Bismillâhirrahmânirrahîm;
BU yazıyı yazmama, “milligazete.com.tr//haber” sitesinde yayınlanan, “Torpil yapmıyorsan ‘istifa et’ baskısı! O müdür görevden alındı” (14.06.2021) başlıklı
haber sebep oldu. Muğla’da yaşanan olay özetle şöyle:
Muğla’da usta öğretici alımı için sınav düzenleniyor. Kazananların listesi belirlendikten sonra, Menteşe İlçe Milli Eğitim müdürü aracılığı ile Olgunlaşma Enstitüsü Müdür Vekili Hüdai Baş’a baskı yapılıyor. Baş, listeyi değiştirmeyince il milli eğitim müdürü tarafından, “Prensiplerine ters ise istifa et, git.
Senin kadronu bakanlığa iade ettim” ifadeleri kullanılıyor.
Hüdai Baş, yaşadıklarını Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’ne yazdığı bir dilekçe ile bildiriyor. Torpilden kaçınma gerekçesini de açıklıyor:
“Ben, âdil olmayı ve kul hakkı yememeyi, zamanının en iyi polislerinden biri olan rahmetli babamdan öğrendim ve kimsenin bunu değiştirmesine izin veremem.”
Değiştirilmiş liste vermeyi reddeden Hüdai Baş, fenalaşarak hastaneye kaldırılıyor. Kalp krizi geçirerek geçtiğimiz sene hayatını kaybediyor.
Son olarak da, soruşturması tamamlanan baskıcı müdür görevden alınıyor.
Türkiye, benzerleri yaşanan bir ülke haline getirildi. Daha 4 gün önce Emniyet-Sen, “25 günde 15 polisin intihar ettiği” açıklamasını yaptı.
Kısa sürede bu kadar intihar vakası yaşanması düşündürücü değil mi? Olayların iç yüzü araştırılmaya muhtaç.
AKP eski genel başkan yardımcılarından ve Maliye eski Bakanı Abdüllatif Şener, ürpertici bulduğum, “Milyarlarca dolarlık soygunlar.
Bu düzen kimin?” paylaşımını yaptı.
TABİÎ OLANI YAPIN!
TÜRKİYE’NİN en önemli sorunu yöneticilerin tabiî olanı bozması! Olaylara kendi çıkarlarına göre müdahale etmeleri. 28 Şubat’ta halkın seçtiği meşru hükümete müdahale edildi; nice sıkıntılar çektik; 15 Temmuz kalkışması başımıza geldi. Troll’ler, mafya, yer altı dünyasıyla iş tutan yöneticiler yüzünden, bir organize suç örgütü lideri gündemi teslim aldı.
Siyaset, mafya ve sermayenin çıkar ilişkileri tabiî akışı bozar. İşleyen mekanizmayı altüst eder. O yüzden rahmetli Erbakan Hoca, “Müspet siyaset, müspet medya, müspet sermaye” tezini savunurdu. Çıkarcı tutumlar, kötü sonuçları karşımıza çıkarır.
Bazı siyasilerin birbirine karşı kullandıkları dil “iğrençlik” noktasına ulaştı. Bu hafta TBMM’de iki siyasi partinin milletvekilleri arasındaki ağız dalaşında “it”, “havlama” sözleri havalarda uçuştu. Birbirlerine ve millete hakaret etmekten çekinmediler. Bu hafta yöneticilerimizin hesap sormak için gittikleri NATO toplantısında, yabancı liderlerle verdikleri “mutluluk” pozlarına bakın; bir de Türkiye’de birbirlerine karşı verdikleri “hışımlı” pozlara! Ayıp! Ayıp!
Tabiî olmayan yapılırsa, sıkıntıların faturasını hepimiz öderiz. Yolsuzluklar cirit atar. AKP eski Milletvekili Mehmet Metiner, sosyal mecralarda, birden fazla maaş verilen bürokratlardan yakındı. (14.06.2021) Ne olduysa, önce paylaşımı sildi, sonra hesabını kapattı.
Tanınmış ekonomist Mahfi Eğilmez, yolsuzlukların gerekçelerini sıraladı: “Minareyi çalan kılıfını hazırlar, anlayışıyla hareket ediliyor. Şeffaflık, hesap verilebilirlik, denetim yok. İktidara yakın kişilerin yolsuzlukları soruşturulamıyor.” (17.06.2021)
SAADET UYARIYOR
BUNLAR yaşanırken, yavrusunun ateşe düşeceği endişesinden feryat eden anne misali, Saadet Partisi de sıkıntılara çözüm bulmak için cansiparane çalışıyor. Milletle “geçim ittifakı” yapıyor. Esnafı, çiftçileri dinliyor; toplumun diğer kesimleriyle buluşmayı programlıyor.
Saadet Partisi, milletimize deklare ettiği “Parti Programı”nda siyaset ve yönetim anlayışını, problemleri çözüm şeklini ilân etti. Meselâ; siyaset anlayışının; 1. Kutuplaştırıcı değil; kucaklayıcı, 2. Ayrıştırıcı değil; birleştirici, 3. Kuvveti değil; hakkı üstün tutan, 4. Siyasi rantı değil; halka hizmeti esas alan, şeklinde olduğunu ortaya koydu.
Saadet Partisi, yönetim anlayışını ise özetle şu prensiplere dayandırıyor:
1. Adalet: Devletin bekası ve toplumsal barışın tesisi ancak adaletin hâkim olacağı bir yönetim yapısıyla mümkündür.
2. Liyakat: Kamu yönetiminde ehliyet, liyakat ve dürüstlük esas alınır. Kamu kaynakları israf edilmez; yandaşlara peşkeş çekilmez.
3. İstişare: Farklı görüş ve öneriler dikkate alınır. Katılımcı yönetim anlayışı ile hareket edilir.
4. Ahlâk: Adaletin teminatıdır. Emanet edilen makamlar kişisel menfaatler için kullanılamaz.
Kamu yöneticisi, elindeki makamın sahibi değil, emanetçisidir. Yöneticilere şu hadisi hatırlatırım:
“Bir işe memur tayin ettiğimiz kimse, bizden bir iğne veya ondan daha küçük bir şeyi gizlemiş olsa, bu bir ihanettir. Kıyamet günü yaptığının karşılığını görür.” (Müslim)
Kamu görevi yapanlar ateşten bir gömlek giydiklerini bilsinler. Emanet edilenlerde tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu unutmasınlar.