Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, 20 Ocak'ta görkemli bir törenle yemin etti. Böylece Trump'ın Beyaz Saray’daki ikinci dönemi başlamış oldu. Multi milyarderler toplantısını anımsatan bu yemin töreninde Trump, iç ve dış boyutları olan birçok konuda değerlendirmeler yaptı.
İlk olarak iç politikaya daha çok dikkat çeken Trump, konuşmasında ABD'nin durumunun birçok açıdan iyi olmadığını, eski başkanın yani Biden yönetiminin kendisine bir enkaz devrettiğini ima etti.
Trump, ülkesinin ekonomik durumunu daha da iyileştirmek için elinden geleni yapacağını vurguladı. Göç sorununa ve diğer ekonomik konulara da değindi. ABD'nin küresel dış politikadaki yerine de atıf yaptı. Trump'ın konuşmasına baktığımızda genel olarak MAGA (Make America Great Again-Amerika’yı Yeniden Büyük, Muhteşem, Harika Yap) hareketinin sloganlarının tekrar edildiğini gördük.
Trump hem iç politikada hem dış politikada hem de ekonomi konusunda ABD’nin daha çok kendisine odaklanması gerektiğini öne sürdü. Trump'a göre küresel siyasette ABD süper güç fakat ABD'nin süper güç olması diğer ülkelerin ABD'den çıkar sağladığı bir ilişkiye dönüşmüş durumda. Şöyle ki, Trump ABD’nin hem komşu ülkelere hem de Avrupa'daki müttefiklerine daima jest yapan ve onlar için fedakârlık yapmak zorunda kalan, kendi halkını ihmal eden bir ülke pozisyonuna evirildiğini düşünüyor. Bu nedenle Donald Trump dikkat çeken bazı mesajlar verdi. Örneğin; Trump'ın Meksika Körfezi’ni Amerikan Körfezi yapma mesajı net olarak Amerika kıtasında ülkesinin konumunu daha da güçlendirme mesajı olduğu ifade edilebilir.
Diğer yandan Trump'ın özellikle konuşmasında gümrük vergilerine değinmesi doğal olarak dikkat çekiciydi. Hem Kanada'ya hem de Meksika'ya gümrük vergilerini artıracağına dair mesajlar göndermesi, aslında iç kamuoyu için bir hamle olarak görünüyor. Çünkü Trump diğer ülkelerin düşük gümrüklerden faydalandığını söylüyor. Ancak şöyle bir konu da var ki, yüksek gümrük vergileri Amerika'da enflasyonu tetikleyebilir. Zaten Biden döneminde de pandemiden kalma yüksek enflasyon tam olarak kontrol altına alınamamıştı. Trump'ın bu hamlesi yeni riskleri de beraberinde getirebilir.
Bunun yanında Trump'ın özellikle Panama Kanalı’na vurgu yapması diğer dikkat çeken bir başlık. Panama Kanalı’nın Çin tarafından işletildiğini söyledi. Trump daha önce de bu konuyu dile getirmiş ve sözleri Panama hükümeti tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Trump'ın Panama konusunda hangi adımları atacağı şu an net değil. Amerikan gemilerine vergi indirimi mi alacak, yoksa gerçekten de Panama Kanalı’nın işletmesini kendi mi yapmaya çalışacak bununla ilgili henüz bir yol haritası yok. Kıtada izolasyon politikası izleyecek olan Trump Meksika Körfezi konusunda olduğu gibi Panama Kanalı konusunda da ABD'nin kıtadaki gücünü perçinlemeye çalışıyor. Aslında bu çıkış Çin'e doğrudan bir mesaj olarak da okunabilir. Trump aslında Çin'in yayılmacı ekonomi politikasının Panama Kanalı’na kadar yani ABD'nin burnunun ucuna kadar geldiğini ifade etmeyi ve dikkatleri oraya çekmeyi istemiş de olabilir.
Trump yeni dönemde Amerika'yı hem ekonomik hem dış politika açılarından daha güçlü bir konuma taşımayı hedefliyor. Özellikle göç konusuna vurgu yapması ve son günlerde Amerika'da tarihin en büyük göçmen operasyonunun başlaması şunu gösteriyor ki, Trump bu konuda ciddi ve geri adım atmayacak. Çünkü Trump taraftarlarına bunları yapacağına dair söz verdi. Trump göçmenlerin Amerika'daki suç işleme oranının tehdit edici boyutlara ulaştığını, işsizliği artırdığını, Amerikan ekonomisi ve sosyolojisinde derin izler bıraktığını düşünüyor.
