Elbette savaş istemiyoruz. Savaşın ne olduğunu en iyi
bilen milletlerdeniz. Fakat savaş istemiyoruz diye de her şeye göz yumacak
değiliz. Türkiye den istenen bu: Savaşma, seyret! Yok böyle bir şey. Dünyanın
bir ucundan gelip, kendi coğrafyamızı dizayn etmek isteyenlere karşı
Türkiye nin sessiz kalması, sonrası itibarıyla karşısına konulacak tabloya
peşinen evet demesi ile eşdeğerdir.
Türkiye nin gelinen aşama itibarıyla caydırıcı bir güç
olarak ortaya çıkması ve kararlılık göstermesi kaçınılmaz bir hal almıştır.
Aksi takdirde, sizi bırakın cihan güçleri ile muhatap kılmayı, ne olduğu
belirsiz, bir takım emperyal güçlerin tabela terör örgütleriyle karşı karşıya
bırakırlar. Şu an yapılmak istenilen de bu.
Fakat Ankara kurulan tezgâhın çok net bir şekilde
farkında. İçeride büyük ölçüde sağlanan mutabakat ve sınır ötesine gönderilen
top mermilerinin küresel başkentlerde yankı ve tepki bulmasının altında da
zaten bu husus yatıyor. Karşı cenah, Türk tarihini çok iyi bildiği için bu
gelişmenin ne anlama geldiğini çok iyi görüyor. Bunu içimizdeki bazı kesimlerin
halen görmüyor olması oldukça ilginç(!)
Suriye Krizi Boyut Değiştirdi,
Bunu Görmek Lazım!
Suriye krizini Arap Baharı nın ilk günleri ile
değerlendirenler ve 2012 deki kırılma noktasına takılıp kalanlar, içlerinde
bulundukları kısır döngüden bir an önce kurtulmak zorundalar. Çünkü artık kriz
çok farklı bir evreye girmiş durumda. Hesaplar ve dolayısıyla dengeler önemli
ölçüde değişmiş vaziyette.
Krizin dışarıda değişen boyutuna paralele olarak bizim de
içeride yeni bir duruş sergilememiz ve pozisyon almamız gerekiyor. Bu bağlamda,
öncelikle artık kendi içimizde hesaplaşma sendromundan bir süreliğine (en
azından şu kritik süreçte) uzak durmamız gerekiyor. Zira, istesek de istemesek
de konjonktür bizi bazı tercihlere zorluyor.
Yukarıda da dediğim gibi, bu zorlamanın nedenleriyle,
müsebbipleriyle ilgili olarak çok şey yazılıp, çizilebilir ve söylenebilir.
Elbette meselenin bu boyutunu göz ardı etmemek lazım. Fakat diğer taraftan bu
bizleri tamamen içeriye sevk etmemeli, sınırlı enerjimizi ve gücümüzü
bitirmemeli.
Şark Meselesi Bitmedi!
Eğer, Türkiye bugün bir takım oldubittiler ile karşı
karşıya ise, bunun nedenini çok kısa bir zaman dilimi ile sınırlı tutmak büyük
bir hata olur. İçinde bulunduğumuz tablo, Haçlı Seferleri nden bu yana Batı nın
bizle bitmeyen Şark Meselesi nin ta kendisidir. Bununla ilgili çok şey yazdık.
Batı, bizi bu öz yurdumuzdan sürmedikçe ve bu millet İslam a sıkı sıkı
sarıldıkça, İslam ın kılıcı oldukça, bu kavga bitmeyecektir.
Sykes-Picot nun 100. yılında bırakın Ortadoğu
coğrafyasını, Türkiye nin kendisinin bile bölünmeye çalışılması, bunun en temel
göstergesidir. PYD/YPG üzerindeki ısrarın nedenini başka türlü değerlendirmek
imkânsızdır. Türkiye nin içeride PKK terör örgütüne, dışarıda ise onun farklı
adlardaki versiyonlarına yönelik başlattığı mücadeleden duyulan rahatsızlığın
nedenini merak edenler, arzu ederlerse BOP haritasına bakabilirler.
