Bismillahirrahmanirrahim; Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
İnsanın bu dünya imtihanındaki tek görevi, Allah’ın rızasını kazanmaktır. İnsan bununla yücelir, dünya ve ahiret saadetine nail olur. Allah, halife olarak insanı yeryüzünde yerleştirmeyi murat edendir. Melekler, “Orada kan döküp fesat çıkaracak birini mi var edeceksin?” diye sormuşlardı. Gerçekten insanların çoğunluğu yeryüzünde fesat çıkarıp Allah’ın gazabına koşuyorlar. Allah’ın rızasını gözetenler az da olsalar, meleklerden de üstün hale gelip Allah’a en yakın olan mertebeye yükselirler. Allah’ı hakkıyla tanıyıp, iman eden insan; yeryüzünün halifesi olarak fesatçılarla savaşması emredilmiştir. Müfsitler; Allah’ı uydurdukları sıfatlar ile tanırlar. Onlar; yeryüzünde tevhit inancının yerine, inkârcılığı, şirki ve münafıklığı ikame ederler. Onlar; Kur’an ahlakı yerine, Batı ahlakını, İslam’ca eğitim yerine materyalist eğitimi, adil düzen yerine faizci kapitalist düzeni, adalet yerine zulmü, şahsiyetli dış politika yerine işbirlikçiliği tercih ederler. Kadını ve nesli, toprağı ve tohumu ifsat ederler. İşte bunlara karşı mücadele etmek, inanan insanın görevidir.
Müfsitler kalben korkak ve huzursuz olduklarından, birbirleriyle fesatta yardımlaşırlar. O halde ıslah için çalışanların da aralarında ittifak edip yardımlaşmaları gerekir. İnananlar; fesatçılar ile mücadele etmek yerine, birbirleriyle uğraşırlarsa, yeryüzünde fesat hâkim olur ve insanın hem yaratılışındaki, hem de hilafetindeki gaye gerçekleşmez. Bakara 251: “…Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını, diğer kısmıyla def edip savması olmasaydı yeryüzünde fesat hâkim olurdu. Ama Allah âlemlere karşı lütuf sahibidir.” İnsanın fesada meyilli yapısı sebebiyle, şuurlu mümin, daima iç fesada karşı uyanık olur. Bu, müminin nefsiyle cihadıdır. Mücahit, fesadı salâha çeviren ve nefsini terbiye edendir. Gerçek mücahitlik, nefislerin fesadını salaha çevirmekle olur.
ISLAH
Her şeyi bir ölçü ve hak ile yaratan Allah; nimetlerini verip düzen ve yolunu gösterdiği ferdi ve toplumsal alandaki saadet ve dengenin akıbetini, insanın iradeli davranışlarına bırakmıştır. Bu iradeli davranışlar ile insan imtihan oluyor. Allah’ın, doğru yolda olanları müjdelemek, sapanları uyarmak için gönderdiği peygamberlere tabi olan insanlar, Müslüman tek bir ümmet idi. Sonra şeytan insanların; düzene konulmuş olan yeryüzünde haktan batıla dönmelerini ve bozgunculardan olmalarını sağladı, onları karanlığın kölesi yaptı. İnsanların çoğunluğu nefislerine ve şeytana uyarak Allah’ın ayetlerini unuttular, büyüklük tasladılar, arzularını ilah ve birbirlerini veli edindiler, elde ettikleri sonuç büyük bir fesat, kargaşa ve zulüm oldu.
Nankörlük ve fesat, Allah’ın insanlardan istediği şeyler değildir. Sonsuz güç ve rahmet sahibi olan Allah, nankörlük ve fesatları sonucu cehaletin karanlığı içine düşen insanları, gönderdiği elçiler ile İslam’a çağırmış ve kurtuluşa ermelerini dilemiştir. Fert ve toplum; kendilerini İslam ile ıslah etmeden ve yeryüzünde adil bir düzen kurmadan saadet bulamazlar. Bunun için fert ve toplumun tövbe etmesi ve ıslah için takatinin sonuna mücadele etmesi gerekir.
