ZAMANIMIZDA kullanılmayan, zikr edilmeyen bazı
kelimelerden, kavramlardan, değerlerden bahsetmek istiyorum.
*Birincisi: Mürüvvettir. Anlatması, tarif edilmesi zor
bir değer ve kavram Sadece lafla öğretilemez. Mürüvvetli insanları gören
çocuklar ve gençler mürüvvetli olur.
2. Fütüvvet: Fütüvvet Arapça feta kelimesinden gelir,
delikanlılık yiğitlik demektir. Bugünkü lisana gönül yiğitliği şeklinde tercüme
edebiliriz. Eskiden çalışma, iş, zanaat, ticaret, üretim hayatı dini, ahlaki,
tasavvufi kontrol altındaymış. Loncalar ve ahilik dini bir kurummuş. Bu yolla
birçok kötülükler, soygunlar, sömürüler, zararlar önleniyormuş. Bir çocuk bir
işyerine çırak verilirmiş, epey çalışır kalfa peştamalını dini törenle
kuşanırmış. Öyle önüne gelen herkes ayakkabıcılık, kebapçılık, börekçilik
yapamazmış. Esnafların, çarşıların şeyhleri varmış. Halka çürük bozuk mal
satamazlarmış. Satmaya kalkan intihar etmiş olurmuş; damını başına yıkarlarmış.
Fütüvvet teşkilatına üye olanlar doğru, dürüst, ahlaklı, faziletli insanlar
olarak çalışırmış.
3. Adab-ı muaşeret, bugün görgü diyorlar. Eskiden
şehirlerde insanları bağlayan görgü kuralları varmış. Çocukluğumda duymuştum,
bundan yüz küsur sene önce küçük bir Anadolu şehrinde her gün dükkânına inen
çok yaşlı bir esnaf varmış, yaşça en büyük o olduğu için akşam dükkânı kapatıp
evine giderken hiç kimse önüne geçemezmiş. O ağır ağır yürür, halk ve gençler
mecburen onu ağır ağır takip ederlermiş. Ana yoldan evinin bulunduğu yokuşa
sapınca halk hüryâ gidermiş. Şimdi böyle bir şeyi düşünmek bile mümkün değil.
Eskiden kadınların ve kızların iç çamaşırları herkesin göreceği yerlerde
kurutulmazmış. Sokaklarda, meydanlarda herkesin göreceği açık yerlerde yemek
içmek mürüvvete ve adab-ı muaşerete aykırıymış.
4. Eskiden iki çeşit tesettür varmış. Birincisi Müslüman
kadın ve kızların örtünmeleri. İkincisi namahrem erkeklerle ihtilat etmemeleri,
görüşmemeleri. 1950 li yıllarda Tarikat-i Nakşibendiyye mensubu merhum Doktor
Yüzbaşı Dursun Aksoy Bey in Ankara Namık Kemal mahallesindeki evine giderdim,
bazı geceler güzel sohbetler yapılırdı. Hanımı erkek misafirlere görünmezdi.
Çayları hazırlar, bir tepsiye koyar, kapıyı tıklatır, Dursun Bey gider, alır
dağıtırdı. Şimdi başı örtülü Müslüman hanımlar namahrem erkeklerle hep birlikte
güle oynaya sohbet ve yarenlik ediyor.
5. İlmihalini öğrenme kavramı Bu da büyük ölçüde
yitirildi. Akıllarınca tefsir, hadis okuyan ve okuduğuna sanan öyle Müslümanlar
görüyorum ki Allah ın on dört sıfatını, Peygamberlerin beş sıfatını, namazın iç
ve dış farzlarını bile bilmiyorlar. İsimleri yaldızlı ve cafcaflı birtakım din
kitapları okuyorlar lakin istibrayı bilmedikleri için abdestleri bozuluyor,
farkında olmadan abdestsiz namaz kılıyorlar. Modernist ve reformist bidatçiler
Sünni halkın ilmihal öğrenmesini istemiyor. Hâlbuki Efendimizin buyurduğu gibi
İlim (yani zaruri ilmihal ve faydalı hayat bilgilerini) öğrenmek erkek kadın her
Müslümana farzdır
6. Zamanımızda helal ve haram kavramları da çok
sulandırıldı. Para, kazanç, zenginlik olsun da nasıl olursa olsun. Eskiden
aile, mektep ve toplum Müslüman halka haram ve helal kavramlarını ve ölçülerini
iyice öğretirdi. İyi Müslümanlar haram kazanmaktan ve yemekten ateşten kaçar
gibi kaçarlardı. Şimdi bazıları şeytandan fetvalar almışlar, Bozuk düzenlerde
bozuk işler yapılır diyerek haram kazanıyorlar, haram zengini oluyorlar, haram
yiyorlar. Bu yüzden de bet bereket kalmadı.
