Bismillâhirrahmânirrahîm;

Hani bir söz vardır: “Âlim tehlikeyi gelmeden önce fark eder; cahil geldikten sonra.” Hükümet ferasetini kullanamadı; bilenleri de dinlemedi; Türkiye’yi bugünkü noktaya getirdi.

İlk AKP Hükümeti 28 Kasım 2002’de güvenoyu almıştı. Aynı günün akşamı Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Siyaset Meydanı programında, Atv’den Ali Kırca’ya verdiği mülâkatta, “Hükümet Programı” üzerinden “Ağabey” sıfatıyla, bu program uygulanınca ortaya çıkacak sonuçlar konusundaki görüşlerini açıklamıştı. Sorumluluk anlayışıyla yapılan bu uyarılardan sonra, hükümetin adım adım Erbakan Hoca’nın anlattığı noktaya geldiğini gördük.

Saadet Partisi her fırsatta uyardı. Fakat dikkate alınmadı. Hükümetin nimetlerinden faydalanmak için AKP’li olmuş bir kardeşimiz, birlikte konuşurken anlattıklarımı hükümete eleştiri olarak almış; “Siz bize oy verin; akıl vermeyin” demişti. Büyüklük kompleksi bu noktaya ulaşmıştı.

Uyarılarımızdan rahatsız oldular. Her yaptıklarında bir “hikmet” aradılar. Erdoğan’ın geçmişi, hitabet gücü ve karizmasıyla oluşan rüzgârla seçim kazanan AKP kadroları genel başkana toz kondurmuyorlardı. Ağustos 2018 krizine kadar yanlışlıkları hep genel başkan dışındaki kadrolarda aradılar. “İyi ki, toparlayıcı bir genel başkanımız var” diyerek çözümü hep Erdoğan’dan beklediler.

Kriz cebe dokunmaya başlayınca tılsım bozuldu. Hele, 31 Mart seçimlerinden sonra genel başkan da eleştirilerin odağı haline geldi. AKP içinden pek çok kişi de yanlışları konuşmaya başladı. Bizim uyarı yapmamıza gerek kalmadı. Keşke, kendilerine yakın olanları dinleseler!

YİYİCİLER TÜREDİ

AKP’DE genel başkanlık da yapmış olan Ahmet Davutoğlu, belirgin yanlışlıkları tek tek sıraladı: “Cumhurbaşkanı seçimlerde taraf oldu; ortamı gerdi. Cumhurbaşkanı’nın ‘genel başkan’ olması sakıncalı. FETÖ’yle mücadelede üst düzey isimler kollanıyor; alt kademe fatura ödüyor. Benmerkezci, kibirli bir dille tevazudan kopuldu. Kendisini partimizin kurullarının üstünde gören, adeta paralel bir yapı gibi partiyi yönetmeye çalışan bir odak ortaya çıktı…” (22.04.2019)

Uzun manifestoyu değerlendiren Erol Mütercimler, “Günaydın Ahmet Davutoğlu Beyefendi!” diyerek, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı yapmış birinin bunları zamanında söylemesi gerektiğini anlattı. Bazı uzmanlar da Davutoğlu’nun Suriye konusundaki yanlış politikalarını hatırlattı.

Hükümeti sık uyaran yazarlardan biri de Abdurrahman Dilipak’tı. “Yiyici, tufeyli bir iş adamı tipi türetildiğini” söyleyerek, gelinen noktayı özetledi: “Herkes kendisini hakikatin merkezinde görüyor. Kimi sırtını devlete dayamış; istihbarat raporlarıyla her şeyi bildiklerini düşünüyorlar. AK Parti’nin kendi tabanıyla da; toplumun diğer kesimleri ile de bağlantıları çöktü. Birileri din, tarih, gelenek, çıkar ilişkileri üzerinden siyaseti meta haline getirmeye çalışıyor sanki. İnsanlar hep akçeli işlerle meşgul.” (Yeni Akit, 27.04.2019)

Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Haşim Kılıç da yapılan bunca ahlakî, hukukî yanlışlıklar karşısında sessizliğini bozdu: “İktidara gelen bu arkadaşlarımız, ne pozitif hukuk kuralı bıraktılar; ne ahlâk; ne de rekabet diye bir şey!” (26.04.2019)

LÜKS VE İSRAF ZİRVEDE

İKTİDARIN hocası olarak da bilinen Hayrettin Karaman, hükümetin lüks, israf, İslâmi hayatı zaafa uğratma gibi konularda sert uyarılar yaptı: “Eline para geçen ve zengin olan dindarlar, lüks ve israfta dinsiz veya dini hayatı gevşek/kusurlu olanları fersah fersah geçtiler. (…) Sözde örtünenler ‘örtülü açıklar’ nitelendirmesinin örneği haline geldiler.” (Yeni Şafak, 25.04.2019)

İnsaflı yazarlardan Kemal Öztürk, hükümete yakın medyanın asılsız haber, karalama, çamur atma şeklindeki yayın politikalarından yakınarak, “Bunlar ‘bizim’ dediğimiz medyada yaşanıyor” diyerek, “Eski medya temiz insanları ‘irticacı, yobaz, bölücü’ diye yaftalardı; şimdikilerin ‘hain’ olarak yaftaladıklarını” anlattı. (Yeni Şafak, 30.04.2019)

Geçmişte çok yanlışlıklar yapıldı; hâlâ da yapılıyor. Bu böyle devam etmemeli. Türkiye’nin problemleri bu ülkede yaşayan insanlarca çözülmeli. 82 milyon insan kader birliği yapmış, birlikte yaşıyoruz. Çözüm konusunda Cumhurbaşkanı’nın şu sözlerini önemsiyorum: “Kızgın demiri soğutma, kucaklaşma, birliğimizi, beraberliğimizi yeniden perçinleme zamanı.” (18.04.2019)

“Türkiye İttifakı” olarak da anlatılan bu yaklaşım ülkesini seven vicdan sahiplerini ümitlendirdi. Bu söz derhal uygulamaya geçirilmeli. Bölgemiz ateş çemberinde. ABD devamlı tehditler savuruyor. Bütünleşmeye o kadar ihtiyacımız var ki!

Bu sözlerde samimi olmanın ilk adımı, Cumhurbaşkanı’nın siyasi parti liderlerini toplayıp bilgilendirmesi ve olayları birlikte müzakere etmesidir. “Bekamız” için, nefsimizi aşıp kucaklaşmak o kadar zor olmasa gerek!