İsimleri değişik olmakla birlikte birbirinin kopyası iktidarlar bu ülkeyi tefecilere mahkum bir hale getirdiler. Tefecilerin yerli ya da yabancı oluşu aslında çok da önemli değildir. İkili, üçlü koalisyonlar ile AKPnin tek başına iktidarının uygulamalar açısından çok büyük bir farklılık arzetmediği ortada. Zaten bu ülke üzerinde bir takım planları olan ve bu planlarını rahatlıkla uygulayabilmeleri için zayıf ve güçsüz birTürkiye isteyenler hep bu birbirinin kopyası iktidarları iş başına getirmek için ne gerekiyorsa yaptılar. Tüm bu oyunlara rağmen arada bir milletimizin de zorlaması ile iktidara gelen Milli Görüş tüm senaryoları alt-üst eden uygulamalar sergileyince de ondan kurtulmak için her seferinde birşeyler icad ettiler, toplum birtakım hayali tehlikelerin saldırısına maruz bırakıldı. Kısacası toplumu şoka soktular, insanımız olan biteni anlayamadan ülkemiz aleyhine gelişmeler uygulamaya konuldu.

Erbakan Hocanın Başbakanlığı dönemini hatırladığımızda söylediklerimiz daha iyi anlaşılacaktır. Erbakan Hoca kısa süre içinde borç artışını durdurmuş, hatta borç stokunda azalma başlatmıştı. Bunu yaparken de sabit ve dar gelirlilerden yeni fedakarlık istememiş, aksine sabit ve dar gelirlilerin rahat nefes almasını sağlayacak adımlar atmıştı. Tüm işçi ve memurlar ile emekli ve dar gelirli esnaf Erbakan Hocanın Başbakanlığı döneminde gerçekten rahat bir nefes almışlardı. Kısacası, Milli Görüşün lideri Erbakan Hoca Türkiyenin iç ve dış tefecilere muhtaç olmadığını, aksine bunlardan en kısa zamanda ülkenin kurtarılması gerektiği gerçeğini herkese göstermişti. Millete gösterdiği bir başka gerçek ise, fakir fukaranın insanca yaşayabilmesi için bu tefecilerden ülkenin yakasını kurtarmaya mecbur olduğu gerçeğiydi.

Ne var ki, hiç terlemeden oturdukları yerden ülke imkanlarını sömürmeye alışmış olan iç ve dış tefeciler devlete istedikleri faiz oranında borç verme imkanlarının yok edildiğini görünce hemen harete geçip ülke sanki çok büyük bir tehlikeye maruzmuş gibi takdim ettiler.. Böylece ülke için en büyük tehlike kendileri olduğu gerçeğini milletten gizlemeyi başardılar.

Öylesine işi çığırından çıkadılar ki, arka arkaya Milli Görüşün iki partisi (Refah Partisi ve Fazilet Partisi) kapatıldı, Milli Görüşün lideri siyaset dışına itilerek evinde oturmaya mecbur edildi.. Böylece meydanı tefecilere bıraktılar..Netice itibariyle fakir fukaranın değil, tefecilerin dediği oldu.

Bütün bunları durup dururken hatırlamış değilim.. Aslında bu hatırlatmanın sık sık yapılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü, hatırlatılmalıdır ki, insanımız kendisini bu tefecilere ve tefeci politikacılara mecbur sanmasın.. Buna rağmen benim geçmişi hatırlatışımın esas sebebi bu pazar yapılacak olan Saadet Partisi Büyük Kongresi.. Milli Görüş Hareketinin beşinci partisi olan Saadet Partisi 2. Olağan Büyük Kongresidir... Kongre heyecanı şimdiden tüm Anadoluyu sarmış durumda. İnsanlar birkaç gün önceden Ankaranın yolunu ya tutmuş ya hazırlığa başlamışlar, yeni bir heyecan, yeni nefes ile eskisinden çok daha güçlü Milli Görüş kervanının yürüyüşüne hızlandırmak için harekete geçmiş durumdalar.

Milli Görüşçüler daha büyük gayret ve azimle çalışmak için nefeslenme ve güç toplama durağında toplanıyorlarsa bilinmelidir ki bunu sadece kendileri için yapıyor değiller. Ülkelerine ve insanımıza duydukları sevgi onları ülkeyi tefecilerden ve faizci politikacılardan kurtarmaya mecbur olduklarını düşündüklerindendir..

Çözümün sadece Milli Görüş ve onun iktidarında olduğuna olan inaçlarıdır. İşbaşına gelen partilerin isimlerinin değişmesi, kişilerin farklılık kazanması zihniyet değişmeden bir işe yaramıyor. Bunu son 3.5 yıldır birkez daha yakından gördük.

Fakirden alıp zengine veren değil,

İthalat ile  değil, süratli, yaygın ve güçlü kalkınma ve büyümeden yana olanlar,

Uydu ve uşak bir ülke değil, lider ülke isteyenler pazar günü Ankarada bir arkaya gelecek, "Türkiye tefecilere mahkum değildir" diye haykıracaklar, bu ülkeyi istedikleri gibi kullanmak isteyen dış güçler ile tefecilikle ülkemizin tüm imkanlarını sömürenlere gereken dersi vereceklerdir.. Bu bakımdan Pazar günü sadece Milli Görüşçüler için değil, Türkiye için çok büyük önem taşıyor.