Yıl 1931, günlerden 10 Aralık. Yer İslam dünyasının gözbebeği, bugün hâlâ işgal altında olan Kudüs. Dönemin müftüsü Hacı Emin El-Hüseyni’nin çağrısıyla, İslam Birliği Genel Kongresi için İslam ülkelerinden temsilciler Kudüs’te bir araya geldi. 22 İslam ülkesinden delegasyon bu tarihi çağrıya icabet etmek için Kudüs’e koştu. Toplantının ana hedefi, İslam inancını ve değerlerini yaymak için etnik köken ve mezhep ayrımına karşı mücadele etmek ve Müslümanlar arasındaki işbirliğini maksimum düzeye çıkarmaktı. İslam kardeşliğini geliştirmek için adımlar atmak ve projeler geliştirmekti. Türkiye, İran, Irak, Filistin, Doğu Türkistan, Endonezya, Yugoslavya, Mısır ve Libya’dan başta olmak üzere, diğer İslam coğrafyalarından toplamda 153 delegenin katılımıyla bu önemli kongre gerçekleştirildi. Ana gaye İslam Birliği’ni kurmak için harekete geçmekti. O şartlar altında bu çok önemli bir girişimdi. Çünkü Kudüs ve çevresindeki Siyonist tehdit daha da belirgin bir hal almaya başlamıştı. Bu kuşatmaya karşı gerekenler mutlaka yapılmalıydı. Emperyalist güçler İslam dünyasının üzerindeki yeni kaos tezgahlarını uygulamak için Osmanlı sonrası kan ve zulüm kokan oyunlarını yürürlüğe koyuyorlardı. Bu planların karşısında sistemli bir duruş sergilenmeliydi. Bu da ancak hangi mezhebe mensup olursa olsun her Müslümanın kardeş olduğu gerçeği ile işe başlamakla olabilirdi. Bu birlikteliği tescillemek için on bin Sünni-Şii Müslüman, Şii Din âlimi Muhammed el-Hüseyin Al-i Kâşif’in arkasında Mescid-i Aksa’da Cuma namazı kıldı. 

Kongrede, ekonomik işbirliği alanlarının oluşturulmasından tutunuz da, savunma sahasına kadar her konuda birlikte hareket etme ideali güçlü bir şekilde deklare edildi. Birçok alanda ittifak içinde olunması gerektiğine dair önemli tavsiye kararları alındı. Kongreden 17 maddelik yol haritası çıktı. Bu kararlar bütün dünyaya ilan edİldi. Her bir madde İslam coğrafyası üzerine kurgulanan oyunları boşa çıkaracak içerikteydi. Ayrışmanın bedbahtlığına, vahdetin ferahlığına ve önemine vurgu vardı.

İslam İşbirliği Teşkilatı gibi İslam ülkelerinin ortak aklını temsil ettiğini iddia eden kurumlar, maalesef hiçbir zaman 1931’deki o ruhu yakalayamadı. O zor dönemin koşullarında bu kongre bir manifesto niteliğindeydi. Cesur bir çıkıştı. Gözünü budaktan esirgemeyen aksiyoner bir tavırdı.

Günümüz sorunları da aslında 20. Yüzyılın başındakilerden çok farklı değil. Bugünküler biraz daha çetrefilli hale getirilmiş de olsa, aslında özü itibarıyla sıkıntılarımızın hepsi aynı. Çünkü senarist değişmedi: Siyonizm. Oyunun adı ise tam bir klasik; “böl, parçala, yönet” 

Yani şu herkesin çok iyi bildiği malum ve meşhur strateji. 

Şimdi yeniden duruma el koyma zamanı. Sünnisiyle, Şiisiyle 1931’deki bakış ve anlayışa ihtiyacımız var. Her ne kadar “İslam Birliği Genel Kongresi”nde alınan kararlar emperyalistlerin girişimleriyle hayata geçirilememiş olsa da, bugün uygulanması hala mümkün ve dirayetli yöneticilerin kendisine sahip çıkmasını bekliyor. 

Her İslam ülkesinin, devlet adamının, kanaat önderinin, din âliminin üzerine yüklenen sorumluluk, 1931 ruhunu tekrar yakalamak ve tarihi tekerrür ettirmektir. 

Haydi, hep birlikte yarım kalan işimizi tamamlayalım.