Trump'ın konuşmasında özellikle Grönland, Ukrayna-Rusya Savaşı, İran, Ortadoğu üzerine çok eğilmemesi onun önceliğinin hangi başlıklar olduğunu da gösteriyor. Ancak genel olarak Trump'ın dış politikasına baktığımızda Filistin konusunda İsrail'den yana tavır takınacağı noktasında kimsenin bir şüphesi yok. Netanyahu'nun iş başında kalmasını -bölgesel hesaplarına olumsuz bir etkisi olmayacaksa- isteyecektir.
Rusya-Ukrayna konusunda ise Trump'ın son açıklamaları Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski'nin de suçu olduğuna ve barış masasının kurulması gerektiğine dair değerlendirmeler olduğunu görüyoruz. Trump mesajı her iki tarafa da vermek istiyor. Trump Rusya'yı anlaşmanın tarafı olarak zorlamaya çalışıyor. Çünkü Rusya'yı barış masasına oturtursa hem ABD'nin küresel gücünü bir kez daha ispat etmiş olacak hem de Amerika'nın birkaç yıldır Ukrayna'ya kaynak aktarmasının da önüne geçecek. Doğal olarak da bundan sonra Amerika diğer küresel sorunlara daha fazla odaklanabilecek. ABD kaynaklarının 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı’na harcanmasına karşı olduğuna ve zaten bu savaşın ABD’nin öncülüğünde bitirilmesi gerektiğine dair keskin kanaatleri vardı. Bu bağlamda ABD’nin Avrupa ülkeleri ve Ukrayna’ya yaptığı yardımın kısa süre içerisinde kesilmesi zannediyorum kimseyi şaşırtmayacaktır. Hatta Fransa, “Artık ABD’den gelecek yardımlara güvenemeyiz”, “Avrupa Trump’a karşı kendi gücünü oluşturmalı” gibi söylemlere şimdiden başladı.
Trump’ın bir önceki başkanlık döneminde de söylediği gibi ABD’nin kaynak harcamasındaki öncelik tercihi en net duruşlarından biriydi. Trump’ın uluslararası ilişkiler yaklaşımı ve kendi savaşı olmayan savaşlar için Amerikan askerlerini ve kaynaklarını feda etmeme siyaseti daha belirgin bir şekilde devam edecek gibi görünüyor.
Trump kampanya döneminde sıkça dile getirdiği eşcinsellikle mücadele konusuna da özel yer ayırdı; "Bu hafta ayrıca hükümetin ırk ve cinsiyeti kamusal ve özel hayatın her alanına sosyal mühendislik yoluyla yerleştirme politikasına da son vereceğim. Bugünden itibaren ABD hükümetinin resmi politikasında yalnız iki cinsiyet olacak; erkek ve kadın” diyerek kendi ülkesi için tehdit olarak gördüğü duruma karşı adım atacağını açıkladı.
Trump'ın tüm bu söylemleri kendisi açısından ne kadar başarılı olacak? Trump'ın özellikle Orta Doğu ve Avrupa siyaseti Türkiye'ye nasıl yansıyacak veya Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili birkaç hafta önce sarf ettiği olumlu sözler, Türkiye-Amerika ilişkilerini nasıl etkileyecek bunu zaman içinde daha net bir şekilde göreceğiz.
Gerçekten de yeni bir dönem mi göreceğiz, çok mümkün değil ama henüz bir şey söylemek için de erken. Yoksa birinci dönemde olduğu gibi Türkiye'nin Suriye'deki adımlarına karşı mı çıkacak, Rahip Brunson krizi gibi bir krizle mi karşı karşıya kalacağız, bunu hep birlikte yaşayıp anlayacağız. Ancak değişmeyen gerçek şu ki; ABD’de her ne kadar başkanlar değişse de ana politikada bir değişim yaşanmıyor. Bu yüzden de Türkiye ve bölge ülkeleri Trump’ın izleyeceği yol ve siyaset üzerinden değil de kendi yol haritalarını belirlemeleri gerekiyor. Aksi takdirde tek taraflı bağımlılık üzerine kurulan ABD ile ilişkiler bölge ülkeleri için tehdidin daha da derinleşmesine sebep olacaktır.