlış anlamasınlar. Sonra bize müzakere günü vermezler veya BOP ta rolümüzü dondururlar" Kısacası AKP için "korku dağları bekliyor" herşeyden kuşkulanmaktalar. Böyle devlet idaresi de ancak bu kadar olur.
Yalnız, tabii, kendi halkına karşı da celallenmekten geri kalmıyorlar. Tüm öfkelerini içeride kendi insanlarından alıyorlar. Üstelik de halktan herşeyi sakladıktan sonra. Bunların hepsi, politik ürkekliğin tabii sonuçları. Aslında gerçekleri kavramak ve onlara uygun tavır almak yürek ister. Ürkekte de yürek bulmak zordur.