7. Eskiden ekmek ve kâğıt kutsaldı. Bir duvar dibinde,
sokakta kuru bir ekmek parçası bulan onu alır kuşların ve başka hayvanların
yemesi için müsait bir yere bırakırdı. Yerdeki yazılı kâğıtlar da ihtiramla
alınır, temiz bir yere konurdu. Bugün ülkemizde altı milyon ekmek her gün çöpe
atılıyor. Her yer kâğıt dolu. Bazen bir otomobile biniyorum, hava yağmurlu
olduğu için ayakaltına gazete serilmiş. Gazete deyip geçmeyin, orada futbolcu
Abdullah Hakem Şükrullah Şoförler derneği başkanı Nurullah ismi yazılı olabilir
ve bunlara basmak haramdır, büyük günahtır. Günümüzde böyle bir hassasiyet yok.
8. Hayâ Bu kelime ne kadar az kullanılıyor. Zamanımızda
utangaçlık bir fazilet değil sanki bir ayıptır. Arsızlık, yırtıklık,
terbiyesizlik, şirretlik, edepsizlik geçer akçedir. Peygamberimiz hayâ
imandandır buyurmuş Hayâ şişesini taşa çalanların dinlerini ve imanlarını
korumaları çok zor olur.
9. İffet Bu devr-i dilârada iffetin pabucu dama atıldı.
İffet erdem olmaktan çıktı. Eskiden insanlar, hasbelbeşeriye bir günah işledikleri
vakit gizlerlermiş. Şimdi iftiharla anlatılıyor. Öyle kimseler görüyoruz ki,
evli bir kadınla zina etmiş, bunu fahr ederek söylüyor. Yıllar önce
anlatmışlardı, herifin biri yüklü bir ihaleye girmemek için o zamanın parasıyla
beş yüz bin lira almış. Bunu da otuz iki dişini gösterecek şekilde pişmiş kelle
gibi sırıtarak anlatmış.
10. Eskiden insanların bir kısmı edep taçlarıyla taçlı
olarak gezerlermiş. Şimdi böyle taçlı kimseler çok azaldı.
On değer ve kavram saydım. Bunlar İhyau Ulumiddin gibi
muteber din ve ahlak kitaplarında yazılıdır. Böyle kitaplar lisanımıza
çevrildi, yayınlandı, milyonlarca adet satıldı. Lakin dikkatle okunup içindeki
bilgiler sağlam şekilde öğrenilip hayata uygulanmadığı için faydası az oluyor.
Bazen pazar günleri yaz aylarında Haliç ten geçerken
sahilde dehşetli dumanlar görüyorum. Yüzlerce mangal yakılmış, üzerlerinde et,
tavuk kızartılıyor, bazı kimseler ateşi yelpazeliyor, üflüyor, kimisinin suratı
mosmor kesilmiş, dumanlar kokular gelip geçeni rahatsız ediyor İstanbul terbiyesinde
ve görgüsünde pikniğe gitmek vardır ama bu anlattığım gibi mangalcılık hoş
görülmez. Bir gün önceden evde soğuk yenen börekler, kuru köfteler, zeytinyağlı
dolmalar yapılır Bugünkü piknikçiler akşam ayrılırken mangallardaki ateşleri
de çimenlerin üzerine döküyor. Oradaki karıncaları böcekleri yakarak
öldürüyorlar.
Ehl-i Sünnet dairesi içindeki dini cemaatlerin ve
tarikatlerin İslam ın temel kavram ve değerlerini halka öğretmek için etkili
faaliyetler ve hizmetler yapması temenni olunur. Lakin bu hizmet ve faaliyetler
ayrı ayrı yapılmaz, birleşerek yapılabilir. Müslümanlar ise birleşmemek
konusunda ittifak etmişlerdir.
(İkinci yazı)
CEP TELEFONU VE DOLMAKALEM
Hem bilgisayar, hem televizyon, hem telefon Harika bir
cihaz Navigasyon cihazına bağlıyorsunuz, size 300 metre ötede sağa sapınız,
filan sokağa girmiş olacaksınız, 500 metre ilerleyiniz, aradığınız yer
sağdadır diyerek yol gösteriyor. Bu cep cihazının fiyatı bin beş yüz dolarmış.
Bunun sahibi veya sahibesinin cebindeki kalem ise 1 TL lik en ucuzundan berbat
bir tükenmez kalem Yarabbi! Ne korkunç bir uçurum Bu muhterem, çok kültürlü
bir insan olsaydı cebinde en azından birkaç yüz liralık güzel bir dolma kalem
bulundururdu Bir Müslümanın kaleme ehemmiyet vermemesini düşünemiyorum. Kur anda
Nun ve l-Kalem ayeti vardır. Kalem medeniyet demektir, kültür ilim irfan
düşünce hikmet demektir. Bu yazımı okuyan ve imkanı olan muhterem okuyucu ve
kardeşlerimden rica ediyorum, lütfen doğru dürüst kalemlenelim.
