Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)›a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz’e âline ve sahabelerine olsun.
Türkiye iyi idare edilmiyor. Çünkü Türkiye’yi idare edenler, yanlış ve sakat bir zihniyeti tercih ederek bu ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar. Belki kendileri yönetiyormuş gibi yapıyorlar ama gerçekte ipler dış güçlerin elinde. Gerçekte Türkiye’de yönetim, üç tarafı olan bir koalisyondan ibarettir. AB’nin üstün bir medeniyet projesi olarak kabul edilmesi sonucu, Türkiye’de yürütülen sosyal politikalar tamamen, AB tarafından belirlenmekte ve bu politikalar bir değişikliğe uğratılmadan olduğu gibi uygulanmaktadır. Ülkemizde Ak Parti iktidarı döneminde kurulan AB Bakanlığı bunun göstergesidir. Biz Müslüman bir toplumuz. AB ülkeleri ise Hıristiyan, Yahudi ve herhangi bir dine bağlı olmayan bir toplumdur. Bu ülkelerin benimsediği ilkeler, aile hayatını ortadan kaldıran, eğitimi içinden çıkılmaz hale getiren, toplumun ahlak yapısını bozan, insanı her bakımdan tanınmaz hale getiren ve onu üstün kabul edilen Beni İsrail’e köle yapan şeylerdir. Batıcılığı esas aldığımız günden beridir çöküyoruz, yozlaşıyoruz, büyük bir manevi tahribat yaşıyoruz. ABD ve İsrail’in stratejik ortak kabul edilmesi sonucu, Türkiye’nin dış politikası bu iki ülke tarafından belirleniyor ve yürütülüyor. ABD ve İsrail’in belirlediği bütün dış politika hedefleri, vaat edilmiş topraklar üzerinde Büyük İsrail’i kurmaya yöneliktir. Bu ise Türkiye’nin bölünmesi anlamına gelmektedir. Coğrafyamızda yaşanan bütün sıkıntılar, bu yanlış ve yanlı dış politika tercihinin ürünüdür. Faizci kapitalist nizamın benimsenmiş olması sonucu, üretmeyen, sadece tekelci sermayenin ürettiği ne varsa hepsini tüketen bir Türkiye’nin inşası görevi ise, zahiren ülkeyi yöneten kadrolara bırakılmıştır. Bu işbirlikçi iktidarlar, ülkenin bütün kaynaklarını hizmet yatırımlarına aktarırlar, yol, havaalanı, hastane, hapishane, okul yaparlar, ancak fabrika yapamazlar. Tercih edilen bu faizci düzen sebebiyle Türkiye büyük bir ekonomik darboğaza girmiş, borçlarını döndüremez hale gelmiştir. Tarım ve hayvancılığımız öldürülmüş, ülkenin var olan bütün sanayi alt yapısı çökertilmiştir. Bu üçlü yönetim anlayışının sonucu olarak Türkiye, toplumsal çatışma ve kamplaşma, terör, bozulan adalet sistemi, eğitim keşmekeşi, çelişkiler yumağına dönen dış politika, ekonomik darboğaz, ahlaki ve manevi yozlaşma sıkıntıları altında ezilmekte ve yok olmaya doğru gitmektedir. Bu sıkıntıları, tercih ettikleri yanlış politikalar ile ülkenin başına saran işbirlikçi kadrolar çözemezler. Ülkeyi bu sıkıntılardan ancak, Milli Görüş-Saadet Partisi kadroları kurtarabilir.
TOPLUMUN REFAHI İÇİN
Bir toplumun saadet içinde yaşayabilmesi için beş şeye ihtiyaç vardır. Bunlar; 1. Huzur, Barış ve Kardeşlik, 2. İnsan Hakları ve Hürriyetler, 3. Adalet, 4. Refah, 5. İzzet, Şeref ve Onur esaslarıdır.
