İnsanın hayatında her şeyin olumlu ya da olumsuz bir karşılığı bir bedeli var.

Baş döndürücü dönemlerden geçiyoruz. Kimi durumların hızına yetişilemiyor. Kimi zaman çaresiz gibi, kimi zaman ilgisiz gibi, kimi zaman baştan savma gibi. Ve o kadar çok kimi şeyler var ki bunları anlamlandırmak, üzerinde düşünmek gerekir. Bunların da üzerinde durulamadığından hayat öylesine bu anaforun içinde savrulup gidiyor.

İnsan diyoruz, sık vurguluyoruz. Bu vurgu önceliği kendimize. Kendimizin ne yapıp ettiği.

İnsan zihinleri belli alanlara, kendilerine göre tanımlanan durumlara odaklandığından açmazdan açmaza çıkmazdan çıkmaza giriliyor. Çaresizlik de bir çare oluyor âdeta.

Kaçmak, ilgisiz durmak, acıları duyumsamamak ve hatta kendi acılarını bile unutmak günümüz insanının anlayışı ve yaşama biçimi. İnsan kendinden kaçıyor. Kaçtıkça uzaklaşıyor ve yabancılaşıyor.

İnsan eylemiyle vardır. Onu tanımlayan, kendini belli eden, kişilik oluşturan hâl ve durumlarıyla.

İnsanı tanımlayan dilidir. Bu çok yönlü olarak ifade edilebilir. Hâl dili, beden dili, gönül dili, dilin dili gibi.

Karmaşanın içi sarmal hâle geldiği şu dönemde çıkış yollarını arama bulma ve eyleme geçmenin zorlukları da artıyor. Şaşkınlık. Çünkü bu, insanı nereye götüreceği belli olmayan bir kördüğüm.

Zorlukları göze almadıkça hiçbir başarıya ve sonuca ulaşılamaz. Çile çekmedikçe yapılanların bir anlamı ve değeri de olmaz. Hayat öylesine basit bir olgu değildir. Başlandığı gibi gitmiyor. Farkında olunmadan türlü engeller, girift hâller ve çıkmazlar belirir. İnsanın bilinç dili devreye girince bunların üstesinden gelir. Yollar açılır, düğümler çözülür.

Her şey insanda, insanın elinde ve dilinde. Yol açan da kapayan da. Güne çıkan da karanlığa dalan da.

İnsanın tıkandığı kendisidir. Dilsizliği ve eylemsizliği kendisindendir.

Bir başlangıç her şeyin başı. İlk adım, ilk söz, ilk eylem. Geleceğe ve ufka doğru, zorluklara ve çileye dönük olanı.

Sadece kendine değil, etrafında, dünyada görüp bildiği ne varsa her şeye ve duruma karşı bir başlangıç.

Zalimlerin cirit attığı bir zamanı yaşıyoruz. Adaleti, merhametin, sevginin olmadığı olanların görece olduğu bir zaman. Zalimlerin baş tacı ve sultan olduğu, silahların ve karanlık ruhluların baskın olduğu, insanlığın üzerine karabasan gibi çöktüğü, çöreklendiği bir zaman.

Ey insan, insan olduğunu anımsa. Daralan çemberin seni de içine alacağını hesaba katarak üzerine abandığını bir düşün. O zaman bir bakış, bir söz, bir eylem çıkış yolunu bulmayı sağlar.

İnsanın insanî olan sesi yükseldikçe bir şeyler olduğu olacağı anlaşılıyor. Bu bir hamleye, bir eyleme bağlı. Bir insan tek başına bir güç olarak görülmüyorsa da başlangıçlar hep bir insanla oluyor. Allah’ın bağışladığı bir dil, bir ışık eylemin başlangıcı oluyor. İnsan kendisini değersiz ve küçük görmedikçe yapabileceği çok şeyi vardır.

İnsanlar ne ilginçtir ki örnek olarak kimi zaman hayvanları gösterirler. Karıncanın yangını söndürmek için bir damla suyu taşıması gibi, örümceğin bir mağaranın kapısını örmesi gibi. Oysa bunları görüyor, yapması gereken kendisidir.

Bu karmaşayı bitirecek olan yüksek volümlü, çözüm getirecek seslenişlerdir. Şiirdir, öyküdür, şarkıdır. Bunlar birer eylemdir. İnsanı harekete geçirecek olanlardır. Kab b. Züheyr’in sefere çıkarken yol boyu söylediği şiirlerdir.

İnsanın söyleyeceği ve yapacağı çok şeyi vardır yeter ki dilesin.