***
Karşısındakine bir adres veya kısa bir referans verecek,
cebinden bir not defteri çıkartıyor, içinden bir sayfa yırtıyor, bu sayfanın üç
tarafı düzgün kesilmiş, yırttığı kısım fare yemiş gibi. Üzerine bir şeyler
yazıyor ve karşısındakine veriyor. (Medeni Müslümanlar için yazıyorum) Olmaz,
olmaz, olmaz! Medeni, nazik, kibar, efendi bir Müslüman karşısındaki insana bir
kenarını fare yemiş gibi tırtıklı, çirkin bir kâğıt veremez. Eeee ne yapsın
Cebinde dört tarafı düzgün kesilmiş küçük not kağıtları bulundursun, kaliteli
kalemiyle düzgün bir yazıyla ne yazacaksa yazıp versin. (Bana küçük bir kâğıda
bir not yazıp ver, ben senin ne mal olduğunu söylerim )
***
Halis poplinden birinci sınıf dikiş harika bir gömlek
Seri sonu olduğu için 19 lira gibi son derece ucuz bir fiyata satılıyor. Yakasının
altındaki marka tanınmış bir marka değil, lakin gömlek şaheser. Bizim nostaljik
Havadar Bey bu güzel gömleği görünce burun kıvırıyor, almıyor, gidiyor lüks bir
dükkandan aynı kalitede, belki ilk gömlek kadar da güzel olmayan bir gömleği
155 liraya alıyor. Neymiş, meşhur markaymış. Bu beyceğiz bir marka
fetişistidir. Ona tavsiye ediyorum: Lütfen gömleğin görünmeyen yerindeki
markasını söktürüp sağ veya sol yakanın üzerine, gözlere batacak şekilde
diktiriniz. Öyle ya marka!
***
Üniversiteyi bitireli bunca yıl geçmiş, bizimki makam
mevki sahibi olmuş Ev yazlık, lüks otomobil Mobilyalar Gardropta bir yığın
elbise, palto, pardösü Kısa zamanda zengin bile olmuş, semirmiş Lakin o geniş
evinde bir kütüphane odası yok. Zaten kitaba, kütüphaneye de ihtiyacı yok.
Çünkü kitap okumaz. Dindar kesime mensupsa birkaç yaldızlı din kitabı vardır
ama onları mütalaa etmez. Zaten okusa da anlamaz. Farz edelim anladı, öğrendiği
bilgileri hayatına uygulamaz. Ne fakir adamdır böylesi.
***
İstanbul da erguvanlar açtı, kaç tane kaldıysa mor
salkımlar açtı. Merak ediyorum Boğaz a erguvanları seyretmeye, köşede bucaktaki
mor salkımlara bakmaya şu yirmi beş milyon İstanbullunun içinden kaç kişi
seğirtiyor acaba. Erguvanlar, mor salkımlar gerçekten seyredilecek
güzelliklerdir. Yazık ki, insanların çoğu bunları görmüyor bile. Geçen gün bir
toplantı için bendenizi almaya gelen bir beyefendiyle yolda giderken Şu
köşedeki binanın bütün cephesini sarmış mor salkımlar ne kadar güzel dedim
Gösterdiğim tarafa hayretle baktı, ne keskin gözleriniz var, ben hiç dikkat
etmemişim dedi. Bendenizin gözleri keskin değil, o muhteremde bakış yoktu.
***
İstanbul bitti mi bitmedi mi İşte tüm mesele burada.
Şehir çoktan bitti ama farkında değiliz. Denizde yaşayan balıklar, deniz nedir
bilmezlermiş. İstanbullular da şehrin bittiğini anlayamıyor, bilemiyor.
Dostlarımdan biri her gün evden işe, işten eve en az üç saat yitiriyor,
farkında bile değil. Bunu tabiî, olağan sanıyor. İstanbul un nüfusu 5 milyonda
tutulabilmiş olsaydı, gidiş geliş bir saati geçmezdi. İnsanımızda isyan duygusu
dumura uğradı. İstanbul un haline, yasal sınırlar içinde isyan edemiyoruz,
protesto yeteneğimiz erozyona uğramış. Başta trafik çilesi olmak üzere bütün
çilelere kurbanlık koyun gibi boyun eğiyoruz. Sorumlulardan ve ilgililerden
hesap sormuyoruz. Öyleyse başımıza gelenlere layığız.
30.04.2013