Huzur, barış ve kardeşlik ancak, yönetimin ana ilkesinin kin, hırs, intikam değil, sevgi ve şefkat olması ile sağlanır. Milli Görüşün temel ilkesi sevgi ve şefkattir. Bunun için uzlaşma ve adil barış teklif etmektedir. Milli Görüş’ün dışındaki zihniyet ve kadroların temelinde hırs, kin ve intikam vardır. Dün Firavun, “Şayet Musa’ya inanırsanız ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keserim.” derken, bugün, “En iyi Müslüman ölü Müslüman’dır, eğer dediğimizi yapmazsanız düşmanımızsınız.” diyorlar. Bu düşünce ile topluma huzur getirmek mümkün olmaz. Toplumda Huzur, Barış, Kardeşlik ancak Milli Görüş ile gerçekleşebilir. Çünkü Milli Görüş; kin ve husumeti değil, şefkat, sevgi ve hoşgörüyü esas alır, küçük bir azınlığın çıkarı için değil, bütün insanlığın saadeti için çalışır, yanlışın, zararlının, zulmün, kötülüklerin, çirkinliklerin egemenliği için değil, doğrunun, iyinin ve güzelin, faydalının ve adaletin hâkimiyeti için çalışır, yeryüzünün ifsadı için değil, ıslahı için çalışır.
İnsan Hakları ve Hürriyetler kâmil manada ancak Milli Görüş ile elde edilebilir. Çünkü Milli Görüş; baskıdan yana değil, tam ve kâmil insan haklarından yanadır, güdümlü demokrasiyi değil, istişareye dayalı gerçek demokrasiyi savunur. Milli Görüş demokrasiyi, Türkiye’nin maddi ve manevi kalkınmasını önceleyen Adil Bir Düzenin kurulmasının ve yürütülmesinin zemini olarak görmektedir.
Adalet, mülkün temelidir. Mülk yani iktidar ancak adalet ile ayakta durur. İnsan, haklarıyla insandır. Adalet, insanın temel haklarının güvence altına alınması ve korunmasıdır. İnsan hakkı olmayan yerde ADALET olmaz. Dışımızdaki zihniyetler ise “Benim hakkım olsun, seninki olmasın” görüşündedirler. Hâlbuki hak verilmeyince zulüm olur. Böyle bir ortamda saadet olmaz. Toplumda Adalet ancak Milli Görüş ile gerçekleşir. Çünkü Milli Görüş; yanlış hak anlayışını değil, “Doğru Hak” anlayışını esas alır.
Refah ise, insanların ihtiyaçlarını ucuz ve kolay elde etmeleri demektir. Faizci kapitalist nizam uygulamaları ile halkın refahını sağlamak mümkün olmaz. Toplumda Refah ancak Milli Görüş ile gerçekleşir. Çünkü Milli Görüş; faizci rant ekonomisini değil, üreten ve kalkındıran reel ekonomiyi esas alır, rantiye grubunun çıkarları için değil, Türkiye’nin bütünüyle kalkınması için çalışır.
İzzet, şeref ve onur ise, ancak ilk dört şart yerine geldikten sonra kazanılır. Tarihteki şerefli yerimizi almamız ancak Milli Görüş ile gerçekleşir. İzzet, kuvvetli, güçlü ve şerefli olmak demektir. Zillet ise izzetin karşıtıdır. Batı’nın materyalist değerlerini esas alan şuursuz bazı kimseler, kendilerini ve sahip oldukları değerleri aşağı ve zelil, buna karşın inançlarımızın zalim saydığı kimseleri üstün görebiliyorlar. Onların bu zayıf tarafını bilen şer odakları onlara tepeden bakıyor, kibirleniyor ve onlarıkullanabiliyorlar. Toplumda izzet ve saygınlık ancak Milli Görüş ile gerçekleşir. Çünkü Milli Görüş; materyalist değil, maneviyatçıdır, nefse esareti değil, nefis terbiyesini esas alır, sıradan Türkiye’yi değil, manen ve madden kalkınmış, Yeniden Büyük Türkiye’yi esas alır. Selam hidayete tabi olanlara…