Görülecektir ki, Suriye krizi artık Türkiye nin doğrudan
doğruya milli güvenliğini tehdit eden bir sürece girmiştir. Türkiye bundan
dolayı gerekirse savaşırım mesajını son dönemlerde sıklaştırmak zorunda
kalmıştır. Bilinmelidir ki, Fırat ın batısı noktasındaki kırmızıçizginin
arkasında duramayan bir Türkiye, artık savaşı kendi içinde kabullenmiş
demektir. Böylesi bir olasılığın gerçekleşmesi durumunda ise, dış politikadan
ziyade artık çok daha farklı politikalar konuşulmaya başlanır.
Suriye, Türkiye nin Yakın Çevresi nin Ayrılmaz
Parçasıdır!
İki Kuzey , Büyük Türkiye Vizyonu nun ötesinde,
öncelikle kendi güvenliği açısından oldukça önemli bir yere sahip
bulunmaktadır. Kavganın sancağın düştüğü yerde tekrar alevlenmeye başlaması
bu yüzden bir tesadüf olarak değerlendirilemez.
Dolayısıyla, Türkiye nin güvenlik politikaları
çerçevesinde Kuzey Irak nasıl bir yere sahip ise, Kuzey Suriye de aynı şekilde
bir öneme sahiptir. Türkiye nin güvenliği ve dış politikasının geleceği
açısından bu bölgedeki bir takım oldubittileri Türkiye nin kabul etmesi mümkün
değildir. Türkiye, bu noktadaki hassasiyetini, gerekirse savaş yöntemi dâhil
olmak üzere Cumhuriyet in kurulduğu ilk yıllardan itibaren her fırsatta ortaya
koymuştur.
Yukarıda da kısmen değinildiği üzere, Sykes-Picot nun
100. yılında Ortadoğu haritası yeniden dizayn edilmektedir. Suriye de bu
dizaynın bir parçası olarak görülmektedir. Başta Rusya ve İran olmak üzere, bir
takım devletler Suriye ve Irak üzerinden bu yeni Ortadoğu yapılanmasında nüfuz
alanlarını genişletmeye çalışırken, Türkiye nin buna seyirci kalması
beklenemez.
Türkiye yi Saldırganlıkla Suçlayıp, Ortadoğu yu
Paylaşmak!
Suriye ye komşu olmayan Rusya ve İran gibi ülkeler askeri
varlıklarıyla Türkiye nin bölgedeki varlığını ve çıkarlarını alenen tehdit
etmekte, bunu yaparken de Türkiye nin uluslararası alandaki itibarını ve
caydırıcılığını ayaklar altına almak istemektedirler.
Farklı gerekçeler adı altında Suriye ve Irak üzerinden
Ortadoğu yu aralarında paylaşmaya çalışan bu güçler, başta Türk kamuoyu olmak
üzere, tüm dünya ile de adeta kafa bulmaktadırlar. Suriye de askeri
varlıklarıyla teröristler yerine sivilleri ve özellikle de bölgedeki Suriye
Türklerini katleden ülkelerin Türkiye yi saldırgan olarak nitelendirmeleri ise,
işin bir başka trajikomik yanıdır. Fakat biz bu oyunu daha önce de gördük.
Dolayısıyla, hiç kimse Ankara nın buna sessiz kalmasını beklemesin.
Nitekim Türk ordusu bir kez daha üzerine düşen tarihi
sorumluluğu yerine getirmektedir. Türkiye ve bu coğrafya üzerinde oynanan oyunu
bu kararlılık atışlarıyla bozmaktadır. Bundan sonra alanda müttefikleriyle,
olmazsa tek başına daha aktif bir pozisyon izleyecektir. Bundan ötürü,
Türkiye yi ve Türk milletini çiçek çocukları yerine koymak isteyenler bir kez
daha düşünsünler. Zira çok büyük bir yanılgı içinde bulunmaktadırlar!