Yaklaşık 3 aydır bir paralel yapıdan ve bu paralel
yapının sadece iki yılda 500 binin üzerinde insanı dinlediğini konuşuyoruz. Bu
paralel yapıdan en fazla şikayetçi olanda Başbakan ve AK Parti Hükumeti.
Başbakan Erdoğan İktidarının paylaşılmış olduğu gerçeğine tepki veriyor. Tepki
göstermekte elbette haklıdır. Hiç bir iktidar sahip olduğu iktidar gücünü bir
başka oluşum ile paylaşmak istemez. Çünkü millet seçimlerde oy kullanırken bu
ülkeyi kimlerin yönetmesine karar verir. Seçimlerden tek parti iktidarı
çıkabileceği gibi koalisyonda oluşabilir. Mademki demokrasi milletin
istediğinin olmasıdır o zaman ister tek parti ister koalisyon çıksın herkes
seçim sonuçlarına saygı duymak durumundadır. Netice itibariyle diyebiliriz ki,
seçime girmemiş, bir takım kurum ve örgütlerin ülkeyi yönetme sevdası mevcut
yasalara göre suçtur. Aylardan beri tartışılan paralel yapı gerçek ise belli ki
bu suç AK Parti iktidarının başından beri işlenmiş ve suçlular ceza görmek bir
yana mükafatlandırılmış. Başbakan bu durumu izah ederken, olayı
bilemediklerini, paralel yapıyı oluşturanların iyi niyetlerine inandıklarını,
kısacası paralel yapının farkına varamadıklarını itiraf ediyor. Böyle bir
yaklaşım AK Parti iktidarda olmasına rağmen ülke yönetimini bir takım
oluşumlarla bilerek ya da bilmeyerek paylaştığı anlamına gelmez mi Böyle bir
durum ise millet iradesine sahip çıkılmadığını/çıkılamadığını göstermez mi
Soruları çoğaltmak mümkün. Derdim sorularla kafaları
karıştırmak değil. Gözden kaçan/kaçırılmaya çalışılan bir hususa dikkat çekmek.
Olaylar patlak verdiği günden beri halkın iradesine müdahale anlamına
gelebilecek ister iç ister dış her türlü müdahaleye karşı olduğumu ifadeye
çalıştım. Bugün de bu düşüncem değişmiş değil. Mademki sistemin adı
demokrasidir, o halde seçimlerde tecelli eden halk iradesi yine seçimlerle
değiştirilmelidir. Yani seçtiklerinden hesap sorma hakkı millette olmalıdır. Ve
seçtikleri bilgi eksikliği ya da iktidarda kalma hırsı sebebiyle bir takım halk
iradesine müdahale eden iç ve dış odaklarla anlaşmaya gitmesin. Bu anlaşmanın
bir takım hesaplarla olması ile farkında olmadan gerçekleşmesi neticeyi
değiştirmez. Bu sebepten Başbakan ın her fırsatta Paralel yapıcıları
bilemedik, onları iyi niyetli sandık şeklindeki yaklaşımı kendilerini aklamaya
yetmez diye düşünüyorum.
Son birkaç gündür medyaya yansıyan ve son iki yılı içine
alan dinleme rakamları bile insanı şaşırtmaya yeter. Bir habere göre 2 yılda
509 bin kişi dinlenmiş. Bir başka haberde bu rakam 670 bin 853 olarak
veriliyor. En son 9 Mart Pazar günkü gazetelerde 2 yılda 1 milyon dinleme
gerçekleştirildiği ifade ediliyordu. Böyle kanun dışı dinleme olayının
demokratik bir ülkede yaşanmış olmasını kimse bana izah edemez. Birileri çıkıp
devleti korumak adına insanların özeline girilmiş diyemez. Bunu mazur
gösteremez. Kaldı ki, gerçekten ülkemizde 2 yılda bir milyon dinleme
gerçekleşmiş ise yetkililer böyle bir dinlemenin darbe dönemlerinde gerçekleşip
gerçekleşmediğini araştırıp açıklamalıdır. Şahsen dinlemelerin çok yaygın
olduğu, gazetemin ve evimin telefonlarının dinlendiğini çok iyi bildiğim 1980
darbesinin ardından bile bu kadar çok dinleme olduğunu sanmıyorum. Kaldı ki, o
zaman silah zoruyla yönetimi ele geçerinler bizzat bu dinlemelerin talimatını
veriyordu. Halbuki son iki yılda dinlemeyi yapanlar halkın seçtiği bir iktidar
döneminde bu işi gerçekleştirmişler ve yöneticilerinde bundan haberleri
olmamış. O zaman, bu millet seçimlerde
kendisini kimlerin yönetmesi için niye oy verdi diye sorma hakkım olmaz mı
Mademki bu ülkede yaşanan bunca kanun dışı olaydan iktidarın haberi olmamıştır,
bunda sorumluk payları yok mudur Bir takım grupların iyi niyetine güvenmiş
olmak iktidar sahiplerini haklı gösterir mi Bir de eğer iktidarın
kullanılmasına bir örgüt böylesine müdahale edebilmiş ve bu örgüt bir takım dış
güçlerle işbirliği halinde idiyse ki
böyle olduğu söyleniyor- o zaman ülke bu dış odakların çıkarlarına terk edilmiş
olmaz mı Böyle olunca da sadece paralel yapı mensuplarının değil,
iktidarlarına sahip çıkamayanların da hesap vermesi gerekmez mi