Dile peşrev attırmayı sevmez miyim, soruyorlar bir de!

Örnek bir sunum yapalım da alsınlar boylarının ölçüsünü!

Buyurun:

Evet, böyle bir okul, böyle bir okulda böyle bir hoca var mıdır bilmem! Fakat şimdi durup dururken ona, öyle ya, muhayyel İstanbul Sosyal Bilimler Lisesi’nin doktoralı edebiyat memuruna iş çıkaracağız!

Diyeceğiz ki, “Ey hoca efendi, çocukları anlatım bozukluğuyla boğup durma, artık o türden suallere ÖSYM hazretleri fazla prim vermiyor, gel şu dersin bir bölümünü okulunun adı hatırına sosyal meselelere ayır!”

“Hayır!” diyeceğini tahmin ediyorum memur arkadaşın. Biliyorum, burnunun dikine gitmeyi pek sever böyleleri. Olan zavallı cins atlara olur, acınası öğrencilere…

Fakat biz cins atlar hatırına, memur arkadaşın “Evet” dediğini, dersleri güncelleştirerek sunmaya teşne olduğunu farz edelim. Onu önümüze alıp bir güzel imtihana tabi tutalım. Geçer not alırsa, öğrencilerinin karşısına muteber bir şahsiyet olarak çıkabileceğini kabul edelim:

- Türkler sıfatı çok sever, doğru mu İbrahim Bey

- Doğru!

- Türkler sıfatları uğruna öz adlarından vazgeçerler, doğru mu

- Doğru!

- Yani adlarıyla anılmaktansa sıfatlarıyla bilinmek hoşlarına gider, öyle mi

- Öyle!

- Mesela sen bir Türk olarak adının başına bir şöhret sıfatı gelsin pek bir gururlanırsın değil mi

- Hem de nasıl, aman Allah!

- Hatta normalde tek başına hayranı olduğun kendi gerçek adının dahi kullanılmayıp yerine sadece unvanının ikame olması iyi bir şeydir diyebilir misin

- Hiç sakıncası yok!

- Eeee, öyleyse söyle bakalım Hoca, Türklerdeki bu sıfat düşkünlüğü nasıl bir düşkünlüktür

-

Hoca sustu.

Bazı memur arkadaşlar bu tür sıkışma süreçlerini susarak geçirirler. Sükût altındır onlar için, böylesi hallerde.  Dolayısıyla imtihanı geçemezler.

İstanbul Sosyal Bilimler Lisesi Edebiyat memuru İbrahim’i başarısızlığıyla baş başa bırakıp sadede gelelim. Sözü getireceğimiz yere çekelim.

Malumunuzdur, son zamanlarda bir takım insanlar isimlerinin önüne kimi harfleri rozet misali yapıştırıyorlar. Mesela bir dostum, sanırım bir şeylere kızmış olacak, adının başına Fransızca’da isimlerin masculinliğini (erkekliğini) ifade eden “Le” tanım sözcüğünü ekledi. Helal olsun dedim kendi kendime, Fatih kardeşimiz erkekliğini işbu “Le” ile ispat etti!

“Le”ye nispeten son günlerde karşıma daha yoğun çıkan iki harf “T” ve “C”dir. Bu kullanımın başlangıç sebebini biliyoruz, bir tabela meselesine bağlı gelişen bir protesto zinciri!

Bunda bir şey yok, gayet anlaşılır. İnsanların tepkilerini gösterip kendilerini bir şekilde ifade etmelerinde ne sakınca olabilir Fakat protestliğin zinciri makul noktada durmaz da muhataplarına yönelik zulme dönüşürse, elbette sakınca belirir!

İşte bunun bir örneği; Bursa Şehir gazetesinin 103. sayısından bir başlık: “Fıkra gibi TC protestosu!” Meğer 5 yıl önce değiştirilen Bursa Valiliği tabelasının fotoğrafları sanki yeni değiştirilmiş gibi medyaya servis edilince, tabelanın daha önce değiştirildiğinden habersiz olan CHP Bursa İl Teşkilatı ve bazı sözde STK’lar protesto eylemlerine girişmişler. Gerçek ortaya çıkınca ne yaptılar bilmiyoruz!

Haklı ve mantıklı olmak kaydıyla evet, protesto iyi bir şeydir. Hele kıvamında yapılır ve yerli yerinde tamamlanıp bırakılırsa, yemesine doyum olmaz protestonun! Gelin görün ki bu tür hallerde romantizmden feleğini şaşırıp gemi azıya alanlar hiç de az değildir.

Sosyal medyada yol kesiyor bunlar özellikle. Ulusalcı/kavmiyetçi reflekslere bürünüp durduk yere önlerine çıkan makul insanlara sataşıyorlar. Yer yer saldırganlaşıyorlar…

Oysa T ve C harfleri kimsenin babasının malı değil. Dolayısıyla mirasyedi bir tip edasıyla bu harfleri har vurup harman savurmaya kimse yeltenmemelidir. Üstelik samimi olana T ve C harfleriyle donatılmış kafa kâğıdındaki kendi gerçek adı yeter!

Öyle ya, etten, kemikten, ruhtan, duygudan ibaret bir insan olmak varken, neden müessesleşsin, tüzelleşsin bir kişi Derneklerin, kulüplerin, takımların, hele hele devletlerin asık yüzü niçin biz insanlara rozet olsun, etiket olsun

Ne dersiniz değerli sosyal ağ arkadaşlarım, TC Mustafa, TC Nalan, TC Funda, TC İmdat, TC Yeter… adlaşmış sıfatlarınızdan vazgeçecek misiniz !.

Ne dersin Edebiyat memuru Dr. İbrahim Bey, bu adlaşmış sıfatların anlatımına derslerinde yer verip gençleri doğruya sevk edecek misin