Şiddet kültürünün televizyon ekranlarında yaptığı prim, her

dönemde program ve dizi üreticilerinin cazibe merkezi olmuştur. Kendi kuralını

kendisi koyan, kendi intikamını kendisi alan, hiçbir kanun ve kural ile sınırlı

olmayan aktörlerin ve kahramanların dünyası, sinema ve dizi sektörüyle

zihinlerimizde bambaşka bir dünya algısı oluşturmuştur. Sinema filminde veya

dizide izlediği kahramanın kılığına bürünmek, kabadayı gibi görünebilmek, kendi

kuralını kendi koyarak bambaşka bir dünya algısı oluşturmak isteyenler, bu

dünyanın ortaya koyduğu sanal gerçekliğin bataklığında kaybolup gitmişlerdir.

Bugün toplumdaki şiddeti besleyen unsurların en başında bu dünya algısını

zihinlerimize sokuşturan sinema ve televizyon sektörünün etkisini ortaya koymak

ve tartışmak zorundayız.

Amerika’da 20 -okul çağındaki- çocuğun ölümüne sebep olan

caninin, şimdi bunu neden tasarladığı, neden böyle bir eyleme girdiği

tartışılıyor. Amerikan Fox TV, şiddet içeren dizileri yayından kaldırıp

kaldırmayacağını düşünüyormuş.

Sinema ve dizi sektörünün bizlere sunduğu sanal dünyanın en

büyük tehlikesi, o dünyanın gerçeklerine göre hareket etmeye meyilli insanları

tetiklemesidir. İçinde bir nebze vicdan bulunmayan, şiddete meyilli, şiddet

eğilimli insanlar, bu dünyanın sanal gerçeklerinin koridorlarında kaybolup

gidebilirler.

Geçtiğimiz günlerde bir yazımızda çocukların ekran

kahramanlarından hangisine özendiği noktasında bir veriyi kaydetmiştik. Minicik

çocuklar, Kurtlar Vadisi Pusu’nun ana kahramanı Polat Alemdar olmaya özeniyorlardı.

Her akşam ekranlarında kendi kuralını kendisi koyan ve

muhataplarını sindirebilmek için illegal yollara başvuran kahramanları sevimli

gösteren dizilerin ve sinema filmlerinin oynaması, o toplumun genetik

yapısındaki “vicdan müessesini” ortadan kaldırmak için yeterlidir sanırız.

Hatırlarsanız, ekranların polisiye dizisi olan Arka Sokaklar

ile ilgili bir yazımızda, dizinin karakterlerinden birisini korkutmak için bir

yankesiciyle ve hırsızla anlaşma yapan polisleri eleştirmiş, “Legal olmayan yöntemleri

topluma enjekte etme noktasında, bir polisiye dizide bu yapılırsa, vatandaş ne

yapsın” değerlendirmesinde bulunmuştuk.

Bir devletin, bir hükümetin en önemli görevi, toplumsal

vicdanı oluşturmaktır. Toplumsal vicdan, bireysel vicdandan farklıdır… Çünkü

kişilere göre her şey değişebilir, arzu değişebilir, istek değişebilir, algı

değişebilir, kuralları içselleştirme değişebilir. Ama toplumsal vicdan,

toplumun genel algılayışıyla, genel kuralların ortaya koyulmasıyla oluşur.

Şiddet kültürünün yaygınlaştırılması, kötülüklerin

içselleştirilmesi ve toplumun genel vicdanının yaralanması, çok büyük bir

çürümenin eşiğini oluşturur.

Toplumsal çürüme ise, kendi kuralını kendisi koyan, hiçbir

merhamet ve vicdan değeri olmayana tiplerin türemesine ve “Kurt Kanunlarının”

toplumun kılcal damarlarını esir almasına yol açar.

Yeni bir medya dili oluşturmak gerekiyor… Yeni bir algılayış

biçimi oluşturmak gerekiyor…

Toplum vicdanının tüm algılayışların üzerine konulduğu,

insanların bu toplum vicdanına göre hareket ettiği ve “sevgi ve merhamet”

toplumu oluşturulduğu bir düzlemi yakalamamız gerekiyor.

Üstad’ın dediği gibi, toplumun her hücresine “sevgi ve

merhameti” yerleştirmemiz gerekiyor.