Ülkemizde son bir aydır tarikat ve cemaatlere operasyon yapma gayreti içerisinde olan bir aklın zemin hazırlama çalışmalarına şahit oluyoruz. Geçen haftaki yazımızda tarikat ve cemaatlerin var oluş süreçleri açısında tasnifini yapmış ve hangilerinin aslında asli unsurlarını kaybettiklerini ifade etmeye çalışmıştık. Bu hafta ise varlığı toplumun varlığı ile kaim olan geleneklerini bozmamış binlerce yıldır aynı usul ve esaslara göre faaliyet göstermeyi başarmış toplumun bütün katmanlarına uzana bilme melekesini kendinde barındıran klasik tarikatlar üzerine durmak istiyoruz.

En son kurulması gereken cümleyi en önce ifade ederek söze başlayalım. Tarikatların kapatılması çok yanlış ve sosyolojik gerçeklikten uzak bir hamle idi. Bir oluşumun ahir döneminin kötü ya da suiistimale müsait bir yapıda olması bütün olarak oluşumun yok edilmesini gerekli kılmaz. Toplumu ayakta tutan yapıların devamlılığı sağlanmalı ancak aslı unsurlarında ki bozulmalar süreç içerisinde ortadan kaldırılmalıdır. Bu yüzden bütün tarikatların kapatılması büyük bir hatadır. Bu durumun savunulacak bir yanı olmasa gerek. Dolayısı ile tarikatları kapama gibi afaki söylemler tarihte de başarılı olmamış bu günde başarılı olamayacaktır.

İnsan her yaşında eğitime muhtaç bir varlıktır. İnsanın sadece maddi yönü değil aynı zamanda manevi yönünün de var olduğunu düşünmek ve kabul etmek zorundayız. Manevi yön manevi ilimlerle, maddi yön ise maddi ilimlerle terbiye edilir. Kişinin güzel ahlaka sahip olması okuyarak elde edilebilecek bir durum değildir. Kitap okumakla insan kemale erse bütün kitap okuyanların kâmil olması gerekirdi. Böyle bir durumun olmadığı ise herkesçe malum bir hakikattir. İnsanın kemal yolculuğu ancak kemale ermiş bir insanın terbiyesinde olur. Zira olan oldurur ancak dolan taşar. Bu yüzdendir ki ister şeyh diyelim, ister rehber, ister dost diyelim bir kemalin taşınır olası ve devredilme süreçleri tarikatları ortaya çıkarmıştır. İnsanın kemal arzusu var olduğu sürece tarikatlar varlıkları sürdürecektir. Çünkü insan insanla dönüşür.

Klasik bir tarikatla deforme olmuş bir tarikat arasında temel farklar vardır. Klasik tarikatlarda şöhret istenmeyen bir durumdur, kalabalık olmaya değil olmamaya bakılır. Şöhreti doğuracak basın yayın araçları kullanılmaz, kullanılmasına müsaade edilmez. Klasik tarikatlarda her isteyen tarikata giremez, istenen kişi sürece dahil olabilir. Klasik tarikatlarda iş halifelik müessesi ile yürümez. Zira kemale ermemiş halife kemali taşıyamaz ve nakledemez. Muhakkak süreçler belli bir seviyeden sonra kemal sahibi insan gözetiminde olmalıdır. Klasik tarikatlarda zihni ve gönlü bölen daha üst ifadesi ile tevhidi bozan hiçbir şey konuşulmaz ve konuşulması istenmez. İnsan insan olduğu için değerlidir ve insan insan olduğu için saygıyı, hürmeti ve sevgiyi hak eder. Cinsiyeti, işi milleti yada dili önemsiz ve tanımsızdır.

Deforme olmuş tarikat yapılarında ise bir güç mücadelesi söz konusudur. Bu mücadelede kalabalık olmak bir anlam ifade eder. Basın yayın organlarına sahip olmak gücün doğal sonucudur. Her isteyen bir şekilde tarikata intisap edebilir. İşler halifeler ya da vekiller üzerinden yürür. Bu süreç çoğu zaman büyük hatalara neden olur. Deforme olmuş tarikatlar varlık sahalarını genişletmek isterler, okullar, gazeteler, dergiler, radyolar vb bütün güç merkezlerini bir şekilde ellerinde tutmak isterler.

Oysa dervişliğin gayesi hiçliğe ve tevhide yolculuktur. Bu kadar dünya ilgisi ile derviş olabilmek insan aklının ve kapasitesinin üzerinde olsa gerek. Klasik bir şeyh dervişlerine sadece verilen zikirleri çekip çekmediğini, sünnete hürmetinin ne durumda olduğunu yani ferdi şeyleri sorar. Mesele dervişin kendisinde başlayan ve kendisinde biten şeylerin düzeltilmesidir. Önemli olan fert olarak insanın kemal yolculuğudur. Toplumun düzeltilmesi ise başka bir süreçtir. İnsanın kemale ermesi demek toplumun süreç içinde bir ahlak inşa etmesi anlamına gelir. Mahlûkatı bir güç aracına dönüştürmek değil mesele mahlûkata hizmet etmektir.

Tarikatların hangisinin klasik olduğunu hangisinin deforme olduğunu anlamaya yarayacak iki örnek;  Bir gün bir polis memuru bir şeyh efendiye biat etmek istediğini bildirir. Şeyh efendinin cümlesini bire bir aktarıyorum “Evladım sen devlete biatlısın, devlette vazifen var sohbetlerimize git gel ama bize biat gerekmez.”

İkinci örnek ise klasik bir tarikat şeyhine yurt dışında bulunan evlatlarının sohbetlerini dinleyebilmesi için kapalı devre internet yayını yapalım teklifi yapılmıştı. Efendinin ifadesini birebir aktarmakta fayda var “Evladım tekkeyi bekleyen çorbayı içer bizim sohbetimiz önemlidir ancak nazarımıza girmek daha önemlidir.”Mesele bin yıllık bir geleneği bozmadan taşıyabilen yapıların varlığını kabul edip saygı duymakla alakalı olsa gerek.

 Son söz yapılarını, usulleri, yollarını, meşreplerini ve itikatlarını korumayı başarmış tarikatlar zaten bu tehdit kokan havadan etkilenmezler. Zira olanda hayır vardır der geçerleri. Gelene yol gidene yol gösterirler. Deforme olanlar ise artık düşünsün… Ne yazık ki geliyor gelmekte olan.