Ülkemizde fiyat artışları, pahalılığı, pahalılık ise toplumda büyük bir kesimin alım gücünü zayıflatıyor. Bu ise ister istemez üretimde gerilemeye yol açıyor. Bu bakımdan güçlü olmak için başta gelen şart üretimin artırılması, bu da yetmez, üretimimizle piyasada rekabette galip gelebilmek için maliyetlerin düşmesi gerekiyor. Ne var ki, ülkemizde özellikle tarım alanında üretim maliyetlerindeki artışta rekor kırılıyor. Peki, üretici maliyetleri artıyor da, bu artan rakam çiftçimize yansıyor mu? Bu soruya evet demek mümkün değil. Çünkü üreticiden bir liraya alınan ürün büyük şehirlerde raflarda 4-5 misli fiyatla yer alıyor. Aradaki fark ise bir takım aracıların cebine giriyor. Tüm bunlar bilinmeyen hususlar değil. Bu gerçeği insanımız da görüyor ve biliyor, bu ülkeyi yönetme durumunda olanlar da. Ne var ki, soruna çözüm bulmaya sıra gelince hep belli laflar tekrarlanıyor

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı yaptığı açıklamada, faizin üretime engel olduğuna dikkat çekerek özetle şunları söylüyor:

  “Faizlerin iki yönü var. Getiri yönü, maliyet yönü. Sanayiciyi ilgilendiren maliyet yönü. Yani faizlerin yüksek olması üretim maliyetlerinin yüksek olmasına neden olmakta, enflasyonun yüksek çıkmasına neden olmakta. Bu bağlamda yatırımların, üretimin ve istihdamın önündeki en büyük engel olarak gördüğümüz faizlerin düşürülmesini destekliyoruz.”

   Kısacası, faiz dış borç almaya mahkûm olan ülkelerin ve halklarının sömürülmesi için oluşturulmuş küresel sermaye sahiplerinin bir sömürü aleti olarak işlev görüyor. Bu arada dışa bağımlılıktan kurtulabilmek için üretimin artırılması, artan üretimin dünya piyasalarında rekabet edebilmesi gerekiyor ki, ülke zenginleşsin küresel sermaye çevrelerine mahkûmiyetten kurtulabilelim.

    Meseleye bu açıdan baktığımızda kapitalizmi bir dünya gerçeği gibi takdim eden, küresel sermaye çevreleri bu düzeni hâkim kılarken elbette tüm sonuçlarını düşünmüşlerdir. Yani, böyle bir sömürü düzeni kendiliğinden ve tesadüfen ortaya çıkmış olamaz. Çünkü dünyanın büyük bir bölümü sanayileşmeyi gerçekleştirse bile hammadde tedariki konusunda dışa bağımlılıktan kurtulabilmiş değiller. Çünkü sömürgeci ülkeler dünyanın hangi köşesinde işe yarar bir hammadde birikimi varsa oraları ya işgal etmişler ya da etkileri altına alarak kendilerine bağımlı kılmışlar. Sonuç olarak tüm dünya, özellikle de gelişmekte olan ya da gelişme yönünde harekete geçmiş ülkeler verilen borç paralar yoluyla dolaylı olarak sömürü çarkının birer aleti haline getirilmişlerdir. Ne yazık ki, bu sömürü gelişmekte olan ülkelerde bir takım çevreler tarafından hayatın gerçeği olarak takdim edilmiş, sömürüden zevk almak toplumlara dolaylı olarak telkin edilmiş, hâlâ da ediliyor. Meseleye bu açıdan bakıldığında ülkemizin her yıl artan borç stoku ve faiz ödemeleri insanımızı yoksulluğa mahkûm ederken, sömürgeci güçlerin semirmesine zemin hazırlıyor.

    Bunun içindir ki rahmetli Erbakan Hocam ömrünü bu faizci köle düzeni ile mücadeleye verdi. Bu yüzden de küresel sermaye çevrelerinin hep hedefinde oldu. Elbette küresel sermaye çevreleri düzenlerinin bozulmasını önlemek adına içeriden de edindikleri yandaşları/maşaları eliyle kurulu düzenin bozulmasını engellemek için her türlü yola başvurdular. Türkiye olarak sömürülmekten kurtulmak için mücadele verirken sömürgeciler de sömürülerini daha da artırarak sürdürmenin mücadelesini verdiler. Bu bakımdan sömürünün son bulması için yeni bir dünyanın kurulmasına bugün her günkünden daha fazla ihtiyaç var. Yoksa var olan düzen hükmünü sürdürecek olursa, ülkeler bağımsız gibi görünürken bağımlılıkları devam edecek, sömürülenler de kölelikten kurtulamayacaklardır.