Tarihe adını yazdıran insanlar vardır. Bir kara parçasında yaşamış gibi görünen ama kendi topraklarına sığmayıp da kıtalar atlayan... Tarihte destanlarla anılan sevdalar vardır. Dört mevsime sığmayıp da beşinci mevsimleri başlatan... Son yüzyılın gördüğü en büyük sevdadır Necmeddin Erbakan!
Bugün, bir 27 Şubat sabahına daha açtık gözlerimizi. Tıpkı üç yıldır olduğu gibi, bugün de taptaze bir ‘Bismillah’la başladık güne. Yüreğimizi açıp baktık, yangınımız o günkü gibi duruyordu yerinde. Öyle bir yangındı ki bu, bizi harlayan, bizi büyüten. Biz ham bir haldeyken, pişirip yakan bizi. Öyle bir yangındı ki bu, özlemlerimizi od eden kendisine ve yandıkça alevleri sevdamızı saran. Ellerimizi açıp baktık. Son gülüşünü içine koyup da sıkıca yumduğumuz ellerimizi; o da duruyordu yerli yerince. Sonra zihnimizi aralayıp baktık, her şey normal görünüyordu, çaktığın çiviler aynen duruyordu yerinde.
İslam çivisi bir yerde, “İslam’sız saadet olmaz” diyordu bize. Şuur çivisi bir yerde, “Şuursuz Müslüman olmaz” diyordu. Cihat çivisi ise, “Cihatsız İslam olmaz” olarak kazınmıştı zihnimize.
Yine bir soğuk Şubat sabahı erkenden uyandık ve başladık dersimize. Bizler, ömürlük bir fakültenin, kıdemli öğrencileriydik. Öğreneceğimiz şeyler hiç bitmiyor ve her yeni ders konusu olgunlaştırıyordu bizi. Her yeni gün, İslam yolunda, cihat yolunda sağlamlaştırıyordu bizi. Düşünce, eylem ve söylemlerimizin çelikleştiğini hissediyorduk. Çünkü dersimiz Erbakan’dı. Erbakan’ca bakmak, Erbakan’ca düşünmekti...
Savunan Adam... Mücahit Erbakan!.. Bütün ömrü boyunca savunan mazlumların hakkını. Malıyla canıyla cehd eden Allah yolunda...
Belki bırakıp gitmiştin bizi. Belki ellerimizde büyük boşluklar kalmıştı. Vatan sensiz, meclis sensiz, İstanbul sensiz kalmıştı. Patani sensiz, Bosna sensiz, Kudüs sensiz kalmıştı. Belki de şimdi ağıtlar yakmak lazımdı gidişine. Ama hayır, sen bunu öğretmedin bize. Sen acıyı, yüzümüzü ekşitmeden yudumlamayı öğrettin. Hüznü yasak ettiğin gönlümüze, nice sevda tohumları atıp da gittin. Ardında milyonlarca yüreğin aşk pınarlarını coşturdun da gittin.
Sen, giderken bile coşmayı öğrettin bize. “Heyecan, heyecan, heyecan” derken yüreğimizi titrettin. Sen, son nefeste bile koşmayı öğrettin bize. “Kalbime pil taktırdım” diyen birine, “Pilin bitene kadar çalışacaksın” derken, bizi bizden ettin. Sen itikatta titizliği öğrettin bize. Bir sonraki toplantıya yetişmek için vakit namazının, “Sünnetini kılmayalım” diyenlere, “Ondan daha önemli yapacak bir işiniz mi var ” diyerek bütün bahanelerimizi tükettin. Sen kibarlığı öğrettin bize. En azılı düşmanların bile itiraf etmek zorunda kaldılar ya nezaketini, “İşte Müslüman bir beyefendi böyle olur” dedirttin.
