Hasan Ali Toptaş ın Heba (2013) romanı yüzeysel yapısıyla

romanın başkahramanı Ziya nın çocukluk, askerlik, evlilik ve ölüme kadar

yaşantısını anlatır. İnsan yaşantısında hayatında karşılaşılan güçlükler;

Rüya , Huzur , Yazıköy , Sınır , Minnet ve Fena başlıklı bölümlere

ayrılarak anlatılmış. Bu manada Heba acı olaylarla örülü yaşamı konu alan bir

romandır. 

Romanda birinci ve ikinci bölümler rüya gibi anlatılır.

On altı yıl önce hamile eşini bombalı bir saldırıda kaybeden Ziya apartman

sahibi Binnaz Hanım ın 17 yıllık kiracısıdır. Oturduğu evin anahtarını Binnaz Hanıma vermek üzere kadının yanına

gelir. Binnaz Hanım geçmişini, hayallerle örülü düşüncelerini duygusallıkla

Ziya ya anlatır. 

Ziya nın askerliğini Suriye sınırında yapması ve burada

yaşananlar romanda gerçeklik içinde ve genişçe verilir.

Şehir hayatından uzakta tabiatla baş başa yaşama

isteğiyle kendisi için uygun bir ev bulmasını istediği askerlik arkadaşı

Kenan ın hazırladığı Yazıköy de bir bağ evine yerleşir.

Köyde çıkarılan bir dedikodu üzerine beklenmedik olaylar

sonucunda Ziya nın hayatı son bulur.

Romanda  Sınır

önemli bir yer tutar ancak romanın en can alıcı yeri ve dolayısıyla önemli yeri

Fena bölümüdür. Birinci ve son bölümde anlatıcı farklılığı dikkat

çekmektedir.

 Ziya, bağ evi

meselesi yüzünden Körükçü Kâzım ın Kenan ı öldürmesinin

Ardından dedikodular yüzünden köylüler tarafından linç

edilerek öldürülür ve romanda son erer. 

 Romanda iyi ve

kötüler yorumlanır. Kötülüğün iyiliğe nasıl bürünerek göründüğünü şu cümlelerle

aralamağa çalışılır; İyi görünmek için gerekli olan en önemli malzeme kötülük

müdür bilemiyorum ama daha iyi görünebiliyorlar (sh.30) İyilik ışığını

kötülükten daha da açığa çıkarma düşüncesi şu satırlarda da vardır;

çocuklarla karşılaştığı vakit Matkap (Macit Karakaş) da ziyadesiyle iyi bir

insana dönüşüyordu. Çocuklara yaklaşırken, belki kendi derinliklerinde yatan

iyilik ışığına yaklaşıyordu farkında olmadan. (sh.30-31)

Bizce, fazlaca bir merak unsurunu görülmese de, romanın

akışı nedeniyle hissettirmese de kendini iyi okutuyor. Bunca iyilik düşüncesi,

romanın salt iyi düşüncelere varma arzusu ne yazık ki çarpık ilişkiye, kötü

düşüncelere ve sinkaflı sözlere heba edilmiştir. Bazı maddeci, maneviyattan

yoksun, materyalist yazarlar edebi estetikle süsledikleri eserlerini küfürlü

cümleler kurarak o edebi estetiği bir anda heba ediyorlar.

Edebiyat solcu yazarların elinde gayri edebi bir biçim

alıyor. Gayri ahlaki tasvir ve anlatımlar henüz gelişmemiş dar çevrelerdeki

sinkaflı konuşan çocukların ağzından haliyle bir farkı kalmıyor. Edebiyatın

içine girdiği ahlaki açmaz ortamında bir de toplumun gelişmesinden,

ilerlemesinden ahlakından söz ediyoruz. Türkçeyi istediğiniz kadar iyi

kullanın, kurallarını iyi bilin, üslubunu, kelime örgüsünü, konu ve

tasvirleriniz iyi olsun ne çare ki toplumdan beklenen ahlaki durumu başta siz

yok etmeye çalışmış oluyorsunuz. Bu hal edepten gelen edebiyatın özüne aslında

bir karşı gelme, bir çürütme, bir yok etme durumudur.

Binnaz Hanım emlakçı Ercüment le tanışır. Gayrimeşru bir

halde birlikte olur. Binnaz Hanım minnet duygusuyla emlakçı Ercüment in

bürosuna varıyor ancak emlakçı tefecilerin eline düşmekten korktuğundan tasını

tarağını toplayıp kayboluyor. Kadın emlakçının durumuna üzülüyor. Binnaz Hanım

elinde olsa, bir defa da olsa birlikte olduğu bu adama yardım ederek minnet

borcunu ödemek istiyor. Yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi hayatı mananın

dışında madde âleminden ibaret olarak bir anlayış her ne kadar kötülük içinden

iyiliği ortaya çıkarmak gibi ahlaki bir düşüncenin mantığını ortaya koysa da

gerçekte ahlak temelinin yanlış bir kurgulamayla haramla, günahla bütünleşen

çelişik bir anlayışı ortaya çıkıyor. Yazar burada mihnet duygusunu az da olsa

analizini derinleştiriyor. Ancak çarpık cetvelden doğru çizgilerin çıkmayacağı

da bilinmelidir. Mihnet duygusunun insanda nasıl bir tahribata yol açtığı

gözlerden uzak tutulmamalıdır. Filhakika yolu doğru olanda da yanlış olanda da

mihnet duygusunun yer etmesi ahlaki bir çelişkiyi açığa vurmaktadır. Ancak her

nasıl ve neden oluyorsa emlakçı Ercüment in kadına parasını toprağa yatırmasını

öğüt vermesinin kendinde uyandırdığı mihnet duygusu değişiyor. Kadın bu sözü

başkalarına da söylenmiş sıradan bir söz olarak düşünüyor.

