Bizler, 1980’li yılların kuşağıyız… Sağ-sol çatışmalarının ayyuka çıktığı bir dönemde, hemen her gün memleketin bir köşesinde bir çatışma, bir cinayetin işlendiği süreçte bu hengâmenin neden yaşandığını çocukluk aklımızla çözemezdik. Parasız yatılı sınavlarında Tekirdağ İmam Hatip Lisesi’ni kazanınca, rahmetli babam uzunca bir süre, beni oraya gönderip göndermemek konusunda tereddütte kalmıştı. Çünkü her yer ateş çemberiyle sarılıydı… İnsanlar, üniversite öğrencileri gaddarca birbirlerine kıyıyorlar, sokaklarda yürümek bile can güvenliği açısından endişe verici bir boyut teşkil ediyordu. 12 Eylül 1980 darbesi yapıldığında, her şeyin bir bıçak gibi kesileceğini, terör ve asayiş olaylarının birdenbire kesilivereceğini elbette kimse tahmin edemezdi. Darbenin ertesi günü, asayiş berkemal hale gelmişti… Aslında yaşadıklarımız, Türkiye üzerinde oynanan oyunların küçük bir parçasından başka bir şey değildi. Siyaset zemininde Demirel ve Ecevit figürasyonu üzerinden oynanan orta oyunu, sokaklara, üniversitelere ve memleketin her köşesine bir şekilde sirayet ediyor, insanlar neye hizmet ettiklerini bilmedikleri bir süreçte, anlamsızca küresel terörizm ağalarına hizmet ediyorlardı. Askerin iş başına gelmesinden sonra, terörizmin kesilmesi, ülkenin asayişinden sorumlu olanların bütününün bu orta oyununda dahli olduğunun da çarpıcı bir göstergesiydi. Öncelikle oyunun parçaları kenara konuluyor, daha sonra bu parçalar birleştirilerek genel bir tablo oluşturuluyordu. Militarist iradenin yönetimi ele geçirmesi için de bütün parçalar tek tek hesaplanmış, resmin bütününe yönelik olarak bazı şeyler gizlenerek ortalığın karıştırılması esas alınmıştı.
Nicedir TRT 1 ekranlarında 80’ler adlı bir dizi yayınlanıyor… 80’lerin kültürel çatışmaları, sosyolojik ve siyasal analizleri, dar ve kısıtlı bir pencereden işlenmeye çalışılıyor. Oyunculukları iyi… Senaryosu belli bir noktadan bakılırsa iyi… Ama 80’lerin kültür deformasyonlarını yansıtması açısından çok yetersiz… Siyasal çatışmaları, militarist iradenin baskıcı yöntemlerini ortaya koyması açısından hayli zayıf…
Çünkü 80’ler, Türkiye’nin bir sonraki sürecinde yaşanacak olan sosyolojik tüm kırılmaların temel eksenini oluşturuyordu. 80’li dönemler, konuşmayan, düşünmeyen, sorgulamayan, üretmeyen ve medya manivelasıyla biçimlenmiş bir kuşağın zihinsel biçimlenme sürecinin başlangıç noktasıydı. Bu süreci, sadece bir aşk hikâyesiyle analiz edebilmek çok çok gerçekçi olamaz. Bu dizi nostaljik unsurlarıyla cezbedici gelebilir… Ama dönem dizisi olarak içine bazı sosyolojik atraksiyonların yerleştirilmesi gerekiyor.
Hele 1980 darbe anayasasının bugünlerde değiştirilmek için çaba gösterildiği bir dönemde, militarist iradenin oluşturduğu toplumsal tramvayı bir şekilde yansıtmak gerekiyor.
Yıllarca Demirel ve Ecevit figürasyonu üzerinden bu ülkeye biçim vermeye kalkanlar, bu ülkenin hükümetine, yönetimine oynadıkları siyasi oyunlarla el koymaya kalkışanlar, ülkenin gerçeklerini insanlardan gizlemeye kalkışanlar bir şekilde dönem dizisi olduğunu iddia eden böyle bir yapımın içinde yansıtılmalı.
Türkiye, çok acı tecrübeler geçirdi… Yaşadığımız sancı ve acıların elbette sorumluları vardı… Hiç kimse, bu ülkeye yaşattığı kahır atmosferinden bir çırpıda kurtulamaz.
Yaşadıklarımızı tarihe not ettik…
Ama bu dönemi görmeyen genç kuşağımızın da bir mazi hafızasını oluşturmamız gerekiyor. Bu da yüzeysel eserlerle olmaz!