BİZ sıradan bir millet değiliz. Yüz yıllar öncesine dayanan köklerimiz var. Büyük medeniyetler kurmuş, insanlığın ne olduğunu dünyaya öğretmişiz. Bütün zaferlerimizi inanç ve azimle kazanmışız.

Tanzimat’la birlikte bu anlayışımızda gevşemeler olmuş. Bazı aydınlar, yönünü Batı’ya çevirmiş, çözüm ve kurtuluşu orada görmeye başlamışlar. Fakat bu özenti milletimizin huzurunu bozmuş, her şey eskisinden daha kötü duruma gelmiş. Felâketler birbirini kovalamış. Toplum huzur ve mutluluğa hasret duruma gelmiş.

1969 yılında başlayan Millî Görüş Hareketi ile birlikte Allah bu millete büyük bir lider nasip etti: Prof. Dr. Necmettin Erbakan.

O, ilk defa zihinleri Batıcılık işgalinden kurtarmaya çalıştı. Yerli ve millî düşündü. İnancımız, tarihimiz, aslımız ve özümüzü oluşturan Millî Görüş adını verdiği değerlerin çözüm ve çare olduğunu anlattı. Değerlerimizi önceleyen bir mücadele başlattı. Önünde dağlar misali büyük engeller vardı. İman ve azmi ile bütün engelleri bir bir aştı. Zorluk ve baskı ne kadar çok olsa bile inancından hiç taviz vermedi.

Erbakan Hoca, asıl kahramanlığın ne olduğunu şöyle anlatıyordu: “Asıl marifet, yük altında ve hizmet esnasında sadık ve sağlam kalabilmektir. Yoksa çay sohbetlerinde, edebiyat kürsülerinde kahramanlık satmak kolaydır.”

Engellerin siyasette başarılı olmakla aşılabileceğine inandı. Önce MNP’yi kurdu. Türkiye’deki yapı böyle bir çalışmayı kaldıramadı. Parti kısa sürede kapatıldı. Erbakan Hoca yılmadı, vazgeçmedi. Yeniden parti kurdu. Bu partilerden MSP döneminde Büyük Kıbrıs Zaferi kazanıldı. Türkiye, 1699’dan bu yana ilk defa toprak elde etti. Refah Partisi döneminde “denk bütçe” yapıldı, İslâm Birliği’nin temellerini oluşturan D-8’ler kuruldu.

Küresel Güçler Telaşlandı

Huzur ve barışa giden yeni bir dünyanın müjdesi özelliği taşıyan çalışmalar küresel güçleri telâşlandırdı. Türkiye’nin “lider ülke” haline gelmesini menfaatlerine aykırı bulanlar Erbakan Hocanın önünü kesmenin yollarını aradılar. Partisini kapatmak fayda vermeyince Millî Görüş Hareketi’ni “bölme” girişiminde bulundular.

Millî Görüş içinde bir kısım zevat buna alet oldu. Erbakan Hoca talebelerine olan merhametinden dolayı her fırsatta onları uyardı. Yanlış yola düşmesinler diye elinden geleni yaptı. Fakat onların ihtiras ve menfaat duyguları galip geldi. AKP’yi kurarak Millî Görüş Hareketi’ni böldüler.

Erbakan Hoca uyarılarına devam etti. Teşkilat içi bir konuşmasında şöyle sormuştu: “AKP’ye gidenler bir ideal uğruna mı gittiler, yoksa sineğin şekerli suya gittiği gibi mi ”

O yıllarda, Erbakan Hoca siyasî yasaklı olmasına rağmen halkı da uyarmaya devam etmiş, Millî Görüş gömleğini çıkarmış olanların girdiği yanlış yolu anlatmaya çalışmıştı. Hatta fark anlaşılsın diye, zaman zaman keskin sözler de etmişti. Hocanın bu çırpınışı, Bülent Arınç’ın, “Hocam, sen ne kadar da haklıymışsın” sözünde gizli. Demek ki, insanlar bazen dönülmez yanlış bir yola da girebiliyorlar.

Bugün, menfaat birliği yapanların sonunda birbirini yok etmek isteyen amansız bir kavgaya tutuştuklarını görüyor, ibret alıyoruz. Necip Fazıl’ın bir sözü var: “Yola çıktıklarını, yolda bulduklarına değişirsen, hem yolunu kaybedersin, hem de dostunu.”

Erbakan Hocanın şu sözü sanki yanlış yola düşenlerin akıbetini ortaya koymak için söylenmiş: “Okşayan elin kıymetini bilmeyenler, tekmeleyen eli öperler.”

Sözleri Bugüne Işık Tutuyor

Terörle sonuç almak isteyenlerin, “Seçim sonrası özerkliğimizi ilan edeceğiz” söylemini seslendirdikleri, rüşvet ve yolsuzluk iddialarının ayyuka çıktığı bir atmosferde yapılan yerel seçimler konusunda, Erbakan Hocanın şu sözü günümüze ışık tutuyor: “Bana bak arkadaş! Saadet’ten başka maneviyattan bahseden var mı ”

Yine Erbakan Hoca, seçimlerde hangi ölçülerle oy kullanmamız gerektiğini şöyle açıklıyordu: “Ey aziz milletimizin kıymetli evlâdı! Sana diyorum ki, önce ahlâk ve maneviyat bayrağı nerede ise onun altına koş. Adil Düzen bayrağı nerede ise onun altına koş. Milletimiz yeni bir dünya kurmak mecburiyetindedir. Çünkü bugünkü kurulmuş olan dünya bir ifsad dünyasıdır. Bu dünyayı, ifsad yerine ıslah üzerine, saadet üzerine kurmak için oyumuzu Saadet Partisi’ne vereceğiz. Kim ‘yeni bir dünya kuracağım’ diyorsa biz oradayız. Bütün insanların saadetini istemek bizim insanlık görevimizdir. Bu sebeptendir ki, bu zulümleri müsaade edemeyiz. Adil bir düzen kuracağız, Türkiye ve bütün insanlığa saadet getireceğiz.”

Türkiye üzerinde emelleri olanların pusuda beklediği, pek çok niyetlerinin ağızlarından döküldüğü bir dönemde yapılan seçimler büyük bir fırsattır. Şimdi hep birlikte, “Bu ülke bizim. Bu insanlar bizim insanımız. Biz bu güzel ülkeyi sokakta bulmadık, şehitlerin emaneti olarak aldık. Olup bitenin farkındayız. Gafillerin yanında yer almayacağız” sorumluluğunu kuşanma zamanıdır.

Bir ülke hangi ölçüde tehlikeye düşerse düşsün, o tehlikelere çözümler sunabilen liderler yetiştirebilmişse o ülkenin önü açıktır. Erbakan Hocanın işaret ettiği üzere, Saadet Partisi’ne verilen her oy, ülkeyi parçalamak; rüşvet ve yolsuzlukla ülkeyi çökertmek isteyenlerin karşısında yıkılmaz bir kale gibi durmak demektir.