Bismillahirrahmanirrahim;

Karmaşık olayların yaşandığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Cumhurbaşkanı’nın deyimiyle, “At iziyle it izi birbirine karıştı.” 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası tutuklananlardan biri de Yazar Ali Bulaç’tı. Kendi ifadesiyle, “FETÖ örgütüne üye olmak ve 15 Temmuz hain darbe teşebbüsüne zemin hazırlamak ve bu yönde algı oluşturmak” suçlamasıyla yargılanıyor. Şimdi Türkiye’nin en korunaklı Silivri Cezaevi’nde!

Ali Bulaç’ı tanıyalım: Mardin İmam Hatip Lisesi öğreniminden sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirmiş. Sonra da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Sosyoloji Bölümü’nü! Müslümanların basın ve kültür alanındaki eksikliğini görmüş; devlet memurluğu yerine bu alandaki hizmeti seçmiş.

Mardin’den İstanbul’a gelerek hayat mücadelesini tek başına vermenin zorluğunu bilirsiniz. O günün şartlarında düşüncesine uygun bir basın kuruluşunda başlamış işe.

Onu, 35 sene kadar önce bir arkadaşımla Eminönü’nde yürürken bir akşam vakti eşiyle birlikte eve dönerken rastladım. Beyan Yayınları’ndaki işinden çıkmıştı. Arkadaşım tanıştırdı. Çok konuşmuyordu. Biraz da utangaçtı. Derinlikli bir insan izlenimi bıraktı bende. Bir daha da yolumuz kesişmedi. Ama yazdıklarını izlemeye çalıştım.

1990’larda ona milletvekili teklifi yapıldığını öğrendim. Fakat o, basın ve kültür hizmetini “kalıcı” buluyor, geleceğin gençleriyle de buluşmak istiyordu. 20 kadar gazetede, dergide yazdı. Kitaplar yayınladı. Geçimini sağlamak için Zaman gazetesinde çalıştı. Bildiğim kadarıyla o gruba kapılanmadı. Darbe döneminde o medyada yazması talihsizlikti.

MENFUR DARBE TEŞEBBÜSÜ

Ali Bulaç, menfur darbe girişimi sonrası bir yerde yazmadığı için basın ve paylaşım sitelerine bir açıklama yaptı. Açıklamayı Haksöz Haber’in 23 Temmuz 2016 tarihli sitesinde gördüm. Şöyle başlıyordu: “50 senedir yazı ve fikir hayatımda benim için a) Şu veya bu dava için şiddet ve terör, b) Askeri darbe ya da ihtilal meşru değildir. ‘Dinde zorlama yok’sa, yönetim ve siyasette de zorlama olmaz; kim şiddet ve teröre veya darbelere başvuruyorsa gayrimeşru bir işe kalkışmış, suç ve günah işlemiş demektir.”

Yazarın açıklamaları 1980’li yıllarda yayınladığı “İnsanın Özgürlük Arayışı” adlı eseriyle örtüşmektedir.

Ali Bulaç, 14 ay sonra 18. 9. 2017’de hâkim karşısına çıktı. “Devletin izniyle yayın yapan bir gazetede yazdığı için suç işlemiş olamayacağını” savundu. “Devletin en tepedeki zatları bu örgütü bilememişse, benim konumumda olan biri nasıl bilebilir ki?” dedi.

Bulaç, savunmasının bir yerinde, “Benim FETÖ tarafından üyeliğe kabul edilmem mümkün değildir. Gazetedeki köşemde ve yeri geldiğinde, konuşmalarımda Milli Görüş çizgisi ve rahmetli Erbakan’ı savundum. Bu yapıyla, bu çizgi arasındaki doku uyuşmazlığı herkesin malumu” diyordu.

Bu sözler paçayı kurtarmak için söylenmiş değildir. Yazarın “Göçün ve Kentin Siyaseti - MNP’den SP’ye Milli Görüş Partileri” başlıklı eserinin kapağında Erbakan Hoca’nın resmi vardır. Hiçbir FETÖ’cü yazdığı kitabın kapağına bu resmi koymaz.

İNSANİ MUAMELE ŞART

Sayın Bulaç, 1 Kasım seçimlerine giderken 22. 10. 2015’te şu açıklamayı yapmıştı: “Bugüne kadar katıldığım her seçimde oyumu Milli Görüş partilerine verdim. Sandığa gidersem yine SP derim. Günün siyasetinin kirlettiği ülkede biz farklıyız. Yüzde 2.5 zekat miktarıdır. Umulur ki, kiri temizleyebilmek için.”

Yeni Şafak’tan Salih Tuna, “Bu Beyefendi Dışarıdaysa, Ali Bulaç Niye İçeride?” başlıklı yazısında, “Yazı ve konuşmalarıyla sonuna kadar FETÖ’ye yardım ve yataklık eden bir kişinin dışarıda ahkâm kesmeye devam ettiğini” yazdı. (19. 11. 2016)

66 yaşındaki Ali Bulaç cezaevinde kalp, şeker, tansiyon, guatr, prostat hastalıklarıyla boğuşuyor. Kalbinin 4 damarı değişmiş, stend takılmış, kan şekeri yüksek. Selamlaşmanın, göz temasının bile olmadığı gayri insani şartlara mahkûm. Torunu yaşındaki memurlarca aşağılanıyor. Denetimli serbestlik diyerek pek çok yüz kızartıcı suçu işleyenlerin boşaltıldığı cezaevinde.

Savcı, 6 yazısına atıf yaptığı iddianamesinin sonunda “Yazılarda suç unsuru belirlenememiş” notunu ekliyor.

Sömürgeci güçlerle birleşip darbeye girişen, darbeyi bilen ve azmettirenlerin yaptığının karşılıksız kalmasına göz yumamayız. Suçsuzların cezalandırılmasına da vicdanımız elvermez. Mazlumların ahı toplumu boğar. Hukuk böylesine haksızlıkları önlemeyi amaçlar.

Ali Bulaç’ın mahkemeye çıkmasıyla basına yansıyanlardan öğrendiğimiz kadarıyla, onun 1 gün bile cezaevinde tutulması haksızlıktır. Denetimli serbestlik, ömrünü basın ve kültüre adamış, 5 kronik hastalıkla boğuşan bir yazar için kullanılmayacaksa, kimin için kullanılacaktır?