Kıbrıs Rum Kesimi Lideri NicosAnastasiades ve KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı arasında Cenevre’de yapılan görüşmelerden sonra garantör ülkelerin dışişleri bakanları nezdinde ‘Ekonomi’, ‘Avrupa Birliği’, ‘Mülkiyet’, ‘Yönetim-Güç Paylaşımı’, ‘Toprak’ ile ‘Güvenlik ve Garantiler’ olmak üzere altı başlık altında gerçekleşen görüşmelerde sonuç alınamaması AB ve ABD’de tedirginliğe yol açmış bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Temsilcisi EspenBarthEide’nin çağrısı üzerine müzakerelerin garantör ülkelerle birlikte Mart ayı başlarında yapılacak olması, her iki tarafça klasik ve dikkatleri başka odaklara kaydırmaya yönelik senaryonun bir parçası olmaktan öteye gitmeyeceği beklentisi ağırlık kazanmaya başlamıştır.

Şöyle ki, Kıbrıs müzakerelerinde gelinen noktada; “Toprak”, “Güvenlik” ve “Garantiler” Mart görüşmelerine damgasını vuracak en göz alıcı başlıklar olarak ön plana çıkmaktadır. Başbakan Binali Yıldırım’ın, “birleşmiş Kıbrıs” konusundaki açıklaması, strüktürel olarak BMGK, AB ve ABD’nin politikalarıyla tamamen örtüşmektedir.

Hükümet, “Güvenlik” ve “Garantiler” konularını ise, Türkiye’nin kırmızıçizgileri olarak korumaya çalışmaktadır. Kıbrıs Rum Kesimi tarafından imzalanan anlaşmaya göre, hidrokarbon yataklarıyla ilgili sondaj çalışmalarının Mart itibariyle başlayacak olması karşısında AK Parti Hükümeti’nin nasıl bir yaklaşım içerisinde olacağı merak konusudur.

Bu arada, Kuzey Suriye’de PYP ve PKK yapılanması, Rakka’daki İŞİD sorunu ve Suriye’de oluşturulacak “Güvenlik Bölgeleri” gibi konuların da ABD tarafından Kıbrıs müzakerelerindeki çözüm bekleyen ana başlıklara endekslenmesi söz konusudur.

Öte yandan Yunanistan, Kıbrıs’ta gelinen noktada “Güvenlik” ve “Garantiler” konusunda istediğini elde edememenin verdiği telaşla, Yunanistan’a sığınan subayları Türkiye’ye iade etmemek üzere alınan mahkeme kararı ve Kardak kayalarının yeniden gündeme getirilmesi dikkat çekici ve anlamlı olsa gerek. Kıbrıs Rum Kesimi’nde önümüzdeki yıl yapılacak olan seçimlerde, NicosAnastasiades’in siyasi geleceği de Mart görüşmelerine endekslenmiş durumdadır. Keza, Nisan ayında Türkiye’de yapılacak olan referandum dolayısıyla Ak Parti’nin Kıbrıs konusunda taviz vermeye yönelik bir adım atması da düşünülemez. Vincent L. Morelli de ABD Kongresi’ne 24 Ocak 2017’de sunduğu “Kıbrıs: Yeniden Birleşmede Anlaşma Zorluğu” (Cyprus: ReunificationProvingElusive) başlıklı raporunda, müzakerelerin devam etmesi durumunda bunun sonucunun ancak yaz aylarında belirginleşebileceğini ifade etmesi Mart ayındaki çözümün zorluğunu ortaya koymaktadır.

İngiliz Başbakanı TheresaMay’in ABD Başkanı Donald Trump’a yaptığı ziyaret sonrası ayağının tozuyla Türkiye’yi ziyareti, büyük ölçüde Kıbrıs’ta çözüme yönelik kararlılığının bir göstergesidir. Keza Şansölye Angela Merkel’in ziyareti de Kıbrıs’ta Türkiye’yi çözüme ikna etmeye yönelik bir adımdır. Merkel’in ziyareti de Avrupa Birliği’nin Doğu Akdeniz’e açılımı için hayati öneme sahip jeo-stratejik bir konumda olmasından kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak, Kıbrıs’ta AB, ABD ve İngiltere’nin müdahil pozisyonda olmaları ve sorunu kendi içsel sorunları olarak görmeleri ve Türkiye’yi Kıbrıs konusunda tavize zorlayıcı adımlar atmaya zorlamaları, hükümetin Kıbrıs konusunda üstlendiği tarihi sorumluluk anlayışından uzaklaştırmaması gerekir kanaatini taşıyoruz.

Alman Şansölyesi Angela Merkel, Doğu Akdeniz’de yeni nüfus alanı oluşturma peşinden koşarken Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’deki mevcut nüfus alanından geri adım atması söz konusu bile edilmemesi gerekir kanaatindeyiz. Kıbrıs, Türkiye’nin Akdeniz’deki stratejik güvenliği açısından en önemli dayanağı (pillar) niteliğinde olsa gerek.