Bir fıkrada anlatılanı çağrıştıran bir olay haber olarak
verildi. Televizyonlar, neredeyse her hastalığı şipşak tedavi edecek derin ve
deneyimle pekiştirilmiş bilinenin keşfedildiği sağlık bilgileriyle bulgur
pilavıyla çoban salatasının ve menemenin icadını yakında ilan edecek mutfak
kültüründen arta kalan zamanı diziler ile yirmi dört saati kırk sekiz saate
çıkartabiliyorlar. Bu dizilerden biri Kanuni Sultan Süleyman dönemini, sözüm
ona, konu ediniyor. Gösterime başlamasıyla patlak veren tartışmalar söz konusu
diziye reyting olarak dönmüştür mutlaka. Elbette senaryosundan yapımına,
oyuncularından dekoruna kadar kendince bir emek ve özen uyumu sağlanmaya
çalışılmıştır. Bu yönü ayrı bir değerlendirme konusudur ama sonuçta tarih
dokusuna dayandırılmış bir sanat ürünü niteliğiyle görülebilir. Yani tarih
temasını ele alan bir sanat bakışıdır.
İşte bu dizinin geçen hafta gösterilen son bölümünde
Şehzade Mustafa nın boğdurularak ölümü işlendi. Bursa da bir vatandaş, Şehzade
Mustafa yı boğdurarak öldüren Kanuni Sultan Süleyman aleyhinde savcılığa
şikayet dilekçesi verdi. Habere konu olan bu olay, şu fıkrayı çağrıştırdı.
Fıkra şöyle: Hz. İsa nın hayatını ve sözüm ona
öldürülmesini Cuma vaazında dinleyen Mehmet ağa, camiden çıkıp sokakta yürürken
Mişon u görür, aldın da kaçan mı duygusuyla, Mişon un ensesine şaplağı
patlatır. Neye uğradığı şaşıran Mişon;
- Vire ne
oluyor demeye kalmadan Mehmet ağa;
- Hz.
İsa Efendimizi siz öldürmüşsünüz , der. Mişon;
- O, iki
bin yıl önceydi , dese de, Mehmet ağa;
- Ben
yeni duydum diyerek kesip atar.
Dizinin etkisiyle Şehzade Mustafa yı boğdurarak öldürdüğü
için Kanuni yi savcılığa şikayet eden vatandaşın hareketi, fıkradaki Mehmet
ağanınkini çağrıştırmıyor mu
Fakat, tarih biliminin künhüne nüfuz etmede farklı bir
konumda durduğunu düşündüğüm mütebahhir tarihçi sayın Prof. Dr. İlber
Ortaylı nın, Şehzade Mustafa nın tarihi olaya uygun boğdurulduğu mealindeki
sözüne, doğrusu şaşırdım. Belki de, siyak ve sibakından, bağlamından
kopartılarak verilmiştir. Orasını bilemem. Ancak, birtakım yetersiz, yanlış,
abartılı algılara rağmen Şehzade Mustafa olayı, tarihi değerlendirme bakımından
anlamlı bir vesile sayılacak niteliktedir.
Bu bağlamda, bir televizyon programında, neredeyse
gelenek hâline gelmiş gözüken program sunucularının gevezeliği bir tarafa, iki
tarihçiyle bir hukuk tarihçisinin konuşmalarının ortalarını bir süre izledim.
Genel olarak vakayiname ve vakanüvis temelli bilgilerin nakledilmesi
ağırlıktaydı. Kuşkusuz bugünden bakarak beş yüz yıl önce meydana gelmiş bir
tarihi olayı, bugünün bilgi düzeyi ve zihniyetiyle değerlendirmek yanıltıcı
olur. Hele kesin yargılarda bulunmak ise, anlamsız sayılmalıdır.
Ne var ki, tarihe yeni yöntemlere dayanarak yaklaşmak,
meydana gelmiş olay ve durumu yeni yöntemler ışığında tahlil etmeye çalışmak,
her şeyden önce tarih biliminin bir gereği olmalı değil midir Ancak bu tür
tahliller yapılabildiği ölçüde tarih bugünümüze bir şeyler söyleyebilir, yanlış
değerlendirme ve yargılardan kurtulunmasını sağlayabilir. Daha önemlisi
düşüncede, kültürde ve uygarlıkta belirleyici olan sorunların ortaya
çıkartılması, birtakım ilke ve yasaların keşfedilmesine yardımcı olabilir.
Sözgelimi çocuk ya da şehzade katli (ki hukuk tarihçisi çocuk değil,
şehzade vurgulaması yaptı ki, kanaatimce önemli bir husustur bu) fıkhi bir
sorun olarak mı, yoksa insan doğasıyla bağlantılı bir iktidar sorunu olarak mı
ele alındığında doğru bir alan tespiti yapılmış olur Soyut anlamda iktidar
olgusu, dini de, ahlakı da, hukuku da, siyaseti de kullanıp dönüştürmekte sınır
tanımaz. Dolayısıyla, birçok tarihi olayı belli bir ilke ya da yasaya bağlamada
birincil sorun olarak gözükmektedir. Böyle bir tahlil yapılması halinde günümüz
siyasetini, ahlakını, hukukunu, kültürünü kavramada tarih verimli bir alan
haline gelebilir (mi ).