Öyle büyük sorumluluklar yükledin ki omuzlarımıza, ezildik bazen altında. Ama sana bakıp toparladık hep kendimizi. Oysa sen koşuyorken biz yürüyorduk arkanda. Tökezliyor, yorulup pes ediyorduk bazen. Bazılarımız korkuyordu yolun zorluğundan, değişiyordu krokiler. Ama senin krokin İslam’dı hep. Pusulan Rabbin, haritan Hakk davandı. Biz de bunu bildiğimiz için, yorulsak bile yetişmeye çalışıyorduk arkandan.
Bugün yine Şubat, yine ayaz... Bugün yine, “Şahit olun” dediğin o günün soğuğu üşütüyor bizi. Ama bir yandan da, müptelası ettiğin davanın sıcağı eritiyor buzdan evlerimizi. Çünkü biz şimdi, daha sıkı tutunmaya çalışıyoruz bıraktığın davaya. Dersimizi aksatmıyor, bahaneler üretmiyoruz. Erce yaşamaya, erce bakmaya çabalıyoruz senin gibi. Hz. İbrahim’in davasında su taşıyan karınca olmaya gayret ediyoruz. Yaptıklarımızla zulüm bitmeyecek belki ama niyet ve amellerimizle, zalim ve Nemrutların karşısında durmak için cehd ediyoruz. “Bîtaraf olan bertaraf olur” diye hep Hakk’tan taraf olmaya çabalıyoruz.
Ve Savunan Adam, sormuştun ya hani, “Şahit misiniz” diye Biz şahidiz senin hayatının iman ve cihat olduğuna. Biz şahidiz senin Hakk’ı her fırsatta savunduğuna. Biz şahidiz senin bütün dünyada baharı başlatan ilk çiçek olduğuna. Acı çeken, zulüm gören, açlıktan inleyen çocuklar için kalbinin yanışına şahidiz biz. Bir ekmek arabasının peşinden, çıplak ayak, buz üzerinde dakikalarca koşan kız çocuğu için nasıl gözyaşı döktüğüne şahidiz. Bütün dünya mazlumları için, sömürülen devletler için, ezilen Müslüman halkları için nasıl çabaladığına şahidiz. İslam Birliği’ni kurmak için geceni gündüzüne kattığına, ülkenin salahiyeti için kendini nasıl yıprattığına şahidiz.
Sadece biz mi Savaşta annesini kaybetmiş Bosnalı küçük kızın mavi gözleri şahit senin sevdana. Bir sapan taşıyla, tankın karşısına dikilmiş Filistinli çocuğun elleri şahit senin kavgana. Emekli kuyruğunda bekleyip, aldığı zamlı maaşa gözleri inanamayan yaşlı amca şahit senin iktidarına. “Amerika’dan bana ne!” haykırışını duyan her vicdan sahibi şahit, senin iktidarında muktedir olduğuna. Yarım asır haykırdığın, nasıl bir bela olduğunu bütün dünyaya duyurduğun, “Ne olur beni onlardan önce bir kere de siz anlayın” dediğin Siyonizm bile şahit senin tebliğ ve cihadına.
“Nasıl anılmak istersiniz” diye sorulduğunda, “Malıyla canıyla cihat eden bir mücahit olarak anılmak isterim” demiştin ya, işte en çok buna şahidiz Hocam! Bizler şahidiz ki, sen cihat ettin! Bu vatan şahit ki, sen bir asra İslam damgasını vurdun da gittin. Bütün dünya şahit ki, sen Mücahit Erbakan olarak adını gönüllere yazdırdın da gittin.
Hocam, sen gittin ya şimdi yeni bir dünyana… Şehitlerle, sıddıklarla, nebilerle kurulmuş bir vatanı yurt edindin ya kendine… Kıymetinin bilineceği bir diyara hicret ettin ya… İşte biz sensizliğe gözlerimizi açtığımız o günden beri, öznesi sevda, yüklemi hasret olan cümleler kuruyoruz böyle. Ve seni anlamayı istiyoruz Rabbimizden. Seni anlamayı, seni yaşamayı ve yeni bir dünyada yeniden seninle buluşmayı...