İki gündür medyaya yansıyan haberlere göre, tam kapanma ile birlikte büyük şehirler boşalma noktasına geldi. Çünkü birden bire kapanma öncesi büyük bir göç yaşandı. Otogarlar, tren garları, hava alanları iki gün boyunca doldu doldu boşaldı. Bir bakıma kapanma öncesi çantasını kapan başta İstanbul’da oturanlar olmak üzere ya yazlıklara ya da memleketlerine kapağı atmak için yollara düştü. Hemen belirteyim ki, bunları, kapanma günlerini memleketlerinde ya da tatil bölgelerinde geçirenleri eleştirmek için belirtiyor değilim. Eğer tam kapanma kararı alıp ilan edenler büyük şehirlerden insanların Anadolu’nun her tarafına adeta dağılmaya başlamasında bir sakınca görmemiş ve böyle bir gelişmeyi engellememiş ise kanaatimce bu büyük göç, salgının hızlı bir şekilde ülkenin her noktasına yayılmasına sebep olmayacak ise fazla söze gerek yok. Ancak, salgının çıktığı günden bu yana virüsün belli noktalarda hapsedilmesi için şehirlerarası yolculuklar sınırlandırılmıştı. Gerçi tam kapanmanın başlaması ile birlikte şehirlerarası yolculuklar tamamen yasaklanmıyor olsa da ciddi bir sınırlandırma getiriliyor. Böyle olduğu için de tam kapanma kararının alınması ile kapanmanın başlamasından önce iki günlük seyahat serbestîsi gündeme geldi. Buna ister, “Yasak öncesi büyük kaçış”, ister, “Kapanma öncesi büyük göç” diyelim şehirlerarası ulaşımda ciddi bir hareketliliği gündeme getirdi. Böyle olunca ister istemez büyük şehirleri boşaltıp memleketlerine ya da yazlıklara gidenler salgını gittikleri yerlere taşımayacaklar mı sorusu akla geliyor. Aslında bu sorunun cevabı biliniyor. Daha önce şehirlerarası seyahatlerin biraz olsun serbestleştirilmesi ile birlikte salgın yurdun her köşesine yayılmış ve vaka sayılarında patlamalar yaşanmıştı. Bu durumu önlemek için tam kapanma gündeme geldi. Ancak, birden bire ortaya çıkan “kapanma göçü” ya da “kapanma öncesi büyük kaçış” ister istemez tam kapanmanın tam bir dağılmaya dönüşmesinin sonuçları düşünülmüş ve bu işin tedbirleri alınmış mıdır diye sormadan edemiyoruz.

Bu noktada tam kapanmanın uygulanması ile birlikte kapanma süresince insanların oturdukları şehirlerde bile evlerinden yürüme mesafesi dışındaki yerlere gitmelerinin yasak olduğu da açıklandı. Böyle olunca bu büyük kaçış ile birlikte insanlar ikamet adreslerinin dışına çıkmış olacakları için emniyet güçleri bir yasağı çiğniyorsunuz mu diyecek yoksa tatil beldelerinde bu ikamet adresi mecburiyeti olmayacak mı? Ya da daha önceki uygulamalarda olduğu gibi parası olanlar için bir takım uygulamalar yasak kapsamı dışına mı çıkacak? Çünkü büyük şehirlerde insanlar birbirlerine yakın geziyorlar diye ceza alabildiler ama öbür yandan salonları tıklım tıklım dolduran toplantılar düzenleyenler ve katılanlara hiçbir müeyyide uygulanmadı. Bu arada kendilerine ait bir yazlığı olmayanlar ama imkânı olanlar ise üç haftalık yazlıklar kiraladığı, bu yazlıkların kirasının ise 8 bin liradan 50 bin liraya hatta daha yukarılara çıktığı medyaya yansıyan haberlerde belirtiliyordu. Yani, parası olana Türkiye’nin her yanı serbest, olmayanlar ise adı konulmamış bir ev hapsine tabi tutulacak demektir. Hemen belirteyim ki, salgından toplum olarak kurtulacaksak elbette bu tam kapanmaya herkesin uyması gerekiyor. Ancak, bir kesim tam kapanmaya uymada zorunlu, cüzdanı kabarık olanlar serbest kalıyorsa garibanlar kurallara uyacaktır ama haksızlık söz konusu olacaktır. Ancak, yazlıklarda korona barınamıyorsa(!) devletin harekete geçip tüm topluma 17 günlük tam kapanma günlerini tatil bölgelerinde geçirme imkânı sağlaması gerekmez mi? Çünkü devletin asli görevi adaleti tesis etmek değil midir?