Türkiye’nin başına bela olması için özel olarak üretilen PKK’nın yetiştiği toprak analiz edildiğinde, Amerika’nın, Avrupa Birliği’ndeki “Hümanizma Masalları” anlatan ülkelerin ve ülkemizin Cumhuriyet tarihi boyunca ekonomik sıçrama yapmasını engellemek isteyen küresel güçlerin bir şekilde bu toprağa gübreler saçtığı görülecektir. 1980 öncesinde akşam ajanslarını izlemek üzere televizyonumuzun başına geçtiğimizde, “Acaba Asala, bugün nerede ne yaptı ” diye yürek yangımızı bastırarak haberleri izlerdik. 80 sonrası süreçte ise PKK terörü tırmandı, Doğu ve Güneydoğu vilayetlerimizde insanlarımızın sosyal hayatını bile felç eden bir boyutta canımızı acıtmaya başladı. Müzakere, müzakere, müzakere… Uyuma moduna geçerek kendilerine verilecek tavizleri beklemeye başlayan teröristlerin, talepleri kabul görmeyince bir anda hortlamalarının temelindeki nedenleri süreçteki temel taşları izleyerek çok iyi analiz etmek mümkün. Onların derdi Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile siyasal uzantıları vasıtasıyla el sıkışmak değil aslında. Özerklik diyorlar, bir nevi kendilerince kurtarılmış bölgeler oluşturmaya çalışıyorlar. Kendi insanlarına bile, etnisitelerine bakmaksızın sıktıkları kurşunun gövdesinde küresel emperyalizmin Türkiye üzerinde oynadığı kirli bir oyunun kirli bir haritası gizlenmiş durumda. Doğu ve Güneydoğu’ya gittiniz mi bilmiyorum Eşimin görevi dolayısıyla bir şekilde ziyaret ettiğim Diyarbakır ve Şanlıurfa’da, bölgeye yapılan yatırımların devasa boyutu gözlerimi kamaştırmıştı. Çünkü şimdiye kadar gelip geçen tüm iktidarlar döneminde Güneydoğu’nun ve Doğu’nun imarı yönünde, altyapısı yönünde, teşvikli yatırımları yönünde batı illerini bile kıskandıracak bir siyasi mülahazayla çalışmalar gerçekleştirilmişti. Benim gittiğim yollar gayet düzgündü… Şehirler, hayalimdeki gibi değil, bölge ile algımın çok dışında ışıl ışıldı… Peki, sorun neydi Sorun şu: Hani, kuzu ırmağın başında su içerken kurt kendisine yanaşmış, “Ben seni yiyeceğim, çünkü suyumu bulandırıyorsun” demiş. Kuzucuk, mecburen oradan uzaklaşmış, ırmağın ta alt tarafına geçmiş… Kurt yine çıkışmış, “Ben seni yiyeceğim, sen benim suyumu bulandırıyorsun…” Kuzu itiraz etmiş, “Ben aşağı taraftayım, sen yukardasın, ben senin suyunu nasıl bulandırabilirim…” Kurt, “Olsun, sen bulandırıyorsun ve ben seni yiyeceğim”

Türkiye’nin elini zayıflatmak, ekonomik gücüne sekte vurmak, sosyal ve siyasal çatışma ortamlarını genişletmek ve sürekli bu konuyu gündemde tutmak için, bu terör maşalarını kullananlar, yumuşak karnımıza sürekli yumruk çalışmalarına devam ediyorlar.

Daha önce de defalarca yazdığım gibi, Türkiye, bu meseleyi tek başına çözebilecek bir pozisyonu veya iradeyi sergileyebilmek için, beynelmilel bir girişimi başlatmalıdır. Zira bu mesele, artık bizim meselemiz ötesinde, silah tüccarlarının, küresel emperyalistlerin, Büyük Ortadoğu Projesi için türlü entrikalar ve oyunları sergileyen, varlığını ve ideallerini Arz-ı Mev’ud hesaplarına bağlayan İsrail’in bize yönelik kirli dış politikalarıyla ilgilidir. Siyonizm’in kuklası ve O’nu Ortadoğu’nun en büyük küresel teröristi olarak besleyen, büyüten, hamisi olan, destekleyen, her sıçradığında, Gazze’de bebeklerin üzerine bile bomba yağdırdığında arka çıkan ABD’nin, İslam ülkelerinde özellikle kurguladığı, körüklediği ateş çemberi ve politikalarla ilgilidir.

İp kimin elindeyse, biz onu bulmak ve işe oradan başlamak zorundayız…

Çünkü bataklığı kurutmadan, sivrisineklerle mücadele etmek, acımızın günbegün artmasına yol açan bir terör tsunamisini getiriyor.