TÜRK vatandaşlarına vizenin kaldırılması için istenen
şartlar yerine getirilse bile AB nin yeni şartlar icat edeceğini, bahaneler
uyduracağını, bu bakımdan Haziran ayında vizelerin kaldırılacağı sözüne fazla
güvenmemek gerektiğine bu köşede dikkat çekmiştim. Bugün tahminimde yanılmadığımı
görmekten üzgünüm. Bu tahmini yaparken geçmişten günümüze AB ülkelerinin
Türkiye ye yönelik yaklaşımlarına bakmıştım. AB ülkelerinin Türkiye ye karşı
samimi olmadığı, sürekli olarak ikiyüzlü bir tavır sergilediğini görmemek için
kör ve sağır olmak gerekiyordu. Tüm bu ikiyüzlülüklere rağmen bu ülkeyi
yönetenlerin ısrarla AB üyeliğinin stratejik hedef olduğunu açıklamalarına
insan anlam vermekte zorlanıyor. İster istemez bizi AB ye mecbur ve mahkûm eden
milletin bilmediği bir husus mu var sorusu akla geliyordu. Çünkü Suriye de
yaşananlar ve ardından milyonlarca sığınmacının önce ülkemize gelmesi ardından
da çeşitli yollarla hayatlarını tehlikeye atarak AB kapılarına dayanmasının
ardından Türkiye ye yaklaşan AB nin bu yaklaşımının tek sebebinin sadece Avrupa yı
mülteci akınından korumak olduğu herkes tarafından görülüyor, biliniyordu. Buna
rağmen bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre başta Yunanistan olmak üzere
kanun dışı yollardan AB ülkelerinin kapısına dayanan mültecileri Türkiye geri
kabul ediyordu. Buna karşılık olarak da Türkiye de geri kabul ettiği mülteci
kadar insanı AB ülkelerine bir anlaşma çerçevesinde gönderecekti. Bir başka
husus ise 3 milyar avro kesin 3 milyar avro da daha sonra Türkiye ye mülteciler
konusunda destek verilecekti.
Bugüne kadar anlaşmanın ardından özellikle Yunanistan a
ulaşan mültecilerin geri kabulü hayata geçirildi. Buna karşılık aldığımız
mülteci sayısı kadar insanı AB ülkelerine gönderme bölümü tam olarak hayata
geçmiş değil. Çünkü hangi mültecileri ve ne kadarını alacaklarına onlar karar
veriyorlar. Bu arada bir de Haziran dan itibaren insanımıza vize uygulamasının
kaldırılacağı konusunda tam mutabakat sağlanmamış olsa da söz verilmişti ama bu
sözde de durulduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü bu defada terörle mücadele yasasını
değiştirmemiz, onların istediği şekle sokmamız isteniyor. Böyle bir isteğin bir
ülkenin iç işlerine müdahale olması bir yana Türkiye nin terörle mücadelesini
engellemeye, teröristlerin elini güçlendirmeye yönelik bir istek olduğunu
görmemek mümkün değil. Çünkü AB Liderler Zirvesi nin yapıldığı binanın
kapısında terör örgütünün çadır kurduğu, kurulan bu çadırın Belçika güvenlik
güçleri tarafından korunduğu unutulmuş değil.
Bu arada, Türkiye Suriye de çatışmaların başladığı günden
itibaren PYD terör örgütünü PKK nın Suriye kolu olarak nitelendiriyor ve bunu
ilan ediyor, dost ve müttefiklerinin(!) bu hususta hassas olmalarını istiyordu.
Ne var ki bu istek ne ABD ne de AB ülkeleri tarafından dikkate
alınmadı/alınmıyor. AB ülkeleri bir yandan PKK lı teröristlere barınma dâhil
her türlü desteği verirlerken, PYD terör örgütüne de özel bir önem veriyorlar.
En son Almanya da İsveç, Çek Cumhuriyeti ve Danimarka gibi PKK nın Suriye kolu
PYD ye başkentinde ofis açma izni verdi. Yani, Türk vatandaşlarına vizeyi
kaldırmak için bin bir dereden su getiren, şart üzerine şart sıralayan AB
ülkeleri teröristlere kucak açıyor. Bir diğer ifade ile terör örgütlerini ve
teröristleri Türkiye ve Türk vatandaşlarına tercih ediyorlar. Tüm bunların dost
ve müttefiklik ile izahı mümkün değil. Bunun da ötesinde terör örgütlerini
himayelerine alan ABD ve AB ülkeleri Türkiye ye düşmanlık ediyorlar. Türkiye
düşmanlarına kol kanat geren, himaye edenlerin dostluğu söz konusu olabilir mi
Böyle olunca hâlâ niçin AB kapsısında bekleriz, bunu içimize nasıl sindiririz
anlamak mümkün değil. Türkiye buna mecbur mu Yoksa toplumun bilmediği bir
dayatma ile mi karşı karşıyayız. Her ne sebeple olursa olsun artık buna son vermek,
zincirleri kırmak gerekiyor.