Batının çıkarlarının oluşturduğu anafor Müslümanları vurunca, taş üstünde taş kalmadı. Curcuna, telaş sokakları kapladı.
Derken, bombalar patladı, silahlar kan kustu.
Vuran da vurulan da aynı Allah’tan yardım bekliyordu. Müracaat makamları birdi. Mücahit olduklarını iddia edenlerle, pis kurşunlarla ölen mazlumların sığınakları, kullandıkları dil, halleri, yarınları aynıydı.
Göçlerin başlaması, insanlık dramına yeni sayfalar eklemişti.
Dışardan ve içerden bombalanan, yaşanmaz hale getirilen Suriye, eskisi gibi yurt değildi insanlara.
Amerika olup biteni seyretti. Fransa güldü Müslümanların haline. Almanya silah satmakla meşguldü. Ya Müslüman ülkeler? Onlar da, kendi içlerine döndüler, ümmetin ölümlerini, feryatlarını duymadılar, duymak istemediler.
Biz… Biz ne yaptık?
Müslüman halkın durumundan ziyade, esadın iktidardan düşmesiyle ilgilendik…
Farklı alternatifler oluşturarak, yeni çözümler üretmek dururken, tek bir politik çizgiye aklımıza hapsettik… Yanlışları çoğalttık.
Amerika, Batı, güvenliğini İslam topraklarında ararken… Güvenlik çizgilerini buralarda oluştururken, biz, belaların üstümüze gelmesini bekledik.
Çözümler üretmeye akıl yoracağımıza, birilerinin yönlendirilmesiyle değişik girdaplarda dönenip durduk.
Artık, gerçeklerin beslediği siyasete dönülmelidir.
Suriye’de akılcı, bu toprakların özüne uygun… Sahici tavırlara dönmek mecburiyeti vardır.
Suriye’nin toprak bütünlüğü, Türkiye’nin toprak bütünlüğü demek olduğunu bilmeliyiz… İran’daki kargaşanın bizi zora sokacağını… Dışarıdaki yangının, evimize, hanemize duman olarak döneceğini iyi idrak etmeliyiz.
Esat gitmeli… Esatsız çözüm, diye diretmenin artık bir zemini yoktur.
Soçi’de, Rusya ve İran’la bir araya gelen biz değil miyiz? Cenevre görüşmelerinin bir parçası olarak Soçi görüşmelerini izah etmiyor muyuz?
Öyleyse… Artık, var olan duruma göre… Bu toprağın emrettiklerine uygun, yeni bir hal ve eda belirlemek ve fiiliyata sokmak vazifemiz değil midir? Yanlışa direnmek zaman ve enerji kaybıdır.
Hükümet, illa Esat gitmeli… Esat gitmeli demek yerine, o topraklarda sulh ve sükûnun sağlanmasına çalışmalıdır.
Bize düşen ödev bu olmalıdır. Artık, bu toprakların huzura ve barışa ihtiyacı var… Bu topraklar yorgun, bu topraklar, dışardan belirlenen oyunların alanı olmaktan ötürü mutsuz…
Bu mutsuzluğu ortadan kaldıracak inançlı insanlardır, kadrolardır.
Fransa için, Amerika için, başka ülkeler için, bu kaosun devam etmesinin hiç önemi olmayabilir… Teşviş, kendi toprakları dışında zuhur ederse, batı mutsuz olmamaktadır.
Müslümanların akıllı olmaları kaçınılmaz… İzanla, irfanla, akılla... Dahası imanla hareket ederek, suriye yarasını iyileştirmek gibi tarihi bir ödevimiz vardır.
Gelişi güzel ve sallapati adımlar bıktırmıştır.
Ateşi söndürecek bizleriz… Bu toprakların asil sahipleri bu dumanı yok edeceklerdir… Başkalarından medet ummadan, gerçekler ışığında, suriyenin yarasını iyileştirmek gerekiyor.