Heba da bazı tespitlerde var. Bunlardan biri de

ölümdür. Ölen kişiyle ilgili düşünceler, tespitler Ölülerin arkasından

konuşulmaz biliyorsun, çünkü bir ölünün sessizliği, yeryüzünde yapılan

konuşmaların topundan daha fazla ve daha derin bir şeydir. Ayrıca ölümden hüküm

kalkar malum. Bu sebepten rahat bırakalım adamları; onlar günahlarıyla,

sevaplarıyla toprağın altındalar şimdi (sh.78) Bir yanda ölenle ilgili günah

ve sevaptan söz edilecek, ölene saygı duyulacak diğer yandan günah işleme,

küfürlü çirkin sözlerle tasvip görmesi istenecek!

Heba nın çelişkili bir yanı da yazarın terbiye

sınırlarını kuru fasulye, dolma ve sarma yemeğinin pişirilmesiyle ilgili

tarifini verirken yemeğin kaynama ritmine dahi küfrü karıştırmış ki bu nasıl

edebi türlerden bir romandır Bunu anlamak gerçekten zor!..

Roman bu tabii! Olmayanı söylenmeyeni, yazılmayanı,

gerçekte olması belki mümkün olmayanı da anlatabilir, anlatılabilir. Yukarıdaki

küfür bahsine bakıldığında; Gitme, dedi Nurgül Hanım sıcacık bir sesle; bak bu

kadar lafını ettik kuru fasulyenin, buyur, kuru yavan acı soğan, akşam yemeğini

bizde yiyelim.   Yani ebecik kadın kadına

küfürlü diyalog Kuru fasulyeyi anlatırken ağza alınmayacak bir yemek tarifi!

Kadınlarda bunu sıradan bir şey gibi görecek!

Gerçekte olmayacak veya konuşulamayacak gayri kabil bir

edepsiz durumu varmış gibi romanın hakikatine, muhalif duruma getirmek abesle

iştigal ve ahlaki bir anlayış ve tutum olmalıdır. Heba da heba edilen

satırlar bunlarla da sınırlı değil. İşte örnekler:

Kavilleştik, küçük kızım da oraya gelecekti; oğul uşak

bir yavşak toplanmışlardır şimdi. (sh.81) Bu anlatılar en hafifidir. Aylak

bakkal t tartar (sh.135), Burası beş yıldızlı otel sanki (sh.150),

Başçavuşun beygiri (sh.150), Derken bacaklı (sh.151), duranların ve

gidenlerin (sh.152), İşte askerliği bu kadar ciddi bir şeydir (sh.161),

Esas duruşa geç lan (sh.170) küfür ve argo cümleler kitapta hayli bir yer

tutuyor. Hatta bazı küfürler deyim olarak da yer alıyor.

Heba romanı bir yanıyla maalesef küfre heba edilmiş

izlenimi veriyor. Yazar Hasan Ali Toptaş Heba romanıyla ilgili bir

söyleşisinde; İyi tamamen iyi, kötü de tamamen kötü değildir hiç kuşkusuz.

Yazarken iyinin içindeki kötüyü kötünün içindeki iyiyi görmeye görmeye

çalıştım. Her şeyden evvel de iyiyi ve kötüyü var eden şartları. Mesela, kuşun

sapanla vurulduğu sahnede, kötü olan iyiliktir. Tebdil gezen Haraptarlı Nafi

olarak görebileceğimiz Hulki Dede nin sözünü ettiği canavarın , bir yanıyla da

nefsi karşıladığını düşünebiliriz sanıyorum. Bu açıdan bakıldığında Hulki

Dede nin söylediği bu cümle dinlerle de örtüşür. Bildiğim kadarıyla, dinler,

insana nefsini kökünden kurut, onu öldür, yok et, demezler; törpüle derler,

aşama aşama temizle, terbiye et derler. Hatta nefsinize zulmetmeyin derler.

İnsanın içindeki o canavar bir yanıyla bir çeşit imtihansa bir yanıyla da bir

çeşit enerji kaynağıdır çünkü elimizin kolumuzun hareketinde, dizlerimizin

dermanında, bakışlarımızın ferinde ondan bir şeyler vardır.

Kitap arka kapağında tanıtım yazısında; Heba, göz gözü

görmez insafsızlığın, doğruya benzemeye muvaffak olan yalanın, utanmazlığın,

linçin, kıstırılmışlığın romanı. Edebiyatın kirişlerini çatlatan büyük bir

yazardan yalnızlığın, pişmanlığın, askerliğin, heder olmuş bir ömrün romanı.

İpek kadar yumuşak ve ipek kadar sağlam diyor. Keşke edepten yoksun olmasaydı

Heba !