Suriye’de rejim ve muhalifler arasında alevlenen
çatışmaların on sekizinci ayını geride bıraktık. Tüm ümmet zulüm içerisinde
hayatlarına son verilen insanları, patlamaları, şiddet gösterilerini şaşkınlık
içerisinde bu süre zarfında büyük bir sabırla takip etti. Ancak Esad sonrası
rejim tartışmalarının üst seviyeye çıkması ve konu üzerinde ABD-Rusya
uzlaşmasıyla rejimin artık değişmesi gerektiği kararına varmaları ülkede oyunun
sonuna gelindiğini net bir şekilde hissettiriyor.
Her ne kadar Türkiye’de bulunan birçok Suriyeli, ısrarla bu
zamana kadar dayanan rejimin bundan sonra da yoluna devam edeceğini düşünse de
görünen o ki rejimin ülkeyi devretmesi adına geri sayım süreci başlatıldı. Bu
durum uzun bir zamana da yayılacak olsa artık rejimin miadı doldu. Gelin biz de
bu görüşlerle paralel olarak olası bir Esad sonrası durum için beklentilerimizi
kaleme alalım.
Esad sonrası Suriye için öylesine karmaşık bir durum bizleri
beklemektedir ki, bizce Esad rejiminin hâlâ bitirilmemesinin asıl sebebi burada
gizlidir. Kimse rejim sonrası duruma hazır değil ve karşılaşacak durumlar
bugünden daha dehşet verici bir hal alabilir. Ancak Türkiye’nin görevi başta
ümmetin bir parçası olan Suriye Müslümanlarını ve diğer masum insanların
geleceklerinin selameti için en hayırlı adımları atmaktır.
Bu kapsamda rejim sonrası ortamda karşılaşılacak olan
toplumun parçalanmışlığı sorunu ilk aşılması gereken noktadır. Farklı sosyal
gruplar, farklı ilişkiler, farklı çıkarlar öylesine farklı taraflarda yer
alacaklardır ki, tüm kategorilerin kutuplaşmasına sebebiyet vermeden bir an
önce uzlaşmaya varılmalıdır. Bunun için de en önemli meseleler toplumsal
uzlaşmanın yanında güvenlik ve bağımlılıktan kurtulma meseleleri olarak
karşımıza çıkmaktadır.
İç savaş, mezhepsel ve ırksal kutuplaşmanın bugüne kadar
sürekli körüklendiği ülkede toplumsal uzlaşmayı sağlamanın ilk yolu toplumun
tüm taraflarının ikna edilerek hepsinin içselleştireceği bir yönetim inşa
etmektir. Otorite boşluğunun olmadığı bir ortama toplumsal uzlaşının sağlama
alınması tabi ki de toplumun tüm kesimlerinin haklarının garanti altına
alınacağı bir Anayasa oluşturmakla mümkün olacaktır. Devlet ve toplum arası
ilişkilerin kabul edildiği, devlet organlarının tanımlandığı, ekonomik ve
sosyal sistemin ele alındığı bir anayasa ile uyumlu bir sistem inşa edilebilir.
Bunun yanında bir gerçek vardır ki, kendi güvenliğini
kontrol edemeyen hiçbir ülke tam anlamıyla geleceğine odaklanamaz. Bu nedenle
yeni yönetim kesinlikle çatışmadan yeni çıkmış ülkedeki bütün silahları kontrol
altına almak zorundadır. Sekiz zırhlı ve mekanize üç tümen çatısı altında
215.000 askerin olduğu tahmin edilen ülkede tüm silahlı kuvvetlerin yeni
yönetimin kontrolü altına alınması zorunludur. Bunun yanında Batı medyasında
ülkede çok sayıda kimyasal silahın da olduğu en başından bu yana ısrarla
gizlice söyleniyor. Yeni yönetimin olası bir dış müdahale sebeplerinden biri
olan kimyasal silahları, güvenli bir şekilde kontrol altına almalı ve bu konuda
hiç fırsat vermemelidir.
Dış müdahale demişken, ülkenin yeni döneminde hiçbir
bağımlılık altına girmeden geleceğini kendisinin belirlemesi merkezi öneme
sahiptir. Öyle ki daha şimdiden kimin ne kadar dış yardım yapabileceği
konuşulmaya başlandı. Tüm ülkenin harabeye dönmüş hali bizleri ümitsizliğe
düşürüyor olsa da, başta Türkiye olmak üzere tüm İslam dünyasının bağımlılık
oluşturma amacından uzak yardım edebilme kapasitesi de yok değildir.
Sonuç olarak Suriye’de bize göre yeni bir başlangıç için
start verildi. ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa kendi çıkarlarına uygun bir şekilde
yeni kurulacak düzeni dizayn etme girişimlerine başladılar. Sorun Suriye’de
yıllardır özlemle bekledikleri kendi ekonomik ahlaki sistemlerini kurmak
istemeleridir. Bu yolda daha yolun başındayken uluslararası kurumların yapısal
iktidarını, ekonomik yardım silahını ve gerekirse baskı araçlarını
kullanacaklardır. Baksanıza daha şimdiden en büyük korkularının İslamcıların
ülkeyi ele geçirmesi olduğunu söylemeye başladılar bile. İnşallah Müslümanlar
kendi kaderlerini kendi elleri arasına alacaklardır.