Asr-ı Saâdet’ten zamanımıza kadar devam edip gelen halk

inanışına göre, bu ayda akdedilen nikahı devamsız sayarlar. Hatta halk arasında

bu aya boş ayı derler. Çünkü “Safer” lûgatta boş demektir. Dilimizdeki Sıfır

kelimesi de buradan gelir. Araplar bu ayda birbirlerine yağmada bulunurlar ve

evlerini eşyadan hâli ve boş (Safer) bırakırlardı. Bu sebeple yağma ayına Safer

denmiştir. İşte bu hadis-i şerif ile, Safer ayının uğursuz kabul edilmesi men

olunmuştur. Çünkü Safer ayının diğer aylardan hiçbir farkı yoktur. Diğer aylar

zamanın bir dilimi olduğu gibi Safer ayı da zamanın bir dilimidir. Bu batıl

akide cahil halk arasında yaşamakta ve Safer ayında nikah yapmanın uğursuzluk

getireceğine inanılmaktadır. Bu batıl inancı yıkmak için İslâm alimleri

mücadele etmişler, hatta pek çok alim özellikle bu ayda nikah kıymışlardır.

Buharî’nin bir rivayetine göre, Hz.Âişe (R.Anha) validemiz: Benim nikahım da,

zifâfımda Safer ayında idi, buyurduklarına göre, Resûl-i Ekrem (S.A.V.)

Efendimiz bu hurâfevi fikrin izâlesine fiilen de çalışmıştır.  Bu bakımdan safer ayında evlenilmez, yoksa

devam etmez; safer ayında doğan çocuklar uğursuz olur v.b. inanışlar tamamen

batıldır, hurafedir.

İmam Malik’e, hadis-i şerifte geçen: “La safere” sözünün

manası soruldu da: Cahiliye halkı Safer ayını helâl aylardan sayarlardı.

Sonradan onu bir sene helâl, bir sene de haram saymaya başladılar. Hz.

Peygamber (S.A.V.)Efendimiz de onların bu âdetini kaldırmak için: Böyle bir

sene helâl, bir sene de haram sayılan bir Safer ayı yoktur” buyurdu, cevabını

verdi.

İkinci te’vile göre Safer karında yaşayan bir takım

kurtlardır. Câhiliyet devri itikatlarından biri de budur. Araplar karın

boşluğunda yılana benzeyen bir hayvanın yaşadığına, insan acıktığı zaman o

hayvanın heyecanlanıp, çok defa sahibini ısırıp öldürdüğüne inanırlardı. Hatta

bunu uyuz hastalığından daha bulaşıcı sayarlardı. Bunun, insan veya havyan

karnında bulunup, bulaşıcı bir hastalık olduğuna da inanırlardı.

Cahiliyyet devrinde bulaşıcı hastalıkların ilâhî bir te’sîre

tâbi olmaksızın bizâtihi, yani kendi kendilerine sirâyet edip geçtiklerine

inanılırdı. Halbuki her şeyde hakîkî müessir, ALLAH Teâlâ’nın irâdesidir. Bu

irâde de hastalıkların geçmesinde bir takım sebepleri vasıta kılar. Bunlardan

biri, hasta olan kimselerle temâstır. Hadisteki “Cüzâmlıdan kaç!” emri,

hastalığın başkasına geçme sebeplerinden birini en açık şekilde belirtmiştir.

İşte Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, “Yok” diye buyurmakla

her iki manaya gelen Safer’in batıl ve asılsız olduğunu belirtmektedir. Hadis-i

şerifte işaret buyrulan cahiliyye devrinin diğer batıl inançlarından bazıları:

a- Tıyere: Bir yolcunun sefere çıktığı sırada önünden bir

kuşun uçması uğursuzluk sayılırdı ve böyle bir durumla karşılaşan yolcu

yolculuğundan vaz geçerdi.

b- Hâme: Hâme, baykuştur. Bu kuşun bir evin üzerine konup da

ötmesinin uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Bugün bile cahil halk arasında

böyle bir endişe vardır.

c- GûI: Cahiliyye Araplarının inancına göre Gûl, tenha ve

ıssız çöllerde insana değişik suretlerde görünerek yolunu şaşırtır, sonunda onu

helâk eder. Hz.Peygamber (S.A.V.)Efendimiz bunların aslının olmadığını, cehalet

devri Araplarının batıl inançları arasında yer aldığını bildirmiş ve bunlara

itibar edilmemesini öğütlemiştir.