Başlığa bakıp bazıları, Terörün sona erdirilmesi için

müzakerelerin başladığı, terör örgütünün elindeki devlet görevlilerini serbest

bıraktığı ya da bırakacağını açıkladığı bir dönemde Uludere yi gündeme

getirmenin ne gereği var diyebilirler. Derdim bir yarayı kaşımak değil.

Ancak, TBMM İnsan Hakları Uludere Alt Komisyonu nun hazırladığı raporunu Meclis

Başkanlığı na sunması ve ardından rapordan bazı bölümlerin medyaya yansıması

ile ortaya çıkan durum gösterdi ki raporda olayın failleri ile ilgili net bir

bilgi yok. Olayın sorumlusu olarak kurumlar arası uyumsuzluk gösteriliyor.

Uyumsuzluğun sebebi ve sorumluları yok mu, sorusuna raporda cevap bulmak mümkün

değil.

Uludere de 28 Aralık 2011 de meydana gelen bombalama

olayında 34 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, yurtta büyük üzüntüye sebep

olmuştu. O günlerde olayın neden meydana gelmiş olabileceğine dair söylenmedik

söz kalmıştı. Olayın arkasından soruşturmaların başlatıldığı, sorumluların en

kısa zamanda kamuoyu ile paylaşılacağı söylenmişti. Ama aradan yaklaşık 15 ay

geçmiş olmasına, Meclis te oluşturulan alt komisyon çalışmalarını tamamlamasına

rağmen sorumlular tespit edilebilmiş değil. Hatta olay tam bir belirsizliğe

itilmiş durumda.

Olayın arkasından bu köşede sorumlularının bulunmasının

sanıldığı kadar kolay olmayacağını, özellikle de bombalama olayı bazı dış

kaynakların istihbarat bilgilerine dayanılarak gerçekleştirilmiş ise

sorumluları kamuoyunun bilmesinin mümkün olmayacağını ileri sürmüştüm. Geçen

zaman içinde istihbaratın kaynakları hakkında net bir bilgi ortaya çıkmadı.

Görünen o ki, Meclis Uludere Komisyonu da bu konuda yeterli bilgi ve belgeye

ulaşamamış, ulaşmış ise de, İnsani açıdan bu yaranın toplumda sarılabilmesi

için devlet olayda neler yapmıştır, bu olayın meydana gelmesine sebep

olabilecek bölgenin yapısal sorunları nelerdir tespit edilmeye çalışılmış,

olayın failleri üzerinde fazla durulmamıştır.

Gördüğümüz kadarıyla bu olayda da karşımıza devletin

kutsanması çıkıyor. Devleti kutsayınca geriye failleri aramaktan çok yaraların

sarılması için nelerin yapılabileceğini tespit kalıyor. Bu noktada Komisyon

Başkanı İhsan Şener in yaptığı açıklamadaki, Burası mahkeme değil, bu

komisyonda bir soruşturma komisyonu değil, biz de hâkim ve savcı değiliz.

Millet adına bu olayı yetki ve görev alanımız içinde azami ölçüde aydınlatmaya

çalışıyoruz sözleri bana çok dikkat çekici geldi. Elbette komisyon üyeleri

hâkim ve savcı değildir. Ama olayın sebeplerini tespit etmek üzere kurulmuş bir

komisyon olduğuna ve bu komisyon millet adına hareket ettiğine göre olayın

sorumlularını milletin bilme hakkı yok mudur

Uludere olayında yaşananların terör olayları ile ilgisi

olduğunu, eğer bölgede terör olmasaydı böyle bir bombalama olayının

olmayacağını, bu arada yıllardan beri devam edip gelen kaçakçılığın da bu

hadiseye zemin hazırladığı biliniyor. Sınırdan kalabalık bir grubun geçiş

yaptığı istihbaratını alan ilgililerin hemen harekete geçmek zorunluluğunu

hissetmiş olmaları da mümkündür. Ancak, 34 kişinin hayatını kaybetmiş olması

gerçeğini bu gerekçeler ortadan kaldırmaz.

Bu noktada geçmişte de sınırlarımıza devlet olarak sahip

çıkmamız gerektiği, sınırlarımıza sahip çıkamadığımız sürece teröristlerin ve

kaçakçıların geçişini engellemenin mümkün olmayacağını ifade etmeye çalıştım.

Kaldı ki söz konusu bölgede kaçakçılığın yıllardan beri sürdüğü herkes

tarafından biliniyor. Hatta denebilir ki buna ilgililer de göz yumdular. Ama

yanlış bir istihbarat, işi bu noktaya getirdi. Bu bakımdan araştırmalarda olay

net bir şekilde ortaya konulmalı ki hiç olmazsa bundan sonra benzer yanlış

anlamalar olmasın. Komisyona en azından bu yönde bir görev düşerdi. Çünkü

meseleyi bilinmezliğe itmenin devlete ve millete hiçbir yararı olmayacaktır.