GÖREV
Müminlerin; şeytan ve adamlarının fesadına karşı tavır almaları ve onlarla mücadele etmeleri inancın gereğidir. Tevbe 73: “Ey Peygamber, kâfirler ve münafıklarla cihat et ve onlara sert davran. Onların yeri cehennemdir ve o ne kötü bir dönüş yeridir.”
Allah, Peygamberimizden kâfir ve münafıkların karşısına çıkıp, gitmeyin bu yoldan, sizi salmam, cehennemde yanacaksınız diye şiddetle muamele etmesini emrediyor. Bu sert davranış aslında kâfir ve münafıklar için bir merhamettir. Onların kendilerini ateşe atmamaları için bir uyarıdır. “Allah’tan bir rahmetle sen onlara yumuşak davrandın. Eğer katı kalpli asık suratlı olmuş olsaydın etrafından dağılıverirlerdi” ayetini alıp bir kısım insanlarımız kâfirlere ve münafıklara yumuşak davranmamız gerekir derler. Bu ayet, lider ile ümmet ve müminlerin arasındaki ilişkiyi düzenler.
“Aralarında merhametli, inkârcılar karşısında tavizsiz olmak” müminlerin sıfatı olarak zikredilmiştir. Ayetlerin mecrasını bilmeden hüküm vermek, insanı yoldan çıkarır ve mümini batıl ile mücadelesinde zaafa uğratır. Müslüman; insanlara hikmetle, güzel nasihatle İslam’ı tebliğ ederken güçlü olmalı ve bu gücü karşı taraf görmelidir. Allah’ın rızası, onun bütün emirlerini olduğu gibi kabullenip uygulamaktan geçer. Islah edenler; Allah’a ibadette kimseyi ortak koşmayanlar, Allah’ın kitabına sıkı sıkıya sarılanlar, cehalet ve kötülükten arınmaya çalışanlar, mümin kardeşlerinin arasını ıslah edenler, Allah ve Resulünü canından daha fazla sevip Allah yolunda susuzluğa, açlığa, yorgunluğa hazır olanlar, iyiliği emredip kötülükten sakındıranlar ve ben Müslümanlardanım diyenlerdir.
SENTEZ
Bu asrın ıslah hareketi, Millî Görüş’tür. Millî Görüş; ıslah için verilen mücadele, ırkçı Siyonizm’in, Haçlı Batı’nın ve işbirlikçi münafıkların zulmünden insanlığı kurtarma çabaları kadar, hakka batıl şeyleri karıştırmaktan da sakınma hareketidir. Faizci düzenin ıslah edilmesi gibi ifadelerle karşımıza çıkan kısmi düzeltme, uzlaşma, bozuk düzenle Müslüman’ı bağdaştırma şeklinde karşımıza çıkan sentezci anlayış, Millî Görüş’ün yolu değildir. Millî Görüş; İslam Birliği, Adil Düzen ve Yeni Bir Saadet dünyası kurma davasını, başka hiçbir şeyle değiştirmemektir. Millî Görüş; “hak gelince batıl zail olur” esasından zerrece ayrılırsa Millî Görüş olmaktan çıkar. Millî Görüş; ahlaki ve manevi bozulmanın, kuvveti üstün tutmanın, materyalist eğitimin, tüketim ve israf ekonomisinin, zulmün, faizin ve her türlü kötülüğün karşısındadır. Seyyiat ile hasenat birbiriyle bağdaşmaz. Kendilerine bozgunculuk yapmayın uyarısına “biz ıslah edicileriz” diyenler ile İslam’ın hükümleri karşısında “işittik ve itaat ettik” diyen muslihler bir olmaz. Allah, bozgunculuk edenleri ıslah edenden ayırır. Millî Görüş; “Ben bunları, insanlar bana oy versinler diye değil, Allah rızası için yapıyorum” diyen Erbakan Hocamızın bu şuuruna sahip olmaktır. Selam hidayete tabi olanlara…