“Truva Atı” bir efsane. Akalıların Komutanı Odysseus’un bulduğu bir proje. Netice alınmış bir proje. Kocaman bir tahta atın içerisine gizlenmiş askerler Troya şehrine girer ve şehri ele geçirirler. O tarihten sonra “Truva atı” kaleyi içerden fethetmenin de sembolü olur.
Bu efsane bizi de yakından ilgilendiriyor. Zira o hikâyedeki Troya şehri, Çanakkale Bogazı’nın Ege denizine doğru olan tarafındadır. O hikâyenin mekânı bizim ülkemizde. Hikâyede uygulanan proje de ülkemizi çok yakından ilgilendiriyor. Şöyle ki: Bu ülkeye göz dikenler yaklaşık 250 yıldır “Truva Atı Projesi”ni uyguluyorlar. Tıpkı o hikâyedeki gibi, netice de aldılar. Osmanlı Devleti’nin içerisine sızdılar. Kurt gövdenin içerisine girdi. Sonunda da o koca çınarı yıktılar. Bu proje başarılı olunca, bunu diğer İslam beldelerinde de uyguladılar. Orada da netice aldılar. Nasıl mı? Evvela bu dehşetli projenin ana esaslarından bahsedelim:
Osmanlı yıkıldıktan sonra, terekesinden devletler ve devletçikler ürettiler. Devletlerin sınırlarını kendileri çizdiler. Temel esasları kendileri koydular. İdarecileri kendileri tayin ettiler. Adına da kral, emir, vs. dediler. Diyeceksiniz ki, “Adamlar zaten o ülkeleri ele geçirmiş. Truva Atı projesine ne gerek var?” İşte öyle değil. En büyük korkuları; Parçaların yeniden bir araya gelmesi, Hilafet müessesesinin yeniden kurulması, Kur’an’ın Anayasa olması, Osmanlı Devleti benzeri gerçek bir İslâm devletinin doğması, bütün yapılanların hesabının sorulması idi. İşte buna fırsat vermemek için de “Truva Atı Projesini” daha da modernleştirerek devreye soktular. İslam beldelerindeki Gayr-ı Müslimlerin durumlarını muhkemleştirdiler. Onları paranın merkezi haline getirdiler. Kriptoları mühim mevkilere, ekonomi ve medya sahasında kilit noktalara getirdiler. Müslüman ahalinin çocuklarına el attılar. Onları kendi fikriyatları istikametinde yetiştirmenin yollarını aradılar ve buldular. İslâmî değerlere karşı çok hassas olan Müslüman halkı bu hassas noktalarından vurdular. Sufizm hareketini devreye soktular. Güya tarikatlara, İslamî değerlere ağırlık veren meslek ve meşreplere revaç verme taktiği ile yine kendi adamlarını bu cereyanların başlarına getirdiler. Bu projenin başarısı için oluk oluk para harcamaktan çekinmediler. Harcadıkları para da zaten Müslümanların parası idi. Onların petrollerine, doğalgazlarına, madenlerine el koymuşlardı. Ekonomilerini ele geçirmişlerdi. Ayrıca onların hamiyet damarlarını tahrik ederek, zekât, sadaka ve teberruatlarını da adamları vasıtasıyla kendileri topluyordu.
Bu projenin can damarı şuydu: İslamiyet isimden ve resimden ibaret kalacaktı. Kur’an-ı Azimüşşan, duvarlarda asılı duracak, raflarda duracak, cenazelerde okunacak, hayata hâkim olmayacaktı. Cenab-ı Hakk’ın Teklifi kanunlarından bahsedilmeyecekti. Cihattan bahsedilmeyecekti. Hadis-i Şerifler bütünüyle inkâr edilecek ve itibarsızlaştırılacaktı. Kendileri vuracak, kıracak, işgal edecek, terörün âlâsını yapacak, ancak Müslümanlar, İslâm beldelerini işgal edenlere elini kaldırmak şöyle dursun, “imdat!” diye de bağırmayacaktı. En ufak ses çıkardıkları takdirde yafta hazırdı. Bu Truva Atı Projesine sevimli sevimli adlar verdiler: Dinlerarası diyalog! Hoşgörü! Medeniyetler ittifakı! Nasılsa fertlerle teker teker uğraşmıyorlardı. Kitlelerin başlarındakiler kendilerinin telkinlerini uyguluyor, etbâına; “Haçlıların işgalinden korkmayın! Onlar sizin karınıza, kızınıza tecavüz etmez!” diyorlardı.
Truva Atı Projesi başarılı oldukça ağızları kulaklarına varıyor. Azıttıkça azıtıyorlardı. Bu projenin uygulama alanlarını saymaya kalksak sayfalar tutar. Birkaç örneğini sıralayalım, yeter: İran’da Şiiliği kullanarak Humeyni’yi başa geçirdiler. Irak’ta Kesnizani tarikatını kullanarak koca ülkeyi, kendilerine karşı tek kurşun attırmadan işgal ettiler. Pakistan’da sözde Kadiriliği Tahir-ul Kadri eliyle devreye soktular ve ülkemizin dostu bir idareciyi kendi adamları olan hukukçular eliyle devirdiler. Ülkemizde 15 Temmuz Darbesini planladılar. Ancak belki de 250 yıldan beri ilk defa başarısız oldular. Ancak onlar umutlarını yitirmediler. Zira onlar diğer İslâm ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de pek çok örgütçükler inşa etmişlerdi. Fetö Terör Örgütü’nün A, B, C fraksiyonları olduğu gibi, kendilerine bağlı daha nice grupçuklar vardı. Bu “Truva Atı Projesi” öyle çocuk oyuncağı bir proje değildi. Hele masal, hikâye hiç değildi. Bunu anlamak için illa 15 Temmuz’un mu olması lazımdı?..