Kur an ın her âyetinin iki yüzü vardır. Bir yüzü ile şeriat, diğer yüzü ile tarikat vardır.
Din helal ile haramı ortaya koyar, şeriat ise maruf ile münkeri ortaya koyar. Kazai hükümler şeriat/hukuk hükümleridir.
Aslında her iki kuruluş insanlık tarihinde her zaman olmuş ve olacaktır.
İslâmiyet te medreseler, tekkeler, sipahi ve lonca/ekonomi kuruluşları vardır.
Bugün de okullar, mabetler, kışlalar ve mesleki/ticaret/sanayi odaları vardır.
***
"Kur an da tarikat yoktur" demek, Kur an da din yoktur demekle eşdeğerdir. Lâik bir anlayışın ifadesidir. Bilgisizliğin ve cehaletin eseridir.
Tarikat ve şeriat işbölümü yapmış, herkes kendi sahasında faaliyet gösterir.
"Din" ve "ilim" kişiyi beşikten alır, mezara kadar onu eğitir. Biri "ahlâkî eğitim" verir, diğeri ise "amelî eğitim" verir. Bunlarda yani dinde ve düzende zorlama yoktur.
Bu suretle yetişmiş insanı "siyaset" ve "ekonomi" alır, topluluk içine yerleştirir ve istihdam eder. Böylece görev taksimi ve denge/düzen gerçekleştirilmiş olur. "Din" ile "ilim" inşaatın harcı ile tuğlasını hazırlar, malzemesini hazırlar. Oysa "siyaset" ile "ekonomi" hazırlanan malzemeyle inşaat yapar. Sosyal inşaat yapılır, topluluk inşa edilir.
Bunlar bu şekilde birbirlerinin mütemmimi olurlar, birbirlerini tamamlarlar.
"Kur an da tarikat yoktur" demek, Kur an insanın eğitimi ile uğraşmaz demekle eşdeğerdir. Oysa Kur an da Allah ın en çok zikredilen isimlerinden biri vardır, o da "Yaratan ın eğitici olması"dır.
Kimileri onların bazı eksiklerini ve yanlışlarını hatırlatınca tarikatlara muhalif olmakla itham edilirler. Tarikatların bazı görüşlerine ve yanlışlarına elbette muhalefet etmek gerekir. Ama muhalefet ederken de bir şeye dikkat etmek, onların dilini kavramak, hangi kavramlarla neyi kastettiklerini iyi bilmek gerekir. Çünkü onlar kelimelere kendi mânâlarını veriyorlar. Onlara muhalefet edenler ise o kelimelerin anlamını bilmedikleri için onlara yanlış geliyor. Buradaki nüans farkını iyi yakalamak ve anlamak gerekmektedir. Bu yapılamayınca karşılıklı yanlış anlamalar ve ithamlar kaçınılmaz olmaktadır.
Bu arada bu vesileyle hatırlanması gereken haklı bir tenkit vardır. Kimi tarikatlar doğrudan siyaseti ve ekonomiyi avuçlarına alıp "dini devlet" veya "dini ekonomi" oluşturmak istiyorlar. Bu hatalıdır ve mümkün değildir. Çünkü onların işi malzeme üretmektir, inşaat yapmak değildir. Toplumu inşa etmek siyaset ve ekonominin işidir.
Aynı hataları ekonomiyi elinde bulunduran sermaye sahipleri ve siyasiler de yapıyorlar. Din ve ilmin yetiştirdiği insanları değerlendireceklerine, inşaatçı olarak çimento fabrikasını da işletmeye çalışıyorlar ve yanlış yapıyorlar.
***
Türkiye de bugün eğer halkın ekseriyeti dindar görünüyorsa veya en azından halk dindarları destekliyorsa; dünyada bugün eğer din düşmanlığı mağlup olmuş ve insanlık kurtuluşa gidiyorsa; akıl sahibi herkes şüphe etmeden bütün bu gelişmeler tarikatların ve dindarların eseridir diyecektir. İlim, insaf, idrak ve ihsan sahibi herkes bu gerçeği kabul edecektir. Allah a binlerce hamd olsun, emek verenlerin cennetlerine bizleri de ortak etsin.
Bir kurumda, her yerde olduğu gibi elbette hatalılar ve yanlış yapanlar olacaktır. Ama biz istisnalara değil, müessesenin tamamına bakarız. Bugün ahlâklı üreticilerimiz, esnafımız, tüccarımız varsa; bugün gençliğimiz esrardan, fuhuştan, kumardan, terörden ve benzeri her türlü kötülüklerden uzak durabiliyorsa; bunlar hep tarikatların ve dindar insanların azimli çalışmaları ile mümkün olmuştur. Allah onlardan ve hizmetlerinden razı olsun. Vesselam