Yine bir kutsi mevsime daha girdik. Müslüman ı dininden

dolayı fitneye düşüren şeyler ise yine ortalarda ve yoğunlukta. 28 Şubat

sürecinde ramazanlar bir işkence ayı halini almıştı. Ayın kutsiyetini

gölgelemek için insi şeytanlar cinni şeytanların boşluğunu dolduruyorlardı. 28

Şubat sürecinde içimiz dini mühendislikle yapılan işleri kaldırmıyordu. Şimdi

biz Beni İsrail gibi mühendislik işlerini içselleştirmiş olarak yapıyoruz.

Abdulvehhab Mesiri buna  yapısal

laikliğin etkileri diyor. Kurallarını olmasa bile hayat tarzını içselleştirmiş

durumdayız. Today s Zaman a konuşmasında Taha Akyol, AKP nin bu konudaki rolüne

de temas ediyor. AKP nin dindar halkı ve kitleleri sekülerleştirdiğine

değiniyor. Bunu yapısal laiklik kavramı çerçevesinde teorize etmek de

mümkündür. Farkında olmadan bazılarımız her işi yaparım diyerek seküler

hayatı kanıksamış ve bu hayat tarzını fiili olarak deruhte etmektedir. Bununla

birlikte, bu suçu sadece AKP ye boca etmek haksızlık olur. Hepimizin müşterek

payı ve kabahati var. Sözgelimi bu tespiti yapan Taha Akyol fiili hatta teorik

olarak dindarların sekülerleştirilmesi kampanyasına ve projesine hizmet etmemiş

midir Oğlu ile kendisinin yaptığı, nihai tahlilde budur. Elizabeth Özdalga ile

birlikte kalkıştıkları başörtüsünün emansipasyonu/gelenekten özgürleştirilmesi

projesi başörtülülerin fiziki olarak olmasa bile metafiziki olarak

başörtüsüzleştirmedir. Başörtüsünden manevi olarak arındırılmasıdır. Başörtülü

ile başörtüsüz arasında manevi sınırların kaldırılmasıdır. Özgürleştirmenin

anlamı budur. Kasım Emin in çığırının bir başka şekle büründürülmesi ve başka

bir kalıpta yürütülmesidir. Şimdi yollar ayrıldı diye bütün kabahati AKP ye

yıkmak dürüstlük olmaz. Bununla birlikte elbette iktidar partisinin de bu

süreçte kendi çapı kadar sorumluluğu vardır.

*

Ramazanın arifesinde seviye giderek düşüyor. Birkaç misal

vermek istiyorum. Bunlardan birisi, Youtube üzerinden dikkatimi çekti.

Bildiğimiz, Nimetullah Hoca H. Yahya lakabıyla bilinen bir şahsı ziyaret ediyor

ve onu elinden öpüyor. Rahmetli Kıbrıslı Şeyh Nazım da söz konusu çevre ile içli

dışlı idi. Çarpılmışa döndüm. Nutkun tutulduğu anlardan birisiydi.  Kusurlu olana iltifat edilmemelidir. İltifat

onun bir biçimde yanlışında temadi etmesini sağlar. Yanlışa doğru kisvesi

giydirilir. Müslüman ın görevi elinden geldiğince emri bilmaruf ve nehyi ani l

münker yapmaktır. Hadis diliyle de töhmet getiren yerlerden kaçınmak müminin

feraseti gereğidir. Şimdi ise bazı hocalar tam tersi mantık yürütüyorlar.

Sözgelimi Ali Rıza Demircan Hoca ile yapılan bir

konuşmayı okurken bu yöndeki mantık kayması veya yanılsaması dikkatimi çekti.

Akl-ı maaşı yani dünyevileşmiş aklı uhrevi akla veya akl-ı meada tercih ediyor.

Hülya Avşar bir defasında herhalde aklına gelen fanteziler sonucunda olmalı

Hocayı televizyon programına çağırıyor. Hoca ise bu davete icabet ediyor. Hane

halkı karşı çıkacak oluyorsa da hocaya dinletemiyorlar. Şu mantığa sarılmış:

Hülya Avşar benden çekinmiyorsa ben neden ondan çekineyim! Şeytan bunun

nesinde Elbette ayrıntısında! Şeytan bizden çekinmez. Zira kaybedeceği bir

şeyi yok. Rahmetten kovulmuş. Herkesi tuzağına çekmeye ve kendine benzetmeye

çalışıyor. Bizim ise koruyacağımız ve kaybedeceğimiz çok şeyimiz var. Bu altüst

olmuş mantık sonucunda bazı bayan yazarlarımız şöyle yazıyor: Erkek aldatırsa

ben de aldatırım. Hâlbuki ideal olan kimsenin kimseyi aldatmamasıdır. Diyelim

ki taraflardan birisi bir yanlış irtikâp etti. Partneri misilleme yapacak

mıdır Biz de su-i misal misal olmaz denilir. Kötülüğe kötülükle karşılık

verilmez. Hadis diliyle bu la darara vela dirar kalıbıyla ifade edilir. Zarar

ve bilmukabele zarar vermek yoktur. Bu yazarlarda namus kalmadığı gibi utanma

duygusu da kalmamış!

*

Söz konusu Hoca 1996 veya 1997 yılında yine kadın erkek

münasebetleri üzerine bir toplantıya çağrılıyor. Bir de toplantının sürpriz konuğu

olacağı ifade ediliyor. O zaman bizimle birlikte Yeni Şafak ta çalışan Ali

Şahin sürpriz konuğu öğrenerek Hocayı arıyor ve 28 Şubat sürecinin

yıldızlarından Sisi nin sürpriz konuk olacağını haber veriyor. Hoca ben

tebliğimi yaparım diye kestirip atıyor. Toplantının yapıldığı günün ertesinde

Sisi arkada Hoca önde kadraja ve Günaydın ın fotoğraf karesine giriyorlar.

Şeytana tebliğ yapılmaz, şeytana kahramanlık taslanmaz ancak ondan Allah a

istiaze edilir. Şeytan karaktersizdir ve her kılığa ve karaktere bürünebilir.

Yanlış kareleri anlattıktan sonra size doğru kareden bir misal getireyim. İmam

Buhari ile Müslim karşılaşırlar. Müslim, Buhari nin talebesi sayılır.

Buhari nin ellerinden ve gözlerinden öper ve şöyle seslenir: Hocalar hocası!

Bırak da ayaklarından da öpeyim! Muhaddislerin seyyidi ve hadis illetlerinin

tabibi Kahramanlarımız Buhari ve Müslim olunca bu tarz insanlık tablolarına

uzak düşmeyeceğiz ve idrak edeceğiz. Yoksa seviye kaybımız ve süflileşme

giderek derinleşiyor. Çürüme her yanımızı sarıyor. Galiba ne Buharimiz ne de

Müslümümüz kaldı. Müslim deyince öteki Müslim ler aklımıza geliyor. 

Allah tan niyazımız güzel ve kutsi günler hürmetine bizi

kötü halden iyi hale tebdil etmesidir. Ümmeti ve insanlığı iyilikle bezesin.

Yine aramızda Buhari ve Müslim gibi büyük kameler dolaşsın.