Türkiye nin terör, bölücülük ve PKK sorunu vardır...

Ancak bu sorun sunidir...

Asıl tehlike başkadır...

PKK terör belası, içteki gafil veya hain odaklarla birlikte dış güçlerin organize ve finanse ettiği bir musibettir. Yirmi seneyi aşkın süreden beri bu sorun çözülememiştir, çözülememektedir...

Maalesef ordumuzu da yıpratmıştır, hâlen de yıpratmaya devam etmektedir...

Aslında Kürtçülük hareketi diye bir şey yoktur. Olsa bile, bu hareket şayet silahsız olsa, bertaraf edilmek üzere buna karşı alınması gereken tedbirler hukuk düzeni çerçevesinde alınır.

Oysa PKK silahlıdır. Bu durumda PKK nın üzerine Türk Silahlı Kuvvetlerinin yürümesi kadar doğal bir olay olamaz. Ancak, bu müdahale ve mücadele sürdürülürken bazı hatalar yapılmaktadır.

Nedir bu hatalar

*

PKK sorununun aslı nedir

1. PKK sorunu iç sorun değildir, tamamen dış sorundur.

CIA başta olmak üzere, Batılı istihbarat örgütleri tarafından finanse edilip desteklenmekte, bu yolla Türkiye ve Irak ın parçalanması hedeflenmektedir. PKK ya bulunan elemanlar ekonomik zaruretlerden dolayı Kürtlerden olabilir, ama bir çoğu Kürt asıllı değildir; başta Ermeniler olmak üzere değişik kavimlerdendir.

Bunları Kürtlerle karıştırmak hatalıdır.

2. PKK sorunu Kürt sorunu değildir.

Demokrasiyle yönetilen bir ülkede, Kürtlerin Türk halkı olarak kendi dileklerini dile getirmek için örgütlenerek faaliyetlerde bulunmaları en doğal haklarıdır. Parti kurarlar ve Meclis e girerler. Partide bölücülük dahil herhangi bir suç işleyen olursa, suçlu veya suçlular cezalandırılır. Parti/ler kapatılmaz.

Oysa olmayacak hatalar yapılmış ve parti/ler kapatılmıştır.

Suni seçim barajları ile Kürtlerin temsil edilmeleri önlenemez. Bunu yapmak hatanın ötesinde, tek kelimeyle gaflettir. Böyle uygulamalar yapmak, devletin zoru ile Kürtleri PKK nın kucağına itmektir.

Ülkemizdeki Kürtçülük henüz bölücülük seviyesinde değildir. Ama bu hatalı siyaset uygulamaları sürdürülmeye devam ederse, her gün Kürtleri biraz daha PKK nın yanına itmiş olabilir...

3. PKK askeri bir sorun değildir.

PKK henüz cephe kurarak Türk ordusunun karşısına çıkmış durumda değildir. Dolayısıyla biz PKK yı askeri muharebelerle ortadan kaldıramayız. PKK şimdilik eşkıya durumundadır. O halde onu eşkıyalara yapacağımız muamele ile tenkil ve bertaraf etmeliyiz. Bu da iç güvenlik güçlerinin işi, yani polis ve jandarmanın işidir; ordunun işi değildir. Bu mesele askere havale edilerek hata yapılmaktadır.

Kişiler aleyhinde kararlar alınır ve mahkum edilir veya tenkil edilir. Suçlu olmayanın çok yakını olsa, hattâ onu silah dışı imkanlarla desteklemiş olsa da, suçlu olmayan cezalandırılamaz. Mesela, bir terörist gelse ve evinize misafir olsa; ona yemek yedirir, hasta ise ilaç verir, çıplaksa giydirir, zaruri ihtiyaçlarını giderirsiniz... Bu durumda o teröristi desteklemiş olmazsınız. Çünkü herkesin insan olarak yaşama hakkı vardır.

Meşru yoldan yaşayamayanların saldırma hakkı doğar.

Ama siz ona silah ve cephane temin etmezsiniz. Ederseniz, o zaman suça iştirak etmiş olursunuz. Doğu Anadolu halkı bunların günlük ihtiyaçlarını karşılıyorlarsa, onları suçlu saymamak gerekir.

Bu kural cephe savaşlarında geçerli değildir.

Cephe savaşlarında düşmanı bulduğunuz yerde öldürürsünüz.

4. PKK nın oluşumunun kaynağını kurutmadıkça, PKK ortadan kaldırılsa bile yine türer.

Sıtma ile savaş bataklıkları kurutma ile olmaktadır.

Bunun için de herkesin aş bulabildiği, iş bulabildiği, eş bulabildiği, isteği ve kabiliyeti varsa okuyabildiği bir düzeni, yani "Adil Düzen"i getirmek gerekmektedir.

Merkezî yönetimin yerini yerinden yönetime bırakmak ve iç güvenliği bağımsız küçük vilayetlere vermek gerekir. Yani, bizim hazırlamış bulunduğumuz "Adil Düzene Göre İnsanlık Anayasası"nın devreye sokulması ve uygulanması gerekir.

*

Bir hususa daha işaret edelim. Diyelim ki, Türkiye de bulunan birkaç vilayet ayrılıp bağımsızlık kurmak istiyor. Farz edelim ki bu hedefe ulaştılar ve küçücük bir sözde Kürt devletini kurdular. Hattâ Iraklı Kürtlerle de birleşip dört-beş milyonluk, karalarda hapsolmuş devletçiklerini kurdular...

Bu durum bizim belki bir parmağımızı koparmış olur ama, devletimiz 70 milyon nüfusu ve geniş topraklarıyla yaşamaya devam eder. Bunda büyük bir tehlike yoktur. Türkiye devletinin yıkılması veya ikinci bir Sevr in dayatılması da sözkonusu değildir.

Oysa, Türkiye yi bekleyen Sevr den daha tehlikeli akıbetler vardır.

Asıl büyük tehlike konusundaki görüşlerimizi okumak için yarını bekleyin