Tüketiciyi korumak amacıyla hazırlanmış olan tüketici yasa taslağı Bakan Hayati Yazıcı tarafından kamuoyuna açıklandı. Gerekli ve geç kalmış düzenlemeydi. Dileriz kısa zamanda kanunlaşarak yürürlüğe girer. Ancak, bu yasa taslağının hayata geçirilmesi ile tüketicinin artık kral olacağı iddiası bana abartılı bir değerlendirme olarak geliyor. Tüketiciler ihtiyaç sahibi oldukları için bankalara müracaat ederler. Bu bakımdan daha masaya oturulurken tüketici görüşmeye bir sıfır yenik başlar. Eli zayıf olanın güçlü olan ile, alanın veren ile aynı pozisyonda olması hayatın gerçeğine aykırıdır. Ne var ki, bir tarafta para sahipleri varken öbür tarafta da güçler bulunmaktadır. Bu da hayatın gerçeğidir. Önemli olan bu gerçek içinde zayıfların güçlüler karşısında devlet tarafından korunmasını esas alan düzenlemelerdir. Ne var ki, paranın her şey olduğu anlayışının bir ifadesi olan kapitalist düzende hep güçlülerin dediği olmuştur. Çünkü onların sahip oldukları güç sebebiyle hem pazarlık hem de yöneticilere karşı direnme imkanları vardır. Bugün dünyayı şu yada bu biçimde yöneten ve yönlendirenlerin küresel sermayeye sahip güçler olduğu gerçeği de bunu gösteriyor.
Kısacası, kapitalist sistem içinde zayıfların güçlüler karşısında tam olarak korunması tam olarak mümkün değildir… Sermaye sahiplerinin oluşturduğu bir yapı içinde tüketici ya da güçsüzün korunması sınırlı kalacaktır. Tüm bunlara rağmen tüketiciyi korumak için hazırlanmış olan taslak bazı haksızlıkları önleyebilir. Bir gazetemizde yeni taslağın tüketiciyi korumak için getirildiği yenilikler 17 madde halinde sıralanmış. Bu da gösteriyor ki şimdiye kadar tüketiciler en az 17 kalem altında kazıklanmışlar. Para sahiplerinin değirmenine su taşımışlar. Bu durum hep biliniyor olmasına rağmen iktidar niçin şimdiye kadar bekledi Niçin bu düzenlemeyi 5 yıl ya da daha önce hayata geçirmek için harekete geçmedi Sorusu haklı olmaz mı Aslında bu sorumun cevabını az yukarıda verdim. Sistem küresel sermaye sahiplerini koruma esası üzerine bina edilmiş. Bu bakımdan bu sistem içinde zayıfların korunması sadece yasal düzenlemelerle tam olarak sağlanamaz. Bunun birinci yolu tüketiciyi güçlü hale getirmektir. Yani gelir dağılımında adaletin sağlanmasıdır. İstediğiniz kadar yasa çıkarın eğer bir tarafta kredi kurumlarına ihtiyaç duyanlar varsa,bırakın iş tutmayı hayatın sürdürebilmek için banka kartlarına ya da kredilerine insanlar mecbur ise tüketici karşısında bankaların güçlülüğü sürecek demektir.
Bu noktada hemen bir örnek vermek istiyorum. Daha önce bir kez bu köşede dile getirmiştim. Son yasa taslağı sebebiyle tekrar dikkat çekmek istiyorum. Bilindiği gibi kredi almak isteyenleri bankalar sigorta ediyor, bir ölüm durumunda verdiği krediyi tahsil hususunu garantiye alma yolunu seçiyorlardı. Yeni yasa taslağında tüketicinin açık talebi olmadığı takdirde kredi ile ilgili sigorta yaptırılmayacak hükmü getiriliyor. Gerekli bir düzenleme. Çünkü bu uygulama kredinin maliyetini yükseltiyordu. İyi de bu hükmün uygulamada geçersiz hale getirilmesi çok kolay. Kredi için bankaya müracaat eden kişi, ilgili memur ile konuşup mutabakat sağlanmasına rağmen, görevli sigorta yapılması gerektiğini, aksi halde kredi vermelerinin mümkün olmadığını söyleyecek olursa tüketicinin bunu kabul etme imkanı olabilir mi Çünkü kredi için müracaat eden ihtiyacı olduğu için bu yola başvurur. Yani zayıf durumdadır. Bu bakımdan önüne uzatılan sözleşme metnini çoğu zaman okumadan imzalayacak ve sigorta bedelini gönüllü olarak kabul etmiş olacaktır. Bu noktada tüketiciler sözleşme metnini okumadan imzalamasınlar denebilir ve bu talep haklıdır da. Ancak, zayıfın güçlü karşısındaki pozisyonu çoğu zaman bunu engeller. Bu bakımdan elbette yeni tedbirler alınmalı ama esas olan parayı putlaştıran sistemin yerine adil bir ekonomik düzenin hakim kılınmasıdır. Gerisi lafta kalmaya mahkumdur.